ELİMDE DEĞİL !
Bir gün tersleyen çıkacak beni, biliyorum.
Ama ne yapayım elimde değil! Karışmadan edemiyorum.
Bankada işim oluyor, güpegündüz, aydınlık; ama bütün ışıklar açık.
Sanki evimdeymişim gibi gözlerim elektrik düğmesini arıyor, kapatmak için.
Resmi dairelere gittiğim oluyor, ilk gözüme çarpan şey elektriklerin açık oluşu.
Dilimi tutamayıp,yüzünden hâlim selim,konuşmasından ve ses tonundan hoşgörülü olduğunu tahmin ettiğim bir çalışana hemen sorarım:
" Her yer zaten gün ışığı,aydınlık! Ya şu ışıklar ?! "
*
Müdâhale ruhuma mı işlemiş;yoksa boşuna yanıp giden enerji mi beni rahatsız ediyor, bir türlü anlamış değilim.Neyse ki uyardıklarım hep saygılı ve kibar kişiler.
Ya uzanıp ışıkları kapatıyorlar ya da amirlerinin böyle bir şeyi istediğini kırmadan söylüyorlar.
Öğretmenlik yaptığım senelerde de okul koridorlarında ve sınıflarda gereksiz yanan lâmbaları kapata kapata öğrencilerim de bana benzemişlerdi.
Sınıflarda elektrik düğmelerine en yakın oturan öğrenciyi özellikle görevlendirirdim, eğer gündüzleyin ışıklar açıksa kapatacaksın,diye.
MÜDÂHALECİ MİYİM
Aslında müdâhaleleri ve müdâhaleci zihniyeti sevmem.
Kuralsızlık dışında,özgürlükten yanayım.
Ama bazen de karışmadan duramadığım anlar olmuyor değil.
Şakacı bir arkadaşımız vardı Kırklareli'de. Şimdi belki emekli olmuştur.
Beden Eğitimi öğretmeniydi kendisi.
Bir gün sakallı bir yüzle onu gördüğümde,"Ne o sakal mı bırakıyorsun ?" diye sormuştum. Aldığım yanıt:
"Yoo,bırakmıyorum,kendi çıkıyor.Bunun için özel bir çabam yok; zaten kesince müdâhale olur. Ben müdâhalelere karşıyım arkadaş!" olmuştu.
Tabi bu bir şakaydı ve o da bunu gülerek ve güldürerek söylemişti.
Oysa,yeniden okumaya başladığım "Zeytindağı" adlı kitabında Falih Rıfkı Atay,1914'te İstanbul'da, bıyığını kesen bir zabitin (subayın) merkez kumandanlığında dövüldüğünü anlatıyor. Yine aynı devirde, "Üsküdar'dan entariyi kaldırmak yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası sormamak, hemen hemen devrimcilik gibi ileri davranışlardı."diye yazıyor Falih Rıfkı. (Osmanlı Dönemi'nde birçok erkek,Araplar gibi,entari denen uzun beyaz etek ya da zıbın giyiyordu.)
Ve yazar şöyle bitiriyor paragrafını:
"Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara,1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir."(Zeytindağı-29,32 s.)
Bizim arkadaş yaptığı şakanın doksan yıl önce gerçek olduğunu aklına getirseydi, sanırım daha değişik bir espri patlatırdı.
*
Ama bazı kişilerin yaratılışı öyledir. Ne söylese gülünç olur.
Sözünü ettiğim bu arkadaş,lisedeyken,edebiyat dersinde öyle bir espri patlatmıştı ki, kızması gereken Keşanlı edebiyat hocamız Oktay Bey bile gülmekten yerlere yatmıştı!
Aslında edebiyat öğretmenimiz çok romantik,çok duygusal bir kişiydi.Yağmur yağdığında önce sınıfta sessizliği sağlar sonra pencereleri açtırır ve o sessizlikte herkesi yağmurun sesini dinlemeye davet ederdi.
Tabi buna "Kart Mustafalar, Tatar Zaferler,Çingene Cemiller" izin verirse!
O arada bizim şakacı arkadaş Nihat İbiş -soyadını değiştirdi, Özge yaptı- herkesten önce davranıp,o sessizlikte ve ciddi ortamda,yüksek sesle:
"Aaa, su yağıyor! " demez mi? Artık ne romantizm kalırdı, ne sessizlik.
Buna edebiyat hocamız da dahil.
KİMİLERİNE GÖRE KÖTÜ BİR HUY
Karışmak,her yanlışa dur demek ne derece doğru?Ya da her an geçerli bir davranış mı?
Bilmiyorum ama eşim ve çocuklar bir gün başıma dert alacağımı söylemiyor değiller.
Huyum kurusun!
Ancak bunun da yöntemini buldum.
Değiştiremediğim huylarımla arkadaş olmaya çalışıyorum.Belki inandırması kolay olur.
Ama şimdilik başarılı olduğum söylenemez.
Yine gereksiz yanan bir lâmba gördüm mü, nasıl bir yer olursa olsun,"Önce ben!" dürtüsü karışmaya yöneltir beni.Duramaz uyarırım hemen.
Çünkü içim huzurlu olmaz, tıpkı contası eskidiği için sürekli su damlatan bir musluğun beni rahatsız ettiği gibi.
*
Bu huy yalnızca bende mi var?
Yoo,öğretmenlerin çoğunda olduğunu sanıyorum.
Hayrabolu,Doğanbey İlköğretim Okulu eski müdürlerinden Nihat Şimay Hoca'mızı pek severim.Sevgili Nazmi Kavçin'den önceki müdür.Erdoğan Bey'den iki önceki.
Gazeteci İdris'in abisi.
Kulakları çınlasın, ömrü çok olsun,şimdi Lüleburgaz'da emekliliğin tadını çıkarıyordur.
Benim çocukların ikisinin de müdürüydü.Tarihi sever, çocukları sever, güleç mi güleç.
Hasanbey Cami'nin müdâvimi.(Yukardaki resim,Hasanbey Camii bahçesidir.)
Okul kapanıp da herkes evine gittiğinde bu hocam,belini arkaya büker,ellerini iki yana sallandırır bütün sınıfları,tuvaletleri teker teker dolaşır ve akan çeşme,gereksiz yanan lâmba var mı diye denetlerdi…
İşgüzarlık mı? Hayır,asla!
İşini çok sevmekle mi ilgili? Belki, ama o da değil.
Bunun tek bir yanıtı var:
Devlet malına sahip çıkma duygusu, devlet malını koruma içgüdüsü.
Çünkü o hepimize gerekli…
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
20.10.2007
sehri_dogruoz@mynet.com