DEPREM ÖLDÜRMEZ !
17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük merkezli, Yalova, Sakarya, Avcılar depremlerinin üzerinden sekiz yıl gibi uzun bir süre geçti. Sekiz yıldır,ölümlü ve maddi kayıplı bu depremin her yıldönümünde televizyon kanallarında,haber programlarında deprem nedir,nasıl olur,deprem olursa ne yaparsınız gibi soruların yanıtları bulunmaya çalışılır.Deprem konusuyla ilgili ilgisiz birçok kişi televizyonlara çıkıp,çaresiz halka akıllar verirler.
Bazısı da ülkemiz her sallandığında ekranlara çıkıp insanlara, "Depremle yaşamayı bilmeliyiz!" gibi çok bilimsel (!) ve kim sorarsa nice laboratuar araştırmalarından, incelemelerinden çıkan bir sonucu açıklıyormuş gibi konuşarak, elde ettiği şöhreti particilikte bir yer edinmek ve milletvekili olmak için kullanmaya çalışır.
Depremle birlikte yaşamak!..
Ne büyük bir söz !
Lâf üretmek çok kolay.
Bunu sanki sıradan bir kişi söylüyor.
Sen bilim adamıysan, depremin ne zaman olacağını,ne şiddetle gelebileceğini söyle!
Ya da varsayımlarını(tahminlerini) sağlam verilere dayanarak açıkla!
Ama bunu yapabilecek bir teknoloji henüz icat edilmedi ki !
O zaman,deprem tehlikesi taşıyan bölgelerde,derme çatma evlerde,depreme dayanaksız yığma blok apartmanlarda,orta ve ağır hasarlı binalarda oturmak zorunda kalan insanlara, "Depremle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz!" gibi hikmeti kendinden menkûl sözleri söyleyerek bari onları oyalama!
Bu lâf kimseyi kurtarmaz.
Senin gücün varsa asıl,üflesen yıkılabilecek zayıflıktaki binalara inşaat ruhsatı veren,orta hasarlı binaların sıvanıp boyandığı ve daha ucuz olarak öğrenciye kiraya verildiği gerçeğini bildiği halde ses çıkarmayan;su havzalarına,riskli olarak saptanmış yerlere,patates tarlalarına inşaat izni veren belediyelere sözlerinle ve bilim adamlığınla etki et!
BİZ NE YAPIYORUZ ?
Topraklarının %93'ü deprem tehlikesi altında olan,her on dört ayda,altı ve daha büyük şiddette deprem olasılığı ile karşı karşıya bulunan ülkemizde,UDK (Ulusal Deprem Konseyi) denilen resmi bir kurum,uygulama alanı kalmadığı ve güncelliğini yitirdiği gerekçesiyle lâğvediliyor.(Kaldırılıyor.)
Ama buna karşın Yalova'da,Gölcük'te,Avcılar'da,Sakarya'da aslında boşaltılıp yıkılması gereken evlerde insanlarımız çaresizlikten oturmayı sürdürüyorlar.
Artık bunun kadercilikle de ilgisi yok.Yöneticiler bu durumun ayırdında (farkında) değil mi?
Bazı yerlerde,özellikle büyük şehirlerde,kentsel dönüşüm kentsel ranta mı dönüşüyor?
Okul ve cami bahçeleri gibi açık alanların altını veya üstünü otoparka çevirmek ne kadar doğru?
Hangi yerel yönetimin içinde "Afet Yönetim Birimi" var?
Böyle bir birim oluşturmayı düşünemeyen belediyeler-düşünenlere söz yok- şimdiye kadar yıkılan binalara gevşek zeminli yerlerde inşaat izni verirken,akıllarına herhangi bir deprem afeti gelmedi mi?..
Depremden sonra oluşan hasarların belirlenip saptanması yasaya göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı,Yapı Denetim Komisyonu'nca yapılması
gerekiyor.Yetkililer orta ve ağır hasarlı binaları belirliyor,denetliyor ve sonra oluşturulan projeler yerel yönetimlere uygulanmak üzere gönderiliyor.TOKİ ise istediği arsayı belediyelerden,Milli Emlâk'tan ve Hazine'den para ödemeden alabiliyor ve sıfır maliyete yakın evler yapabiliyor.Çok güzel ama yapı denetiminden muaf(dışında)olması neden?Sanırım kendi denetim kurulları ve elemanları vardır.Olması gereken bu.
Orta hasarlı binanın bir yıl sonra yıkılması gerekiyormuş,taşıdığı tehlikeye göre.Ama nasıl oluyor da sekiz yıldır deprem geçirmiş bölgedeki binalar ayakta ve çoğu boş değil?
Yıllardır yıkım kararı için mahkemelerden sonucun çıkması mı bekleniyor acaba ?
Bu arada vatandaşlar hasarlı binalarda oturmayı sürdürüyorlar.
Hasarlı binasını satmak isteyen bazı akıllılar(!) ise çatlak yerleri sıvayıp,boyayarak daha da büyük kötülük yapıyor.Bunları duyuyoruz,okuyoruz.
ÇÖZÜM NEDİR?
Yapılacak işleri jeofizik ve jeoloji mühendisleri,deprem profesörleri artık yüksek sesle ve sinirlenerek anlatma yolunu seçtiler.
Onlar da ne yapsın?Ellerinden geleni fazlasıyla yapıyorlar.
Söyledikleri şu:Teknik ve ekonomik sorunların altından kalkılabilir;yeter ki siyasal istenç(irade) izin versin.
Daha ne desinler?
Uyarılarına kulak asan olsaydı,İstanbul'da durumun vehâmetini vurgulayan bu kadar çok bilim adamı olmazdı.Marmara Denizi'nde deprem incelemesi için bilim adamlarına ayrılan ödenek,bir yabancı futbolcunun transfer parasından az mı,çok mu bilemiyorum;ama bu iş için verilen para yetmediği için yardıma gereksinim duyuyor bilim adına ter dökenler.
Yerel yönetimler yapı ruhsatı verirken,görevlendirdikleri "fen işlerini" maddi manevi sorumluluk altına sokacaklar ki çimentodan,demirden,kısaca malzemeden çalındığı kanıtlanmış binalara oturma izni verilmesin,hatta daha başında engel olunsun.
TABİ BUNUN İÇİN ÖNCELİKLE İNSAN YAŞAMI, PARTİCİLİĞE VE YANDAŞ KAYIRMAYA YEĞ TUTULMALI.
Deprem haritaları çıkartılarak risk taşıyan yörelerdeki belediyelere, jeofizik ve jeoloji mühendisi istihdam etmesi ve raporlarının dikkate alınması yasayla zorunlu kılınmalı.
SONUÇ:
Doğa kendi düzeni içinde kurallarından asla ödün vermez.Doğanın yasalarına uymaz-örneğin deniz doldurularak üzerine binalar yapmak gibi- ve onu
hafife alırsak bir gün gelir mutlaka doğa kendinden çalınanı geri alır.Biz insanlar bilgi ve teknolojiyle doğanın üstesinden gelebiliriz;ancak kurallarını çiğnemeden,uyumlu davranarak bunu gerçekleştirebiliriz.
Depremle ilgili bilgi sahibi olmak iyidir ama yeterli değildir.
Öyle ki bu durum çoğu kez korku yaratarak insanları edilgen (pasif) duruma bile sokabilir.
Çözümün başında bilinçli olmak yatar.Bilinçlilik herkesi harekete geçirir.
Harekete geçmek demek,konunun üzerine düşmek ve önlem almak demektir.
Önlem almak da lâfla olmaz.
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
25.08.2007
sehri_dogruoz@mynet.com