...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
TÜRBAN

Türban,sıkmabaş,başörtü ya da adı her neyse.
Sık sık ortaya sürülen bu konu benim anımsadığım on,on beş yıldır güncelimizde,gündemimizde. 
Çok önceleri böyle bir konu var mıydı medyamızda,basınımızda ve insanlarımızın düşüncesinde?
Yoktu.
Ayda yaşamıyoruz.Kendimizi kandırmayalım.
Geçmişe şöyle bir göz attığımızda hiç olmayan ve asla sorun bile oluşturmayan
kadınların başına taktıkları örtü konusu bir an bile yer almazdı dünyamızda.
Şimdi ne oldu da durup durup gündeme getiriliyor bu konu ?
Televizyon her evde,hatta aynı evin bir iki odasında birden var.
Böyle olduğu için herkes her şeyden haberli.
Bilgisayar ve internet teknolojisi,kameralı cep telefonları o kadar gelişti ve yaygınlaştı ki!
Gerçekten dünyada bilinmedik hiçbir şey kalmadı.
Artık uydu teknolojisiyle yeryüzündeki 1.5 cm. büyüklüğüne kadar her cismin fotoğrafı uzaydan çekilebilmekte.Amerika bunu her alanda kullanıyor.
Bu yüzden istenilirse insanların olumlu ya da olumsuz etkilendirilmesi bu teknolojiyle olası.
Teknoloji bu düzeydeki sularda yüzerken,bir bez parçasının yaşamımızda bu kadar
yer kaplamasına akıl sır erdiremiyorum.
Ama yer kaplatılıyor.
Oysa ABD merkezli ekonomik deprem dünyayı sarsarken…
Milyonlarca insanımız borçla yatıp borçla kalkarken…
Geçim sıkıntısı ve işsizlik sorunları içimizi yakarken…
Terör her gün acımasızca can alırken…
Bizim gündemimizde bu sorunların çözümü yer almalı.
Ama ne yapılıyor?
Türban mı yoksa başörtüsü mü?
Hayır ikisi de değil.
Sıkmabaş.
Ne yapalım?
Anlaşalım,çözelim.
Başka işimiz mi yok?
Kadınların tek sorunu bu mu?
Hayır tek sorun bu (!)
Türban konusu bir sorun olarak gündeme getirildikçe ben her zaman cambazın ipte yürümekte olduğunu biliyor ve anlıyorum.
                                                         
                                                        KORO
Bu bir film adı.
Fransızca'sı, Les choristes.
Aslında anlamı koro elemanı,koroda yer alan kişiler demek.
Çocuklar almış,getirmiş DVD'sini.
İlle de izle baba diye üstelediklerinde izledim.
2005 yılında gösterime girmiş olan bir aile filmi.
Birçok ödül kazanmış.
Abartmadan söylüyorum,bu kadar etkilendiğim bir film çoktandır izlememiştim.
Bir filmi izlerken oyuncuların rol yaptığı izlenimi uyanırsa bende, o filmin hiçbir karesi
aklımda kalmaz.
Ancak bu filmdeki müzik öğretmeninin, okul müdürünün ve öğrencilerin sergiledikleri  oyun
her anıyla etkileyici.(Resimde koro filminin oyuncularını görüyorsunuz.)
Candan Erçetin,Galatasaray Lisesi'nde müzik öğretmeni.
Bu film için şu yorumu yapmış:
" Umut çoğu zaman bir şarkının 2-3 notasında gizlidir.
Yeter ki melek size yol göstersin.Gerisi kendiliğinden gelir,tıpkı KORO'daki gibi.
Uzun zamandır hasret kaldığımız duygu yüklü bir film."
Filmde bir yatılı okul öyküsünden söz ediliyor:
"1949 savaş sonrası işsiz bir müzik öğretmeni, farklı karakterlerden oluşan ve
oldukça asi davranışlı öğrencilerin olduğu bir yatılı okulda işe başlar.
Çocukların içindeki çatışmayı en iyi bildiği müzik yardımıyla ortadan kaldırır.
Öğrencilerin iç dünyalarının kapısını  müzikle aralar."
Diyebilirim ki  " PİYANİST "  filminden sonra soluğumu tutarak izlediğim en duygusal
filmlerden biri, KORO.
Hayrabolu'da başlatılan " Sinema Günleri " kültür etkinliği çerçevesinde bu filmin gösterime sokulması, şu sıralarda " Şubat Tatili "ne girmiş olan birçok öğrenci ve öğretmenimiz için de
bir armağan gibi olacaktır.
                          
                                MAĞDURİYET   EDEBİYATI

Sözcüğün anlamını bilmeyenler için söyleyelim:
Eğilmiş,haksızlığa uğramış ve zulüm görmüş anlamlarına geliyor bu mağdur sözcüğü.
Peki mağduriyet edebiyatı nedir?
İşte bu terim yeni.
Daha doğrusu beş,altı yıldır duyduğum bir söylem.
Yani bu edebiyatı yapan aslında zulüm görmüyor, haksızlığa uğramıyor da öyle görünüyor.
Bunu nasıl yapıyor?
Çıkarına uygunsa acındırarak, boyun bükerek ve sesine mazlum tonu vererek.
Sabahları, televizyon izlencelerinin baş konusu bu, çoktandır.
Örnekle açıklık getirmeye çalışalım biraz.
Adamın yapmadığı yolsuzluk kalmamış.
Gözdeki sürmeyi bile sahibine hissettirmeden alıyor.
O kadar usta ve tabi bir o kadar da utanmaz.
Bunu da herkes biliyor.
Ama konuştuğu zaman allem ediyor, kallem ediyor, insanları kandırmasını biliyor.
Ve kendisini mağdur gösteriyor.
Asıl önemlisi ve acı olanı izleyenler de buna inanıyor.
İrdelemeye gerek yok, diyenler mi fazla yoksa kafa yorup da başımı mı ağrıtacağım, diyenler mi?
Sonuçta aynı tutum.
Peki burada yanlışlık nerede?
Ya mağduru oynayan yani öyle olmadığı halde kendini haksızlığa uğramış gibi gösteren çok yetenekli
ya da ona inananlar çok akıllı değil.
İkisinden biri.
Yorumu size kalmış.

Sağlıklar diliyorum.



SEHRİ DOĞRUÖZ
       
26.01.2008
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.