BU KÖŞK KİMİN?
KİRKOR'UN.
Aydın'ın Ege Denizi kıyısındaki şirin ilçesi Didim'e gitseniz ve bir bilene sorsanız:
"Şu evler kimin?"
"John'un, Charles'ın."
"Şu site kimlere ait?"
"İngilizler'e."
Güney bölgemizde tatil mi yapıyorsunuz? Örneğin Alanya'da,kendi ülkenizde,sordunuz:
"Şu binalar kimin?"
"Hans'ın,Peter'in."
Fransızlar güzel kumsalı ve doğasıyla ünlü Kemer'i uzak tutarlar mı?
Fransız tatil köyünde sorun bakalım bir bilene.Şu konutlar kimin?Alacağınız yanıt:
"Jacques'ın,Pierre'in."
Tabi adlar sanaldır ve örnek olsun diye seçilmiştir.
Ama şimdi vereceğim bilgiler bazı internet gazetesi haberlerinden alınmıştır:
"Kuşadası'na 70 km. Bodrum'a 110 km. uzaklıktaki Didim'de yaşayan İngilizler'in sayısının on bini geçmesi bekleniyor.Resmi rakamlara göre 3.500 İngiliz Didim'den ev satın almış.
Hatta İngilizler burada beş bin kişilik site kuruyorlar.
İngilizce gazeteleri,tabelâları ile dikkati çeken Didim'de yakında bir İngiliz mezarlığı ve bir kilise yapılması düşünülüyor.
GAP Bölgesi'nde Kilis,Mardin ve Gaziantep'te en çok Suriye'lilerin taşınmazı var:1870'ten fazla.
Hatay'da il yüzölçümünün binde beşi aşması nedeniyle yabancıya toprak satışı durdurulmuş.
Zira yabancıların ülkemiz genelinde edinebileceği alan yasaya göre 2.5 hektarı ve il yüzölçümünün binde beşini geçmemesi gerekiyor.Bu 2003-2005 yılları arasında 30 hektardı,2006'dan sonra düşürülerek 2.5 hektara indirildi.(www.tkgm.gov.tr)
Ama yabancıların 'dolaylı satışlarla' birlikte aldıkları gayrımenkûl (taşınmaz mal) miktarının bilinenden çok daha fazla olduğu belirtiliyor."
Peki bu insanlar ülkemizde konuk mudurlar?
Yani ülkemize turistik gezi için gelmiş ve geçici bir süreyle kalacak ve gidecek yabancılar mı?
Hayır,çoğunun kendi üzerlerine tapuları var.
Hatta Didim'de sayıları öylesine çok ki, belediye su faturalarını İngilizce olarak kesiyor.
Yazık,İngilizler dillerini unutmasınlar(!)
Biz zaten bunun için o kadar hevesliyiz ki(!)
Kendi dilimiz içine de birçok İngilizce sözcük katıyor, çeviri kokan sözcükler kullanıyor ve hatta
vurguları bile Türkçe'den kaydırıyoruz.
Bazen çarpıtma öyle boyutlara varıyor ki, kullandığımız birçok sözcüğün yarısını işgal etmiş bile yabancılar.Örnek mi? Buyurun.
Banyo veya duş almak, çay ya da kahve almak,telefonda sesini alamamak ve benzerleri…
Yabancılar sahil kenarlarında,olağanüstü güzellikteki manzaraya sahip vatan topraklarımızdan yasalar çerçevesinde(!)evler,arsalar satın alıp tapularına sahip oluyorlar.
Bankalarımızın yarısı neredeyse (% 43) yabancılar tarafından satın alındı.
En önemli fabrika,işletme ve kârlı şirketler yine yabancılara satıldı.
Gerçi satın aldıkları evleri,toprakları sırtlarına alıp götürecek halleri yok(!)
Böyle söyleniyor; ama o kadar basite indirgemek de çok doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor bana.
Girit'in tarihi okunacak olunursa görülecektir ki yüzyıllarca Türkler'in olan ve 19.yüzyılın başında 200.000 Türk'ün yaşadığı bu Akdeniz'in beşinci büyük adası,Yunanlılar'ın ve emperyalistlerin oyunlarıyla elimizden çıkmıştır.Sisam,Oniki Adalar ve Meis de aynı biçimde.
27 Temmuz 1909'da,dış müdahalelerle, Osmanlı askerleri Girit'ten çekilir çekilmez Yunanlılar bayraklarını Hanya Kalesi'ne dikmişlerdir.
Girit 1912'ye kadar hukuken Osmanlı'ya bağlı sayılmıştır.
Rumlar,Yunanlılar ve emperyalistler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Türk askerinin varlığını niçin istemiyor? Bunu çok iyi anlamak gerekir.Aynı şeyler orada da olabilir.
Lübnan'da,Fransa'da,Amerika'da ve dünyanın bazı yörelerinde yaşayan Ermeniler,ellerindeki Osmanlı döneminden kalma tapularının peşine düşmüşler ve dünya kamuoyunu bu yönde etkilemeye çalışmaktadırlar.Yani bir tür toprak isteminde bulunmaktadırlar.
3 T (Tanınma,Tazminat,Toprak) formülünü uygulamaktan hiç vaz geçmiyorlar.
Türkiye'den toprak kopartmak için ne yollara başvuruyorlar?
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki Türkler'e ait ev, arazi,tarla ve işyerlerinin ise yasal olmayan belgelerle çok düşük değerlerde Rumlar tarafından ele geçirilmekte olduğu Kıbrıs gazetelerinde yazıyor.Rumlar Güney Kıbrıs'ta Türkler'e ait tapulu hiçbir yer bırakmıyorlar.
Utanmak,falan umurlarında değil.Dünya kamuoyu karşısında gaspçı durumuna düşmek,
Türk'e ve Türkiye'ye düşman olanları hiç ilgilendirmiyor bile.
*
Şu sıralarda internette birçok sitede yer alan Atatürk'le ilgili bir anı yazısı okudum.
Konumuzla ilgili.Onu sizlerle paylaşacağım:
Başta Ruslar olmak üzere,düşmanlarımızın hep şöyle düşündüklerinden söz etmiş anıyı aktaran: "Türkler'e rahat vermemeli ki,başka sahalarda ilerleyemesinler."
Bu yüzden Balkan uluslarını hep bizim aleyhimize kışkırtmışlardır.
Bizler hep bu karışıklıklarla uğraşırken,askere alınmayan gayrımüslimler zenginleşmişlerdir.
Atatürk,1923'te Mersin'e yaptığı bir gezide,şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:
"Bu köşk kimin?"
"Kirkor'un."(Ermeni)
"Ya şu koca bina?"
"Yorgo'nun."(Rum)
"Ya şu?"
"Salomon'un."(Yahudi)
Atatürk sinirlenerek sormuş:
"Onlar bu binaları yaparken ya siz neredeydiniz?"
Arkalardan bir köylünün sesi duyulmuş.
"Biz mi neredeydik? Biz Yemen'de,Tuna boylarında,Balkanlar'da,Arnavutluk dağlarında,
Kafkaslar'da,Çanakkale'de,Sakarya'da savaşıyorduk paşam…"
Atatürk bu anısını naklederken şöyle der dururmuş:
"Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur."
*
Biz Türkler hak,adalet duygusu içinde herkese saygılı,hoşgörülü davranırken,
düşmanlar ve işbirlikçileri üç kıtada egemenlik süren Türkler'i Anadolu'nun ortasında
bir avuç yere sıkıştırmışlardı.
Neyse ki bir Atatürk'ümüz oldu da bizi sarsarak kendimize getirdi.
Silkinerek üzerimizdeki ölü toprağını attık,bugünkü sınırlarımıza kavuşabildik.
Ancak şu an durum 1919 öncesi gibi mi?
Ya da daha kötü ve ciddi mi?
Bu soruların yanıtlarını düşünenler versin de, boşuna olumsuzluk girdabında dönüp durmayalım.
Ancak dürüstçe,içtenlikle ve yansızca.
Sağlıklar diliyorum.
( Resimde,Atatürk'ün manevi çocuğu olan Prof.Dr.A.Âfetinan'ın yazıp derlediği
" Medeni Bilgiler" adlı kitabından, Atatürk'ün kendi elyazısı.
En alttaki yazı (1) T.E.m.68 ise "Teşkilâtı Esasiye,madde 68"
Yani o günlerin anayasası anlamındadır.)
SEHRİ DOĞRUÖZ
29.12.2007
sehri_dogruoz@mynet.com