İŞKENCE VEYA EZİYET: İKİSİ DE AYNI ŞEY!
Böyle bir eza düşünebiliyor musunuz ?
Çocuklarımız öğrenim yaşamına adım attığı ilk günden başlayarak sürekli sınav heyecanı ve bunalımlarla karşı karşıya bırakılıyorlar.
Yakın bir zamana kadar,ilkokulu bitirdikten sonra, özel ortaokullarda okutmak ve sınav maratonunda başarılı olmalarını sağlamak için aileler, çocuklarını bir yarışçı gibi hazırlıyorlar,milyonlarca lirayı da dershanelere akıtıyorlardı.Maddi durumu iyi olan aileler çocukları için o kadar çok parayı gözden çıkardılar.
İlkokulla ortaokulun birleştirilip öğrenimin sekiz yıla çıkarılması ve adının ilköğretim okulu olmasından sonra,bu kez de OKS(Ortaöğretim Kurumları Sınavı) de başarılı olmaları için aileler yine çocuklarını dershanelere,özel kurslara göndermeye başladılar.Tabi çocuklarımızı ve ailelerini yine derin düşünce ve heyecan sarmaya başladı.
Sonra Milli Eğitim Bakanlığı,ortaöğretim kurumlar sınavında değişiklik yaptı ve OKS’nin kaldırıldığını açıkladı.
Siz şimdi sayısı yetmişi geçen türdeki liselere giriş için ,sınavın kalktığını sanmıyorsunuz sanırım.Tam tersi öğrencinin okul başarısını ön plâna çıkaran kademeli sınav sistemi getirildi.Heyecan ve tasa her aşamada kendini gösterecek .
Sonu ne olacak izleyip göreceğiz.
***
Gelelim ortaöğretime,yani liseye.
Lisede dört yıl başarıyla okundu ve lise bitti.Ya sonra ?
Eğer üniversite okumak için yapılan üç saatlik sınav kazanılmazsa,gençlerin yaptığı öğrenimin,harcanan paraların,gösterilen çabanın hiçbir değeri ve önemi kalmıyor.O zaman, bir yıl sonraki sınav için yeniden çalış,dershanelere git,sıkıntılar çek…
Buna can mı dayanır?
Nedir bu işkence?
Üç saatlik bir sınav gençlerin tüm yaşamını,geleceğini belirliyor.
Ya genç heyecanlanıp,sınav sırasında soruları karıştırır ve yanlışa düşerse ?
Ya gerilimden kaynaklanan telâşla yanıtları kaydırırsa ?
Ya sınav öncesi nezle,grip olduysa,başı ağrıyorsa,hastalandıysa ?
Sınav kapılarında gençlerin heyecanına,panik havasına hiç tanık oldunuz mu ?
Hepsinin yüzlerinde, ne olacak,ne olacağım,ya başaramazsam diye okunan endişe ve korku belirtileri var.
***
Bu yıl,bir buçuk milyondan fazla (1.640.259 ) kişi üniversite seçme ve yerleştirme sınavına girdi.Bu sayının yüzde onu,hadi yanıldık dört yüz bini üniversitede okuma şansını elde edecek.Demek ki sınava giren her dört kişiden üçü açıkta kalacak.
Yani elenecek.
Zaten bu bir eleme sınavı.İnsan düşününce akıl alası gibi gelmiyor.Böyle bir haksızlık,eziyet yapılır mı kendi insanlarımıza,gencimize?
Gelişmiş ülkelerin hangisinde bu kadar çok sınav var?
Bildiğim kadarıyla yalnızca öğretmen okuluna girişte sınav var.O da bireyin yetişmesinde önemli bir işlevi bulunan öğretmenliğin özel bir meslek dalı olmasından,bilgiyle donanmış olması gerektiğinden kaynaklanıyor.Diğer okullara giriş için genel bir eleme sınavı yok.
Oysa ülkemizde üniversiteye girişte yapılan eleme sınavını bir yana koyun,bitirdikten sonra da eleme sınavları var.
Okumak için çırpınan bu gençlerimizin çektikleri biraz fazla değil mi ?
Eleğin üstünde kalabilmek için gösterdikleri çaba,uğraş;içine girdikleri sıkıntı,heyecan;ailelerine,çevresine ve vatanına yararlı olabilme istek ve coşkusu, bir iki saatlik sınav sonunda tam bir kâbusa dönüşebilir. Sonra sokaklarda işsiz dolaşan gençler,evlerine ateş düşmüşçesine üzülen aileler.
***
Atatürk’ün bağımsızlığımızı emanet bıraktığı gençlerimize bütün bunları yapmaya hakkımız olmadığı görüşündeyim. Ben diyorum ki onları mutlandırmak için,onlara iş yaşamı ve aydınlık bir gelecek sağlamak için hepimizin,ama en çok da bizi yönetenlerin üstün çaba göstermesi gerekir.
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
30.06.2007
sehri_dogruoz@mynet.com