...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
YERLİ  MALI  TORYUM
12 -18 Aralık tarihleri arasında yurdumuzda, "Yerli Malı Haftası" kutlanıyor.
Şimdiki adıyla "Tutum,Yatırım ve Türk Malları Haftası."
Yıllar önce okul yaşamımdan en çok anımsadığım bu haftadır.
Çünkü Yerli Malı Haftası çok özen gösterilerek kutlanılan bir haftaydı o zamanlar.
Bu konuda öyle tutucuyduk ki yabancı bir mal kullanmayı suç ve ayıp sayıyorduk.
Şimdi ise bunun tersini o kadar çok kanıksadık ki! Neye el atsak yabancı.
Gerçi ilkokul zamanımızda da her öğle arasında içtiğimiz sütün, toz şeklinde
Amerika'dan geldiği söylenip duruyordu.
Yerli malı,Türk'ün malı;her Türk onu kullanmalı!
Bu  söylemle tutumlu olma ve yerli malını savurganca kullanmama duygusunu içselleştirmiştik.
Şu an ise yabancı mal kullanmak ve dışardan gelen yiyecek maddelerinden almak olağanlaştı.
Pazarlarda ve marketlerde insanlar hormonsuz ve ilâçsızdır diye yerli malı yiyecekleri daha fazla para ödeyerek alıyorlar. Ama sanırım biliyorlardır;köylüden alınan sebzelerin ve yerli diye satılan besin maddelerinin tohumları da Amerika veya diğer dış ülkelerden geliyor.
Söz gelimi, köylü ithal domates tohumu alıyor,ekiyor ve olgunundan tohum alayım da gelecek seneye tohumu bedavaya getireyim diyor.
Diyor da becerebiliyor mu bakalım? Hayır.
Elin gâvuru öyle tohum üretmiş ki elde edilen üründen tohum çıkmıyor ya da çok az çıkıyor.
Kısaca emperyal (yayılmacı) düşünce nasıl da ağırlığını koyuyor olaya?
Eğer köylü sebze ekmek istese tohum için dışarıya gereksinim duyacak.
Satın almaya kalksa,örneğin hibrid (melez) domates tohumunun bir kilosu 20-22 bin YTL.
Nasıl alsın? Sebze tarımcılığı tepetaklak,güm!
Zaten tohum da üretemez köylü,çiftçi,ziraatçi.Neden mi? Biraz zor da onun için.
03 Kasım 2006'da Meclis'e getirilen " Tohumculuk Yasa Tasarısı" TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı ve 08 Kasım itibariyle Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yasayla getirilen kısaca şu:Artık sertifikasyon işlemine tâbi tutulmadan,analiz raporu alınmadan,
uygun şekilde ambalajlanmadan tohumluk alıp satmak yok.Cezası  milyarlarla ölçülüyor.
Eskiden kalma,anam babam tohumları olanlar-tabi bulabilirlerse-kendilerine kadar sebze yetiştirirler artık.Artanlardan da bize kalırsa ne âlâ !
Biyolojik güçten de yoksun kalarak tarımda da dışa bağımlı olduk mu sonunda?
Önceden kendi kendini besleyebilen ender ülke olma şansına sahipken şimdi yerli karpuzumuz,
fasûlyemiz,pirincimiz ve daha birçok sebze ve meyvemiz sizlere ömür.
İthal tohumlara da ad takmışlar: " İntihar Tohumları."
Çünkü elde edilen ürünler bir yıl sonrası için tohum da vermiyormuş.
Elektrikli araçlarımız sanki farklı mı?Onlar da öyle, hep dışardan.
Kendi ürettiğimiz de var ama parçalarının büyük bir bölümü yine ithal.
Yani parçası dışardan gelen fason üretim bu.
Ülkemiz 100 dolarlık ihracat için 115 dolarlık ara malı (hammadde) ithalatına gereksinim duyuyor.
Bu şu demektir:Birçok alanda araç gereç kullanmak için elin yabanına bağımlıyız.
                                                                         *
Yıl  1923. 17 Şubat'la  04  Mart  arası.
Yani ülke yeni düşmandan kurtulmuş.Lozan Antlaşması henüz imzalanmamış.
İzmir'de bir İktisat (ekonomi) Kongresi toplanıyor Atatürk'ün önderliğinde.
Kongrede alınan kararlarda önemle vurgulanan görüş şudur:
"Bir ülkenin bağımsızlık ve egemenliği, gereksinimlerini öz kaynaklarından karşılamasına bağlıdır."
Bu kongrede Türkiye'nin kalkınmasının ancak  Misak-ı İktisat (Ekonomik And,Yemin) kural ve anlayışıyla;tutumlu olma,ulusal kaynakların işletilmesi,yerli fabrikaların kurulması ve paranın dış ülkelere gitmesinin önlenmesiyle gerçekleşebileceği anlatılmıştır.
1923 İzmir İktisat Kongresi'nin önemli kararlarından birkaçı hangileridir?
"Hammaddesi yurt içinde yetişen ya da yetiştirilen sanayi dalları kurulmalıdır."
"Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır."
"Hırsızlık,yalancılık,ikiyüzlülük ve tembellik en büyük düşmanımızdır."
"Türkiye,milli sınırlar dahilinde LEKESİZ BİR BAĞIMSIZLIK ile dünyanın barış ve gelişme unsurlarından biridir."
İktisat Kongresi'nde alınan kararların en önemlilerinden biri daha şuydu:
"Devletimizin,madenlerimizi kendi ulusal üretimimiz için işletmesi ve yeraltı servetlerini herkesten çok tanımaya çalışması gerekmektedir."
Emperyalistler ülke topraklarımızın,denizlerimizin altındaki ve üstündeki zenginliklerin farkındadırlar.
Zira uydu teknolojisiyle yapılan araştırmalarla petrol ve diğer madenler açısından son derece zengin bir ülke olduğumuz bir sır değil.Bunu anlayabiliyoruz.
Emperyalistler bunlara konmak ve bu zenginlikleri kendi ülkelerine hortumlamak için her şeyi yaparlar.
Bunun için paraya ve güce tapan işbirlikçileri kullanırlar.
Yakın komşumuz Irak'ta olanları izliyoruz.Bir milyondan çok masum insanın katledildiği,taciz ve tecavüzlerin yaşandığı Irak'ı işgal eden emperyalistler bu ülkeye demokrasi getireceğiz diye girmişlerdi.
Oysa şimdi anlaşıldı ki demokrasi getirme,uydurma bir gerekçedir.
Asıl amaç daha Irak Devleti kurulmadan önce Osmanlı Devleti'nin bir parçası olan ve Türkiye'nin Misak-ı Milli(Ulusal And) sınırları içinde bulunan Musul ve Kerkük bölgesinde bulunan zengin petrol yataklarına,enerji kaynaklarına tek başına sahip olma isteğidir.
                                                                          *
Türkiye ise 120 trilyon dolarlık petrole eşdeğerde nükleer enerji üretebileceği bilim insanlarınca kanıtlanmış "toryum" madeni açısından çok zengin.1 ton toryum = 1 milyon varil petrol.
Hem de bu madenin radyasyon tehlikesi de yokmuş.Açın internet gazetelerini okuyun,her şeyi yazıyor.
Dünya toryum rezervlerinin (birikim) yarıdan fazlası Türkiye'de,Batı Anadolu'da bulunuyor.
Tüm dünyada toplam 1.754 bin ton var,Türkiye'de ise  kesin 380,tahmini 800 bin ton.
290 bin tonluk rezervi bulunan Hindistan enerji geleceğini toryum madeninde arıyor.
Hiç toryumu bulunmayan Japonya'da bu madenin araştırması yapılıyor.
Ülkemizin üniversitelerinde bu konuda inceleme yapan çok az sayıda bilim insanımız var.
Bunlar gerçekten çok değerli ve kolay yetişmeyen insanlardır.
Tam bu kişileri gözümüz kadar korumalıyız diyecekken…
30 Kasım 2007'de Isparta'daki uçak kazası (!) hemen aklımıza geliyor.
Kuşku yüklü soruların yöneltildiği ve yanıt bulunmadığı böyle bir kazada 57 kişi ölüyor.
Ölenlerin arasında bulunan altı kişinin "toryum maddesi" üzerinde çalışmalar yapan nükleer fizikçiler olması üzüntümüzü daha da arttırıyor ve bizi düşündürüyor.
Prof.Dr.Engin Arık toryumu ülkemiz için kurtarıcı olarak nitelendiren kişidir.
Ne yazık ki bu değerli bilim insanları ülkemizin enerji geleceği konusunda bilgilendirme çalışması yapmak üzere düşen uçakla Isparta'ya gidiyordu.
Sizlere sürekli kötü olaylardan söz etmek çok can sıkıcı ama gerçeklerden de kaçamayız.
Yoksa içimden gelerek sizlere "Yerli Malı Haftası" kutlu olsun demek istemez miydim?

Sağlıklar diliyorum.




SEHRİ DOĞRUÖZ
       
08.12.2007
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.