NASIL BİR CUMHURİYET
Pazartesi günü Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edilişinin 84.yıldönümü.Hepimize kutlu olsun!
Bugünlere nasıl geldik,kısa satırbaşlarıyla anımsayalım:
-Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922 tarihinde tarihi bir karar alarak halifeliği yani saltanat düzenini kaldırdı.
-25 Ekim 1923 günü gelişen bir hükümet bunalımı ve bir türlü kabinenin kurulamaması üzerine,Gazi Mustafa Kemal Paşa,Çankaya köşkünde yemek sırasında,arkadaşlarına,
"Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz." diyerek görüşünü açıkladı.
-Ancak sorun hâlâ çözülmemişti.Mustafa Kemal Paşa bunalımdan çıkış yolunun cumhuriyetin ilanıyla söz konusu olacağını açıkladı ve kanun tasarısını Meclis'e sundu.
Önce parti grubunda görüşmeler yapıldı ve grupta cumhuriyetin ilanını hedefleyen tasarı kabul edildi.Parti grubundan sonra,Meclis toplanarak hazırlanan kanun tasarısı görüşüldü ve orada da aynen kabul edildi.
-29 Ekim 1923'te,gece saat 20.30'da, "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle saltanat düzeninden cumhuriyet düzenine geçilmiş oldu.
Bu,şu demekti: "Egemenlik bir tek kişiye veya belirli bir azınlığa ait değildir,toplumun tümüne aittir."
-Cumhuriyetin ilanından sonra,aynı gün hemen cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak,
Ankara milletvekili olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk,oylamaya katılan 158 milletvekilinin tümünün oyuyla yani oy birliğiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
*
Cumhuriyet,ırk,din,dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bütün vatandaşların paylaştıkları ve yararlandıkları siyasal düzenin adıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin özünü ve yapısını oluşturan ilke de eşitlik,laiklik olmuştur.
Saltanat döneminden cumhuriyet dönemine geçmekle padişah ve halifenin hak ve yetkilerinin kaldırıldığı,Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden daha büyük bir makam olmadığı perçinlendi.
Cumhuriyet bir devlet düzenidir.Adının başında "Cumhuriyet" olup halkın iradesine ve seçme özgürlüğüne dayanmayan, hükmedici, dayatmacı, baskıcı düzenler de vardır.
Ama aslolan cumhuriyet düzeninin demokrasi tabanına oturmuş olmasıdır.
Cumhuriyette,bütün devlet düzenlerinde olduğu gibi yönetenler ve yönetilenler vardır.
Her iki tarafın da dürüst ve nitelikli olması gerekir.
O zaman şunu önemle vurgulamalıyız ki,cumhuriyetin yaşam kaynağını oluşturan unsur demokrasidir.Yönetenlerle yönetilenler eşit olarak karşılıklı sevgi,saygı ve bağlılık içinde bulunmalıdırlar ki cumhuriyet kollanıp gözetilsin.
Gerçek bir demokrasinin yürütüldüğü ve uygulandığı devlet düzeni olan cumhuriyette egemenlik ulustadır.Ulus bir araya gelerek kendini yönetenleri seçer.
Demokratik bir yönetimi yeğleyen cumhuriyet hükümetleri de kendilerini seçen millete son derece eşit,adil ve dürüstçe yaklaşmalıdır.
*
Elbette demokrasi, kendine yönelik bölücü ve terorist unsurları hoş görecek değildir.
Her türlü bölücü görüşün kendini ifade etme,örgütlenme etkinliğine affedici yaklaşmak demokrasiyle açıklanamaz.Bir cumhuriyetin,bir devletin,o sistemin uygulandığı ülkenin iç ve dış tehlikelere karşı önleyici eylemlere başvurması anlaşılabilmektedir.Tabi bunlar da demokrasinin seçenekleri içinde yapılabilir.Kurunun yanında yaş da yanabilir denilip demokratik kurallar dışına çıkıldığında cumhuriyet ile demokrasi arasında çelişki doğabilir.
Halkın oylarıyla seçilerek meclise gidenler ile yönetilenler çelişki içinde olursa kargaşa doğar.
Bu yüzden halk da,seçtikleri kişiler de uyanık olmak zorundadırlar.
Demokrasiyi bir yönetim tarzı olarak kabul etmiş düzenlerde,her görüş ve düşüncenin kendini ifade edebilme ve örgütlenebilme özgürlüklerinin de bir sınırı vardır.
Kendinden başka hiçbir görüşe hak ve hukuk tanımayan,yalnızca kendi düşünce ve yaptırım sınırları içinde,kendisinin izin verdiği kadar bir özgürlük tanıyan rejimler,oligarşi dediğimiz güçlü bir azınlığın yönetimi ele geçirip çoğunluk olan millete baskı yapmasıyla bilinirler.
Savaş alanlarında şehit düşen Mehmetçikler'in kanları pahasına kazanılan özgürlük,
yalnızca cumhuriyetin temelini oluşturan kutsal bir kavram olarak kalmamalıdır.
Çağdaş Türk insanına düşen,cumhuriyetin değerini bilmek ve onu yüceltmek olmalıdır.
Cumhuriyetin temel değerlerine ters düşen bir demokrasi yanlıştır.
Yolsuzluğun yanında olan,adil ve eşitlikçi davranmayan bir yönetim demokratik olamaz.
Toplumun bir kesimi herkesten gizlenerek pazar artıklarını akşam saatlerinde toplarken,açlık ve yoksulluk sınırları resmi rakamlarla yukarı sınırlarda gezerken;küçük bir azınlık ise büyük gösterişlerle milyon dolarlık düğünler yaparsa,düğün davetiyelerini başka bir ülkeye uçakla götürecek kadar halktan,milleten kopuk bir yaşam sürerse…
O ülkede demokrasiden,eşitlikten ve adaletten söz edilebilir mi?
*
"Benim nâçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebed pâyidar olacaktır."diyen Atatürk,cumhuriyeti en çok güvendiği gençlere emanet etmiştir.
Atatürk, 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde 36 saat 33 dakikada, 6 günde okuduğu Söylev(Nutuk)in son bölümünde gençliğe seslenmiştir.Metni tümüyle kendi kaleminden çıkan bu uzun konuşmasıyla Atatürk,19 Mayıs 1919'da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın nasıl verildiğini ve cumhuriyetin hangi koşullarda kurulduğunu anlatır.Tümüyle belgelere dayandırdığı bu konuşmasının sonunda,ulaşılan başarıyı Türk gençliğine emanet eder.
Gençlerden bağımsızlığın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuzluğa değin korunmasını ister.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 10.yıldönümü nedeniyle yapılan bayram geçit töreninde Atatürk,
Türk Ulusu'na şu sözlerle seslendi:
" …Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.Bu işlerin en büyüğü,temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.Asla şüphem yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği bundan sonraki gelişimiyle geleceğin yüksek uygarlık ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır…
(…) Ne mutlu Türk'üm diyene! "
Yaşasın Laik Türkiye Cumhuriyeti!
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
27.10.2007
sehri_dogruoz@mynet.com