AT KESTANESİ
Hayrabolu'yla ilgili dikkatimi çeken her şeye değineceğim.
Tabi orada yaşadığım on beş yıl süresince aklımda kaldığı kadarıyla.
Gün gelir de yok olursa değindiklerim,varlığının belgesi olarak satırda kalır hiç olmazsa.
Sözünü edeceğim üç ahbap,üç ağaç.
Biri AT KESTANESİ.
Diğeri DEFNE.
Ve üçüncüsü IHLAMUR.
Örneğin,Hayrabolu'da "at kestanesi" ağacı bulunduğundan haberiniz var mıydı ?
Hem de çınar ağacı kadar büyük ve görkemli.
Peki, n'olmuş varsa? Ne özelliği var ki at kestanesinin,diyebilirsiniz.
Lütfen kulak verin o zaman…
Yaz aylarında beyaz, pembe çiçekleriyle dikkati çeken bu süslü ağacın sonbahara doğru meyveleri yerlere düşer. Dikenli gömleği kuruyup da çatladığında içinden iki tane, kestaneye benzeyen, kahverengi,sert meyveler dökülür.
Bunlar at kestanesi ağacının tohumlarıdır.
Hayrabolu Barajı'nda önüme denk gelen yere çok sayıda bu tohumlardan ekmişimdir.
Hiç gidip de bakmadım,iki yıldır da orada yokum; ama belki fide,fidan biçiminde bir yerlerde çıkmışlardır.
Aslında ceviz de ekmiştim,o karamukların olduğu yerlere.Ama bir karıştan sonra ortadan kayboluyorlar.Küçük çalılarla sakladığım halde ya bitkiyi tanıyanlar çıkarıp alıyor ya da davar sürüleri geçerken koyunlar yiyor.
Neyse,dönelim at kestanesine.
Biraz araştırdım ve bu ağacın çok ilginç özellikleri olduğunu öğrendim.
Örneğin,özellikle bayanların,daha genç görünmek için ilgi gösterdiği kırışık giderici kremlerin ana etken maddesi,at kestanesinden elde ediliyor.
At kestanesi meyvelerinden (tohumlarından) yapılan krem ve yağların cilt sorunlarına kesin çözüm getirdiği yazıyor internette.
Ayrıca varis,romatizma ve kas ağrılarına da iyi geliyormuş.
Ama her şeyden önce görkemi,görünüşü ve gölgesi bile yeter bu ağacı sevmek için.
Evde at kestanesi yağı yapmak içinse:
Sonbaharda olgunlaşan tohumlar kabuğundan çıkarılıp rendeleniyor.
Bir kavanozun üçte birine dolduruluyor.
Üstünü kapatacak kadar da "sızma zeytinyağı" ekleniyor.
Kızgın güneşte otuz,kırk gün bekletiliyor.Bu arada her akşam çalkalanıyor.
Daha sonra süzülerek bir cam şişede,serin bir yerde saklanıyor.
İşte,artık onca para verip alacağınız cilt sağlığı yağınıza parasız sahipsiniz demektir.
Gereksinim duyduğunuz her durumda vücudun her yerinde bu yağ kullanılabilirmiş.
Tabi bunu elde etmek için biraz uğraş,biraz zahmet ve zaman gerekiyor.
Ama emeksiz yemek de olmuyor.Cilt yağı elde etmek içinse beş altı tanesi yeterli.
Konya'da o kadar çok ki bu ağaçtan!Demek iklimi aynı ki Hayrabolu'da da yetişebiliyor bu güzel ağaç! Kasımın ortaları, sonbaharın sonu,kış yüzünü gösterdi.Yapraklar yeşilden sarıya yavaş yavaş döndüler.Tek tek de düşüyorlar artık.At kestanesi toplamanın tam zamanıdır.
AĞAÇLAR NEREDE
Tabi ağaçların nerede olduğunu biliyorum.
Özelliklerini ve ne işe yaradığını da internetten okudum,sizlere aktardım.
Eğer araştırılacak olunursa insanlara acı veren,rahatsızlık oluşturan birçok sıkıntının çözümü
at kestanesiyle olası.Tohumları yerlerde çürüyüp giden,kimsenin dönüp bakmadığı bu ağacın görkemi ve gölgesi ise olağanüstü güzel!
Bu ağaçlardan Hayrabolu Kaymakamlığı bahçesine girişte,sağ tarafta,kameriyenin (çardak) hemen önünde,iki tanesi-emin değilim,üç de olabilir- dev boylarıyla gökyüzünü kaplamış durumdadır.
Bence tohumlar ziyan edilmeden toplanıp küçük bir yerde fide elde edilecek sonra birçok yere bu fideler dikilecekBu ağaçların değerini bilelim.
Her türlü iklime göğüs germiş,direnmiş bu yiğit varlıklar,kim bilir ne çeşit koşullar içinde bir ağaç haline gelmiştir?..
Defne ağacına gelince…
Onun da nasıl değerli bir ağaç olduğu sanırım herkes tarafından biliniyordur.
Yaz kış sürekli yeşil kalan,yaprakları yemeklere hoş bir koku vermesi için kullanılan,
yağından güzel kokular yapılan bu ağaçtan da yıllarca görev yaptığım Hüseyin Korkmaz İlköğretim Okulu'nun bahçesinde var.
Umarım Sadi Kıyak Öğretmenevi komşu duvarına yakın olup görünümü kapattığı için kesilmemiştir.
Okuldayken ne zaman bahçeye çıksam,bir yaprağını eller,elime geçen o mis gibi kokuyla içimi açardım.
Ya Trakya'mızın gözdesi ıhlamur ağaçları?
Konya'da da çok var.Yabanıl olanlarının çiçekleri kokmuyor.
Ama Hasanbey Camii'nde bulunan,görkemi ve gölgesiyle hemen fark edilen " ıhlamur ağacı"
şu an bile gözümün önünde.Altındaki banka oturup ilkyazın tadını çıkarmak doyumsuz bir zevk.
Büyük bir ağaç ama yüzyıllara kafa tutan o muhteşem camiyi kapatmıyor.
Bahçenin önündeki ulu ceviz ağacına küskünüm.
Çünkü olağanüstü güzel ve tarih tüten Hasanbey Camii'nin görülmesini engelliyor.
Aslında yine cevizde suç yok,fidanı dikenin düşünememesi.
Aman kesilmesin,bu kez de cami üzülür!Benim küskünlüğüm de çoktan geçti.
MUTLULUK NEDENİ
Gerçekten kök saldığı yerin doğasına uyum sağlayıp oralı olmuş bu yıllanmış ağaçlar,ben de sizdenim diyor.Ağzı dili yokmuş gibi görünseler de bize el sallayışları,rüzgârla kol kola girip yapraklarıyla hatırımızı sormaları,göz zevkimiz için ellerinden geleni yapmaları,güneşten bunalanlara kanat açıp onları serinletmeleri az bir şey midir?
"Kıyâmet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse,mutlaka onu diksin,bırakmasın."diyen yüce dinimizin peygamberi Hz.Muhammed bu sözüyle birçok akla önderlik yapıyor.
Buralardan benim de avuntum,Hayrabolu Barajı'na ektiğim at kestanesi ve cevizlerin kök salması.
İnşallah, ektiğim tohumlar tutar,büyür ve birer ağaç olurlar da yaz günü sıcakta, gölgesinde biri serinler veya üzerinde birkaç kuş yuva yapar,ben de mutlu olurum…
Sağlıklar diliyorum,
SEHRİ DOĞRUÖZ
17.11.2007
sehri_dogruoz@mynet.com