BİR MUSİBET
Bu sözcüğün anlamını biliyordum ama yine de Türkçe ve Osmanlıca sözlüklerine baktım. Arapça olan bu sözcük, “Ansızın gelen felâket,sıkıntı veren şey” anlamında. Mecaz olarak yani gerçek anlamının dışında ise “uğursuz veya uğursuzluk” demek.
Buradan nereye gelmek istiyorum?
Epey zamandır kullanageldiğim ve çoğu kez de kızarak yinelediğim bir atasözüne.
“Bir musibet,bin nasihatten evlâdır.”
Hani sağlıklarımızdan bir şeyler yitirdiğimizde,yanlış bir yol tutup da başımıza bir belâ geldiğinde anımsadığımız;ama artık pişman olmanın yararının pahalıya mal olduğu, yaşanan kötü deneylerin insanlara çok şey öğrettiği Türk atasözü.
Son yıllarda yaşanan somut bir olaydan yola çıkarak bu Türk atasözünün akla ve gerçeğe ne kadar çok dayandığını açıklamaya çalışalım.
SOMUT OLAY ŞU:
Küresel ısınmanın tüm dünyayı etkilemesi sonucu yaşanan aşırı sıcak ve kuraklık; ülkemizin de bundan en çok etkilenenler arasında olması.
Bilim adamları,eğer gerekli önlemler alınmazsa, dünyanın birçok bölgesinin 2050 yılına kadar çölleşeceğini belirtiyorlar.Yitirilen sulak alanların boyutu Marmara Denizi’nin yüzölçümüne yakın;yitirilen verimli toprakların alanı ise daha çok.Abartıldığını düşünen kişiler,bugünlerde Manavgat Şelâlesi’nin kurumuş görüntülerine bakıp öyle konuşsunlar.
Biz de duyarlılığımızı göstermek için bir adım atarak,06.05.2007 tarihli “Tehlike Kapıda!” başlıklı yazımızda dilimizden geldiğince,bilgimiz yettiğince ufak da olsa bazı uyarılarda bulunmuştuk.
Ama kaç kişiye ulaşabilirdik ki!
Televizyon kanallarında her gün,her gece yapılan programlarla küresel ısınma sonucu gerçekleşen aşırı sıcağın buharlaşmaya neden olduğu ve yağmurun hiç yağmamasıyla da barajların kurumaya yüz tuttuğu anlatılıyor.Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri suyun kullanımında bazı yasaklamalara gidilebileceğini açıkladılar.Su bidonları satışı patladı ve sağlığa aykırı olarak üretilmiş olan ve kanser yapıcı özelliği olan bu naylon bidonlar çok yüksek fiyatlarla halkın sömürülme nedeni de oldular.Olası su kesintileri ise insanları canından bezdireceğe benziyor.
Barajlardaki suyun eksilmesi; aşırı sıcakların etkisiyle gerçekleşen buharlaşma olayından ve insanlarımızın gereksiz su tüketmesinden kaynaklanıyor.
Buharlaşmaya bu sıcak havalarda yapabileceğimiz bir şey yok;ama bu sulardan yaşam bulan insanlarımızın da yaptıklarıyla bir musibet çağırdığı çok açık.Bir yazar,gerçeği görmek için ille de bir Mesih ya da Mehdi’ye mi gerek var,diye yazmış.
Bazı belediye başkanları bu musibeti öngöremedikleri ve önlem almamış oldukları için kendisini seçenleri ya Allah’a havale ediyor ya da köylerine,anne ve babalarının memleketlerine gidip oralarda durmalarını tavsiye ediyor.Dahası sonbahara kadar okulların açılmasının ertelenmesini bile isteyecek kadar, içine düştüğü çaresizliğin girdaplarını gülerek aşmaya çalışıyor.
İstanbul’da müftüler,imamlar yağmur dualarına başladılar.Televizyonlarda ellerin nasıl açılacağını tanımlarken izlediğimiz imamların bu duaları inşallah kabul olur!
Peki bunlar nedir şimdi? Musibet değil midir?
Deniliyor ki -ben de diyorum,herkes diyor- insanlarımız savurganca su harcamasın,suyu gereksiz yere kullanmasın,var olan su kaynaklarımızı kirletmeyelim ve kirletenlere şiddetle karşı çıkalım!
Ama gözlemlediğim o ki, bu nasihat asla yerine getirilmiyor.
Adam sende’cilik,bana ne’cilik,boş ver ya’cılık,benden sonra tufan anlayışı ve umursamazlık yüzünden musibet kapıdan içeri girdi.
Araba yıkamalara devam,akıtma suyuyla veya hortumla bahçe sulamaya devam…
ÇARE NE ?
Çare çok.Ben bir tanesini söyleyeyim.
Türkiye’nin üç bir tarafı deniz.Niçin tuvaletlerde kullanılan su denizden karşılanmaz?
Yağmuru hiç eksik olmayan,güneşe hasret İngiltere’de yıllar önce bile tuvalet rezervuarlarında (su birikim deposu) deniz suyu kullanılıyormuş.Mavi dezenfektan boya katılmış deniz suyu,tuvalet çeşme ve rezervuarlarına bağlanmış.
Bizde niye olmasın?
Denize yakın yerlerde bu bir zorunluluk olmalı ve bunun yatırımı yapılarak denizden bu yönde de yararlanılmalı…
Bir Kızılderili atasözü,içinde bulunduğumuz kötü durumun ciddiyetini çok iyi açıklıyor:
“ EN SON IRMAK ZEHİRLENDİĞİNDE, EN SON BALIK AVLANDIĞINDA VE EN SON AĞAÇ KESİLDİĞİNDE PARANIN YENECEK BİR ŞEY OLMADIĞINI ANLAYACAKSINIZ ! ”
Bu atasözü bence her eve,her kuruma büyük puntolarla yazılıp asılacak kadar güzel ve durumu açıklayan bir söz.
Musibetin gelmesini engelleyemezsek, sonra ne mi olur?
Bâd-el harab-ül Basra ! (*)
---------
(*)Bu söz bir deyimdir:Basra harap olduktan sonra yani iş işten geçtikten sonra yapılacak pek fazla bir şey yoktur.
NOT: KKTC-2 ile ilgili yazımı haftaya erteledim.
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
11.08.2007
sehri_dogruoz@mynet.com