AĞAÇ SEVGİSİ VE MEVLÂNÂ
Yaşadığım,gezdiğim yerler içinde Konya kadar çevresini yeşillendirme,ağaçlandırma çabası ve isteklisi başka bir şehir var mıdır,bilemiyorum.Belki de vardır ama bu denli ağaç sevgisi,ağaca ve yeşilliğe saygılı bir yer tanımadım desem abartmış olmam.
"Kuru duayı bırak,ağaç isteyen tohum eker."diyen Mevlânâ bu konuda da herkese örnek olmuş.
Su kısıtlı ama var.
Doğru dürüst ormana sahip değil ama bayırı olmayan,dümdüz bir ovada kurulmuş olan
Konya'da her yer ağaçlık.
Ne demiş Hz.Mevlânâ : " Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? "
Bu açıdan yönetenleri kutlama hakkını teslim etmek gerekir.
Yeni yapılan yolların orta ve kenar kaldırımlarına dikilen fidan ve genç ağaçların gölgeleri insanı örter.
Eleştirdiğim tek nokta belediyenin ağaçlar için gerekli suyu yer altından elde etmeleri.
Belki de çareleri bu.
Ancak yakın bir gelecekte "küresel ısınma" gerçekliği söz konusu olduğunda
-dilerim olmaz- yer altı sularına çok gereksinim duyulacak.
YEŞİL KONYA
Özellikle Meram'da,sokak araları çok geniş ve evler en çok iki, üç katlı olduğundan ağaçlar da,insanlar da soluk alabiliyor.
Sanırım, "Yaş ağaca balta vuran el onmasın!" atasözüne en çok burada uyuluyor.
Konya'da türbe önünde evi,Meram'da bağı olmanın zenginlik ölçüsü olarak algılandığını okumuştum.
Biliyorsunuz Mevlânâ Hazretleri Meram bağlarında gezinmeyi çok severmiş.
İlk şiirlerini (İlk 18 beyit) kendi yazısıyla kaydeden Mevlânâ,yeşillikler arasında mürîtleriyle dolaşırken rubâilerini (dört mısralı,uyaklı şiir) söyler yanındakiler de not ederlermiş.
Ayrıca sohbet ve semâ meclislerinin Meram bağlarında kurulduğu ve Mevlânâ'nın, mesnevisinin en görkemli beyitlerini buradaki dost meclislerinde söylediği bilinmektedir.
Söz Mevlânâ'dan açılmışken onun insan sorumluluğuyla ilgili bir öyküsünü sizlerle paylaşayım.
"Adamın biri izinsiz bir bağa girmiş ve zerdali ağacını silkerek meyveleri yemeye başlamış.
Bunu gören mal sahibi, 'Allah'tan korkmuyor musun?' deyince adam, 'Neden korkayım. Ağaç Allah'ın ağacı,ben de Allah'ın kuluyum.Allah'ın kulu Allah'ın malını yiyor.' karşılığını vermiş.
Bunun üzerine bağ sahibi adamı ağaca bağlayarak bir sopa ile dövmeye başlamış.
Sopanın acısına dayanamayan adam,bağ sahibine 'Allah'tan korkmuyor musun?' deyince bağ sahibi,
'Niçin korkayım.Sen Allah'ın kulusun.Bu da Allah'ın sopası.Allah'ın sopasını Allah'ın kuluna vuruyorum.' demiş."
Böylece Mevlânâ çalma eyleminden dolayı adamı sorumlu tutmuştur.
Çamlıbel de denen ve Meram Çayı'nın aktığı Meram bağlarında Mevlânâ'nın da sıkça ziyaret ettiği Tavus Baba (Tuzcu Baba) türbesi bulunuyor.
Tabi oradaki görevliler, insanlarımızın yanlış bir inanışla,dileklerinin yerine gelmesi için,
türbenin köşe ve pencere kenarlarına tuz bırakmalarına,o tuzdan tatmalarına engel olmaya çalışıyorlar.
Kutlu bir kişinin kabrinde içtenlikle dua edip güzel dileklerle oradan ayrılmak varken,
aslı astarı olmayan ve yalnızca cahil insanların eğilim gösterdikleri bu tür uygulamalara ilk önce din adamları karşı çıkıyorlar zaten.
Şu an Meram'da,Mevlânâ'nın gezdiği zamanlardaki gibi tesislerin olmadığı dingin bir ortam bulmak kolay değil;ama görkemli ağaçları,yeşil örtüsü,tarihsel köprüsü ve Tavus Baba Türbesi'yle herşey olduğu gibi duruyor.
Yolu düşenlerin kesinlikle görmesi gereken,Mevlânâ'nın yürüyüş yaptığı,sohbetler ettiği,şiirlerini söylediği Meram Çamlıbel dinlenme yerleri, yazın sıcaktan bunalan kişilerin serinlemek için seçecekleri en iyi yerlerden biri.(Resimde,Konya-Çamlıbel'den bir görünüş)
YILLANMIŞ AĞAÇLARI KORUMAYA ALMIŞLAR
Ağaç kesme bir yana,dal bile kesmek yok buralarda.
Ulu kişilerin ağaç kesmeyle ilgili sözlerini okuyunca buna Konyalıların uymada yarış ettiklerini anlayabiliyorum.Fatih Sultan Mehmet'in "Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim."diyerek ağaca verdiği değeri düşündüğümüzde,Atatürk'ün Yalova'da bir çınar ağacını kesilmekten kurtarmak için kendi köşkünü raylar üzerinde beş metre niçin yürüttüğünü anlayabiliyoruz.
Konya'da kaldırım kenarlarındaki kalın,büyük ağaçların dallarına bile hiç dokunulmamış.
Ağaçlar,kaldırımlara uzanmış olan dallarını yukarıya kaldıramayacağına göre kaldırımda yürüyen insanlar kafalarını eğip öyle geçiyorlar.
Dikkatsiz olduğum bir gün markete girerken kafam alçak bir dala çarpmıştı.
Girişe yakın bir ağacın dallarına dokunmadıkları için gözümden kaçmış.
Çalışanlarını uyardım alçaktaki bir dalın kesilmesi için.
Aradan epey zaman geçtiği halde dal kesilmeyince niçin diye sormadım bile.
Durum anlaşılmış ben de dersimi almıştım.
Kesme isteğimi kibarca ve ricâyla yaptığım halde çalışanlar bana,
"Nasıl böyle bir şey isteyebilir?" diyen gözlerle bakmışlardı.
Bir yanda Konya'daki bu ağaç sevgisi;ülkemizin başka bir yanında da tarla açmak için orman yakan, villa yapmak için veya çevre düzenlemesi uğruna ağaçları acımasızca katleden insanlar…
Bunları karşılaştırınca,düşünüp üzülmeden edemiyorsunuz.
*
Atatürk 18 Şubat 1931 günü dokuzuncu defa geldiği Konya'da 11 gün kalmış ve bu arada 21 Şubat gününü tümüyle Mevlânâ Müzesi'nde geçirmiştir.
Atatürk'ün ,"O çok büyük bir dâhi,çağları aşan bir yenilikçi." dediği Mevlânâ'yı bir şiiriyle analım:
KENDİME YEDİREMEM
Düşman saçma sapan lâflar eder,duyar can kulağım.
Benim için kötü şeyler düşünür,görür can gözüm.
Üzerime köpeğini salar,ısırır köpek ayağımı.
Çok acılar çekerim,çok acılar.
Köpek değilim onu ısıramam,ısırırım dudağımı.
Büyük kişilerin sırlarına ortağım,gene de nah şu kadar övünemem.
Bütün ayıplar bende ama,ne yapıp yapmalı,ulaşmalı dostlara.
Geride kalmayı kendime yediremem.
Mevlânâ'nın 734.Vuslat Yıldönümü nedeniyle Konya'da on beş gündür etkinlikler düzenleniyor.
17 Aralık 1273 Pazar günü ölen Hz.Mevlânâ,yaşamını " Hamdım,piştim,yandım."sözleriyle özetlemiştir.
Ölüm gününe "Düğün Günü" veya "Gelin Gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu.
Dostlarına da ölümün ardından ah,vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
Sağlıklar diliyorum.
SEHRİ DOĞRUÖZ
15.12.2007
sehri_dogruoz@mynet.com