YAVRUMUZ, VATANIMIZ KKTC -3
Sevgili okurlar,
Geçen haftalarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde çıkan bir gazetenin köşe yazarıyla aramda geçen mektuplaşmayı sizlerle paylaşmıştım.
Son olarak Sayın Kutlay Erk'inin bana gönderdiği ağır bir yazıya değinmiş ve bu yazıyı hiç değiştirmeden aynen köşeye koymuştum. Bu yazıyı anımsamak için KKTC-2'yi okuyabilirsiniz.
Şimdi de benim bu köşe yazarına verdiğim yanıtı sizlerle paylaşıyorum.
----
"Sayın Erk,
Öncelikle yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim. Ben de yazdıklarınız üzerinde durmak istiyorum.
Size ve hiç kimseye kötü söz söylemek aklımdan geçmez. Asla sizlere karşı önyargılı da değilim. Bana göre siz, bizsiniz. Babanızın şehit olması beni gerçekten çok üzdü; ancak sizin kullandığınız,"Şimdi siz bana ders vereceksiniz ?!.." sözü de beni üzdü.
Hiç öyle bir niyetim yok. Bu bir saldırı üslûbu. Ben kişi olarak sizin Türk askerini işgalci saydığınızı kastetmedim. Genelde böyle bir kanı uyandı bende.
Ancak dediğiniz gibi birileri bana hiçbir şey aktarmadı, yalnızca yazdığınız yazılardan ve Türkiye'deki gazete haberlerinden etkilendim.
Elli beş yaşındayım ve dediğiniz gibi kocaman insan mıyım bilmiyorum.Ama yaşım küçük de olsa yazdıklarınızdan,Türk askerinin orada bulunmasından hoşlanmadığınızı ve telâffuz etmekten kaçındığınız KKTC'yi çözüm önünde bir engel olarak gördüğünüzü anlayabilirim. Örneğin siz Türkiyeli komutan diyorsunuz,Türk subayı demiyorsunuz.
Yıllar önce Türkiyeli komutanın,bir mücâhitin karnına yumruk vurarak onu kötü ettiğini söylemekle KKTC'deki Türk insanını Türk askerine karşı kışkırtmış ve Rum'un ekmeğine yağ sürmüş olmuyor musunuz?
Ta 1967'lerde Türk polisinin sizlere "İngiliz piçi,gâvur piçi" dediğini yazmışsınız. Bunları söyleyenleri ben de şiddetle kınıyorum.
Ancak bunu söyleyenler faşist düşünceli kişilerdir.Bütün Türk polisine bu etiketi yapıştırarak,Türkiye'yi gözden düşürmeye çalışmak yakışıksız olur.
Zamanında,o günlerde Türkiye'deki üniversite öğrencileri de çok zahmet çekmiştir.
Bu durum hükümetlerle ilgilidir.
Hem sonra," Kol kırılır,yen içinde kalır! " atasözümüze ne oldu?
Bakın siz,bir yandan Sayın General Kıvrıkoğlu'nun,KKTC'nin Başbakanı Sayın Soyer'in elini sıkmamasını,dışarıya yansıtmamamız gerektiğini yazıyorsunuz.
Öbür yandan,yok Türkiyeli komutan yumruk atmış,yok Türk polisi şunu demiş gibi yazılarla ne yapmış oluyorsunuz?
Bir de tutturmuşsunuz bir aşağılanma söylemi.
Ne aşağılaması? Kim aşağılamış sizi?
Bence bu,kimilerinin AB-D'ye yaranmak uğruna uydurduğu bir gerekçe,bir paravan.
Bu kimileri,Türkiye'nin Kıbrıs'taki Türkler'i aşağıladığı gibi bir kışkırtma içindeler. Hiç,Türkler,Kıbrıs'taki Türkler'i aşağılar mı?
Yani sizleri Rumlar çok seviyor,yüceltiyor;Türkler aşağılıyor,öyle mi?
Türkiye'nin sizlere verdiği paralar sizlere helâl olsun dediğim halde,siz yine beni aşağılamakla suçlamışsınız.
Oysa ben art niyetsiz olarak diyorum ki,Türkiye tabi sizleri besleyecek,tabi sizleri bakacak,koruyacak.Bunu yapmak zorunda.Siz de bunu hak ediyorsunuz.
Size yalakalık ediyorsunuz demedim.
Türkiye'den aldığınız para karşılığı kimliğinizi koruyun da demedim.
Ancak AB'ye şirin gözükmek uğruna Türkiye ve oradaki Türk askeri dışlanmasın.
Sizin Türk kimliğinizden hiç kimsenin bir kuşkusu olamaz.
Ama bana,"Siz kimsiniz?" şeklindeki hitabınızı da hak etmedim.
Size de yakıştıramadım.
Türkiye bir gün Kıbrıs'ı kaybederse, diyorsunuz.
Bu asla mümkün olamaz,olmayacaktır da.
Zaten öyle bir şey olursa siz orada Türk bırakacaklarına inanıyor musunuz?
Rahmetli babanız - mekânı cennettir- niçin şehit oldu?
Binbaşı'nın üç masum yavrusunu, eşini acımasızca öldüren Rumlar'ın egemenliği altında siz hâlâ Türklüğünüzü koruyabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ne diyeyim? Biraz ütopik düşünüyorsunuz.(En masum anlatımla.)
Son olarak, benim değil kendi ulusalcılığınızı lütfen bir sorgulayın.
"Misâk-ı Milli ve Kırmızı Çizgiler'imiz" konusunda ben tek başıma ne yapabilirim ki, bana kocaman bir "SİZ" diyerek yüklenmişsiniz.
Yanıtım hiç istemediğim halde sizi üzdüyse,yazınızın verdiği ilhamdan dolayı olmuştur... Saygı, sevgi ve selâmlarımla."
---
Sayın Kutlay Erk'ten bir yanıt gelirse onu da köşeye alacağım.
Ancak bu arada yine aynı gazeteden ikinci olarak,Niyazi Kızılyürek adlı yazara da, bir Rum arkadaşıyla ortaklaşa yaptığı "Duvarımız" adlı bir belgesel ve yazdığı yazılarla ilgili olarak bir mektup yazmıştım. Daha öncelikli bir konu olmazsa haftaya da onu sizlerle paylaşacağım.
Amacım,yazdığım mektupları sizlerle paylaşırken gözünüzü yormak değil.
Yüzyıllardır bizim olan,her karış toprağında Türk şehit kanları bulunan ve Türkiye'miz için stratejik ve jeopolitik önemi çok olan,yitirilmesi durumunda güney sınırlarımızın -dolayısıyla tüm yurdumuzun- düşman saldırısına açık olacağı kesin olan bir vatan parçasına,...
KKTC'ye, dikkat çekmek ve azalan ilgiyi arttırmaktır.
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
01.09.2007
sehri_dogruoz@mynet.com