...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
ÇEVRE DEDİĞİMİZ

5 Haziran'da "çevre nasıl korunmalı" diye bazı duyarlı kişiler çaba harcamıştı.
Ama o hafta geldi,geçti.
Bu haftanın önemi unutuldu mu?
Hiç sanmıyorum.
Çevreciler yani yaşamı,insanı doğadan bir parça olarak görüp buna müdahaleyi istemeyenler Bartın'da,Amasra'da termik santralin kurulmasına karşı çıktılar.
Ayrıca hidroelektrik santrallerin(HES) de çok zarar verdiğini savunan çevreci sivil toplum örgütleri seslerini duyurmak için eylemler yaptılar.
Sonuç olumlu,televizyonlardan izlediğim kadarıyla.
Böylelikle halkın çok önemli bir konuda duyarlı olduğu ortaya çıktı.
*
Bir Avusturyalı ile aynı tren kompartımanında yolculuk eden ve Almanya'ya çalışmaya giden vatandaşımızın karnı acıkmış.
Allah ne verdiyse yemeye başlamış.
Tabi ikramı da unutmamış.
Yemek bittiği sıralarda da Avusturyalının ülke topraklarına girilmiş.
Bizim vatandaşımız yemekten arta kalan çöpleri tam pencereden atacakken Avusturyalı bizimkinin bileğine yapışmış ve "Ülkemin topraklarını kirletemezsin, buna izin veremem!" demiş.
Yurtseverliğe bir bakar mısınız?
Ben tanık olmuşumdur,temizlik işçisinin temizlik yapıyorum diye tozları ve pislikleri denize süpürdüğüne.
Yine tanık olmuşumdur,çöp kutusu göremediği veya bulamadığı için elinde çöple gezmek zorunda kalanlara.
Günümüzde emperyalistler kendi kaynaklarını tüketmemek için az gelişmiş ülkelerin zengin doğal kaynaklarını işgal ederken ve sömürürken ülkemiz
21.yüzyıla girdi.
Sular altında kalan eski uygarlıklar,yağmalanan doğal varlıklar,yozlaştırılmaya çalışılan kültür zenginliğimiz ve ayakta zor duran tarihsel mirasımız,bence sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmazlarıdır.
Sürdürülebilir kalkınma insanların,yaşamlarını en iyi bir düzeyde sürdürebilmeleri için gereksinim duydukları doğal kaynakları,yenilenebilir biçimde yani gelecek kuşakları da düşünerek kullanmaları demek kısaca.
Değerlerimizi geleceğe taşımak uğruna içinde yaşadığımız onca güzelliklere sahip coğrafyamızı korumak için canla başla çalışmalıyız.
Doğal çevreyle sağlıklı ilişkiler kurmalı,aynı zamanda atalarımızdan bize kalan değerleri baş tacı yapmalıyız.
Yoksa üzerinde yaşama şansı ve mutluluğunu taşıdığımız bu topraklar ve doğa bizleri bağışlamayacaktır.

ÇEVRE,CANLI YAŞAMIN TEMELİ
Tüm canlılar doğal bir çevre içinde oluşuyorlar.
Doğuyorlar,soluk alıyorlar,besleniyorlar,barınıyorlar sonra da yaşamlarını tamamlayıp yine o çevreye karışıyorlar.
Sağlıklı bir doğal çevre her canlının en olağan yaşam hakkı.
Tüketilen doğal kaynaklar uygun koşullarda kendisini yenileyebilir.
Ancak insan onlara bu fırsatı verirse!
Oysa binlerce yıllık kazanımlardan başı dönmüş insanoğlu kendini tüketim sarhoşluğuna bırakmış ve "daha fazla"nın peşine düşmüş.
Bu durum böyle sürüp giderse o üretkenlik de bir gün gelecek tükenmeyecek mi?
Gideni geri getirmek zor,belki de olanaksız.
Dünyamız hava ve suyu bağrından çıkarmış,dört mevsimi oluşturan iklim güzelliklerini,gelişme ve beslenmenin ana kaynağı olan toprağı,doğa ve ormanları bizlerin hizmetine vermiş.
Peki biz insanlar dünyaya ne verdik?
Doğal kaynakları bilinçsizce tükettik.
Enerji kaynaklarını hoyratça kullanarak toprağı,havayı ve sularımızı kirlettik.
Sanayileşmenin çevreye verdiği zararları göz ardı ettik,dikkate almadık, önlem almakta geciktik;çünkü sanayileşme işsizlik sorununun bir çözümüydü.
Yeşilin ve ormanların çoğaltılması için çok çaba harcamadık.
Anız yakılmaması için yapılan uyarılara hiç kulak asmadık…
Çevre ve doğa dostu olmayı davranışlarımızla göstermemiz gerekir.
Ancak üzülerek söylemeliyim ki teoriden ve soyut bilgilerden oluşmuş birçok söylem somutlaşmıyor.
Duyarlı olanları,sorumluluk duygusuna sahip olanları kutluyorum;ama bazı örnekler için de aynı duyguları taşıdığım söylenemez.
Uygarlığın ölçüsü temizliktir,çevre temizliğidir.

NASIL ANLATMALI
Peki milyonlarca insana çevrenin ne olduğunu,çevreyi korumanın anlam ve önemini nasıl anlatacağız?
Nasıl öğrenecek bazıları ağız ve burun salgılarını sokağa atmamayı, çöpleri etrafa saçmamayı,araba küllüklerini park yerlerine dökmemeyi?
Bireysel temizlik sorununu bile hâlâ çözümleyememiş bir kişiye çevre temizliğini bir alışkanlık olarak benimsetebilir miyiz?
Daha yeni,geçenlerde güzel bir parkın köşesindeki duvarda,bir uyarı panosunda iri harflerle yazılmış bir yazı okudum.Yazı, çevreye karşı duyarlı olunmasını,etrafa çöp atılmamasını istiyor.Belediye yazmış büyük bir olasılıkla.
Bitiş tümcesi daha da dikkat çekici.
Şöyle diyor sonunda: " Attığınız çöpleri birilerinin temizlediğini unutmayın!"
Çok güzel bir söz ama anlayana;çünkü tabelânın altındaki yeşil alanda her türlü çöp göze batıyordu.(Resimde uyarı yazısının olduğu park köşesi)
Umursamazlık,görmezlikten gelme,saygısızlık ve başkaldırma yükselen değer olarak mı görülmeye başlandı?
Çevremize göz gezdirdiğimizde,eğer kentte yaşıyorsak ne bir kuş cıvıltısı,ne temiz bir gökyüzü!Hele kış gelince yoğun kömür dumanıyla artan hava kirliliği…
İnsanlar hafta sonlarında soluk alabilmek için yerleşim yerlerinin dışındaki, "rağmen" yeşil kalmış yerlere gitmekte buluyor çözümü.
Ünlü yazarımız Sait Faik Abasıyanık'ın "Son Kuşlar" adlı öyküsünde dediği gibi, "Bizler ağaçlardaki kuşları gören şanslı kuşağız,yarının çocukları bunları hiç göremeyecek!"
Ne kadar çarpıcı sözler!
İnsan yerdeki karıncayı,zıplayan çekirgeyi,uçan kelebeği görmek istiyor.
Yerleşim yerleri içinde böyle yeşil alanlar kesinlikle oluşturulmalı kanımca.
Çevreyi korumayla ilgili her zaman duyarlı olmayı öğrenmeliyiz.
Ama elimizi çabuk tutarak.
Çünkü doğal çevremiz her geçen gün bencil,umursamaz insanların yarattığı kirlilikten ötürü can çekişiyor.

Sağlıklar diliyorum.

04.12.2010

Sehri DOĞRUÖZ
sehri_dogruoz@mynet.com



SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.