...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
MARKET Mİ, DÜKKÂN MI ?


       Geçenlerde küçük bir elektrikçi dükkânına uğradım .Sahibiyle tanışmıştık. Selâmlaşıyoruz arada. Bir iki de alışveriş yapmıştım. O  da  emekli. Neşesiz görünüyordu biraz. Nasılsın  deyince, patladı:
       
       -Hocam hiç alışveriş olmuyor. Koca gün oturuyorum. Müşteri yok. Ev  kira, dükkân  kira. Geçim  derdine düştük. (Bana "hocam" demesi , emekli bir öğretmen  olduğumu bildiğinden değil . Tüm Konya'da  erkekler birbirine böyle sesleniyor.)

       - Neden ? Elektrik araçlarıyla ilgili insanların gereksinimi tükendi mi?

       - Yok , ondan değil.Büyük marketler herşeyi  satar oldu. Kişi her aradığını orada buluyor.

       - Olsun , seni tanıyan yine gelir.

       - Öyle deme hocam, gelmiyor.Yandaki manav geçen hafta dükkânını kapattı.Sebzeleri,meyveleri çürüyüp gidiyormuş, dükkânı zarar yazıyormuş artık. Kırtasiye,cam eşya, mobilya ,koku,ne ararsan tümü büyük marketlerde var. Kırtasiyeci ancak fotokopiyle sürdürüyor işini. Tüm dükkânlar bir bir kapanıyor. Hele küçük bakkallar,çoktan kapandı.

       - Dur,dur hemen kötümser olma.Düzelir elbet. Büyük marketleri kent dışına çıkaracaklardı,ne oldu bilmiyorum .

       - Ya, hocam , hepsi duruyor yerli yerinde. Öyle bir söylenti çıktı ya,sonu gelmedi.
       
       -  Aslında ben ufak bakkal dükkânını arıyorum .Peyniri tenekeden çıkarıp suları, salamurası üzerindeyken tartmasını, buyur hocam diyerek, gülümseyerek karşılamasını...Büyük marketlerde bu sıcaklığı göremiyorum.

       -  Bir de kredi kartı hikâyesi var hocam.Bizde onun makinesi yok. Olan da şikâyetçi.Alacağını bir süre sonra alıyor. Peşin parayla da herkes alışveriş yapamıyor.

       - Haklısın da büyük marketler insanlara  kolaylıklar sağlıyor.Biraz da ucuz mu ne ? Uygar dünyanın (!) ilk adımları bunlar sanırım. Bir de şu var, noksanımızı anımsıyoruz markete girince.Özenti de yaratıyor.Şunu da al,bu da gerekli derken bir bakmışız sepet dolmuş.Tabi harcama sınırımız da öyle. Ancak, ben  yine de küçük dükkânlardaki  içtenliği ,sıcaklığı arıyorum. Hele peynirleri streç dedikleri ince naylonla sarmıyorlar mı,ona dayanamıyorum. Peynirler hem kokuyor,hem de salamurası gittiği için lezzet sıfırlanıyor,hatta eksiye düşüyor. Zaten burada (Konya'da) Trakya'nın o nefis peynirine hasret  gidiyorum.

       -  Yapma  ya  hocam ,hiç mi bulamıyorsun ?

       -   Bir kez  Kırklareli!den  kardeşim Reha  kargoyla göndermişti;ancak bunun  ha bre  olamayacağını düşündüğüm için  vaz geçtim.Şimdilik beni  Ezine peyniri  kurtarıyor. Yoğurt işi ise  çok sakat.Hayrabolu'dayken mis gibi yeni sağılmış süt alırdık komşudan. Hanım yoğurt çalardı,(mayalardı) yemeye doyamazdık.  Şimdi öyle mi ? Hayır, marketten  alıyoruz hazır yoğurdu ; ama içindeki katkı maddelerinden lezzet yine eksilerde.

       -  Hocam , marketler  bir de etli ekmek işine  girerler mi ? İşte o zaman  battık !.. Konya'mızın etli ekmeğini kesin yemişsindir.Nasıl, beğendin mi ?

       -  Tam adamına sordun.Evet,yedim,çok beğendim ; ama...

       -  N'oldu hocam ? Tık nefes oldun.
       
       -  Olan şu. Keşke  nasıl yapıldığını merak edip görmeseydim. Etini hamura yaydırırken, ustalar hijyenik (*) eldiven  kullanırsalar belki o zaman yiyebilirim .

       -!?

       Sağlıklar diliyorum.

       (*) mikroptan arınmış,sağlıklı




       SEHRİ DOĞRUÖZ
       
       23.06.2007
       
       sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.