...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
     ÇİNGENE  BALIĞI


       Başlığa bakıp, bu da nedir diye şaşıranlar için söylüyorum. Çingene balığı, bildiğimiz Testere balığı'nın öbür adıdır.

       Niye böyle demişler bilmiyorum;ama çingene balığı yani testere balığı barajlardaki en lezzetli balıktır. Aslında levrek diye barajlarda yakalanan balığın adı Sudak; Zurna balığı diye adlandırılan balığın (Yalnızca Hayrabolu'da böyle deniliyor) adı da Turna balığıdır.

       Asıl levrek ailesinden gelen ve gerçekten çok lezzetli olan balık, işte bu testere balığıdır.
       
       Hayrabolu ve diğer tüm köy barajlarında,özellikle Temrezli barajında epey çok ve iri olarak bulunur. Değerinin pek bilindiğini  sanmıyorum. Derisi yüzüldükten sonra, bir karış büyüklüğünde olanı kızartılıp yenilirse, biraz yağsız, kokusu yokmuş gibi gözükse de tadı çok güzeldir.

       Hayrabolu barajı aslında kerevitiyle  ünlüdür. Üstüste katlanınca tek parça olan, helezonik tel kapanlara biraz kemik ya da ölü balık konulduğunda kerevitler hemen yakalanır. Ekmeğe de gelirler.

       Hayrabolu ve çevresinde kerevite "patpat" denir. Sudan çıktığında kuyruğunu pat pat diye yere vurduğundan bu ad verilmiş. Denizdeki ıstakoz ve karidesin tatlı sudaki akrabası veya eşdeğeridir kerevit. Son derece lezzetli ve besin değeri yüksek bir tatlı su canlısıdır. Temrezli'de de epey boldur;ama en irileri Hayrabolu barajında  yakalanır. Yenen yeri kuyruk bölümüdür.

       Hayrabolu barajı yalnızca balıkları ve kerevitiyle mi ünlüdür?

       Ben söyleyeyim,bilmeyenler için.

       Baraj yoluna sapılıp biraz ilerleyince,sol alt yanda ,karamuk ve güvem çalılıklarının içinde yüzlerce serçe,bülbül ve kanarya seslerini duyarsınız. Bunlar orada bulunan  ve "kuş üzümü" denilen iri saçma büyüklüğündeki meyveleri yemeye gelen kuşların sevinç çığlıklarıdır.Ağustos sonu veya eylül ortası,bu şöleni kaçırmayın derim.

       Baraj kayalıklarını geçip de sağ taraftan tepelerin üzerinden yürüdüğünüzde,karamuk(böğürtlen) ve güvemlerin arasında belki Türkiye'de hiç görmediğiniz bir çiçekle karşılaşırsınız. Bu,bir gül türüdür. Bence endemik(yalnızca bu doğaya özgü ) bir çiçek olduğunu sandığım bu gülün rengi açık pembe,dört tane etli,kalın taç yaprağı var ve olağanüstü güzel kokulu.Yerden,otların,çalılıkların arasından çıkan bir karış boyunda, tek dalda bir çiçek.Araştırdım,soruşturdum;öğrendiğim kadarıyla ilkyaz sonuna doğru görünüp hemen bitiyor.Reçeli,yeme de yanında yat misali.

       Hayrabolu baraj yoluna girince kulübelerin,salıncakların bulunduğu yere sapmadan,sağa(Trakyaca sağya ) yukarı giden yolun her iki yanında çamların diplerinde,çevrelerinde doğal kekik evlekleri vardır.Güzel havalarda,oraya çıkıp da yüzünüzü masmavi göğe,sırtınızı yemyeşil otların üstüne verdiğinizde kulağınıza çekirge ve kuş sesleri,burnunuza mis gibi kekik kokuları gelir. Bazen yüzünüze tırmanan karıncalara aldırmayın.Giderken biraz kekik toplayıp evde gölgede kurutabilirsiniz.

       Tek uyarım oralarda başıboş dolaşan köpekler içindir.Buna neden çözüm bulunamaz bilmem.

       Bir buçuk senedir yokum,belki şu an düzelmiştir.
       
       İki de serzenişim var. Bu da insanlarımıza.

       Her yer naylon torba,ped şişeler ve peçete,tuvalet kağıdı pisliği.Sanki bu insanlar evlerinin içine  çer çöp atıyorlar.Hele pırnikçiler(içkiciler) ? Onlardan arta kalan rakı ve şarap şişeleri,kapakları,çekirdek kabukları.Çekirdek yemeyi her Trakyalı sever ama çöplerini yerlere atmasalar çok iyi olacak.Bulunduğu yeri temiz tutma,uygarlık göstergesidir.

       İkinci şikâyetim de yine insanlarımızdan.

       O güzelim Hayrabolu barajının çevresini kaplayan, suya kadar inen sazları ve çalılıkları ateşe vererek sazların içinde yaşam süren kuş,kertenkele,çekirge,saka ve dombil kuşlarının yuvalarını,yavrularını acımadan yok eden bazı kişilerin ruh sağlıklarının yerinde olduğunu sanmıyorum.Hangi zevkini tatmin ediyor o sazları,çalılıkları yakmakla?Belli değil.

       Belki de o yaşam alanı yanarken karşısına geçip Roma İmparatoru Neron gibi sadistçe gülüyordur.Kim bilir?

       Bütün bunları Hayrabolu tarihçesine bir not düşmek için yazıyorum.Umarım,dilerim bu güzellikler, sahiplenenlerce çok uzun yıllar korunur.
       
       Sağlıklar diliyorum



       SEHRİ DOĞRUÖZ
       
       16.06.2007
       
       sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.