OYUNA GELMEYELİM
Biliyorsunuz üniversitelere türban serbestliği getiren Anayasa değişikliğinin Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,masasında on bir gündür bekleyen yasa değişikliğini tam da kara harekâtının başladığı gün onaylamıştı.(22.02.2008)
Anamuhalefet partisi de bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü.
05 Haziran 2008 tarihinde davayı görüşen Anayasa Mahkemesi saat 17.30'da kararını açıkladı ve başörtüsünün,sıkmabaşın ya da türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini iptal etti.
Yani yürürlüğünü durdurdu.
Aslında bir kaos önlendi.
Biraz geriye giderek bu çıkmaz sokağa nasıl girildiğine bir bakalım:
Başbakanın İspanya'da bir gazetecinin yönelttiği soruya verdiği "Velev ki" ile başlayan
bir yanıtı olmuştu.
Bundan bir süre sonra Türkiye'de başlayan tartışma ve kaos Meclis'te milletvekillerini
yasa çıkartmaya kadar götürmüştü.
Birdenbire üniversite kapıları önünde,alanlarda türbanlı kızlar,kadınlar "Başörtüsüne özgürlük!" adına protestolara başladılar.
Bir kere yanlış işin başında konuldu.
Eğer içtenlikle söylüyorlarsa saygım var ama…
Üniversitelere türbanlı olarak da girebilme hakkını Anadolu kadınının başörtüsüne,tülbentine,
yazmasına getirip kutuplaşma yaratmaya çalışanlara ne sevgim var ne de saygım.
Bir kere türban denilen aksesuarın asla başörtüsü dediğimiz ninemizin,anamızın,kardeşimizin taktığı örtüyle ilgisi yok.
Benzerliği de.
Türban adı verilen örtünün Türk karakteri de taşıdığını sanmıyorum.
Ama toplumda bu olay birileri tarafından inançların bir ölçütü haline getirildi.
Üniversitelerdeki türban yasağı sanki Türkiye'nin genelinde söz konusuymuş gibi siyasi manevralarla hasat toplama adıyla da ifade edilerek din siyasete alet edildi.
Para kokusu alan duygu istismarcıları bunu ranta dönüştürmekte gecikmediler.
Arkasından mağazaların vitrinlerinde kapalı olarak adlandırılan giysi ve türban yer almaya başladı.
Tesettür defileleri düzenlenmeye başlandı.
Hele son günlerde haberlere konu olan "tesettür otel" kavramı gündeme damgasını vurdu.
Yanlış bir gidiş.
Topraklarımızda gözü olanlar geçmişte de Türkiye'mizi rahatlıkla sömürebilmek için bölmek istemişler ve yıllardan beri işbirlikçilerini de kullanarak;
bazen sağ-sol,bazen Türk-Kürt,bazen Alevi-Sünni ayrımı ve ayrılığı yaratarak insanları birbirine düşürmüşlerdi.
Binlerce gencimiz kışkırtmalar sonucu birbirlerini düşman bellediler.
Birbirlerini öldürmeye kalktılar.
Öldürdüler de.
12 Eylül 1980 öncesi bu olayların tam ortasındaydık.
O günlerde nice gencimiz kalleş kurşunlarla vuruldu.
Her görüşten genç cezaevlerinde çürüdü,gün saydı.
Ve sonunda, yaşanan terör askeri bir darbeyle bıçakla kesilmiş gibi sona erdi.
Doğal olarak insanların tek düşündüğü terörün sona ermesiydi.
O günlerde gençleri kışkırtanlar karmaşa çıkarmaktan hiçbir zaman vazgeçmediler.
Son zamanlarda yaratılmaya çalışılan bu kez de acaba laik-antilaik kutuplaşması mıdır?
Dış güçler son zamanlarda Türk-Kürt ve Alevi-Sünni ayrımını sağlamak için her türlü oyunu sergiledi ancak sağduyulu Türk halkı bu kumpaslara gelmedi.
Emperyalistlerin arzu ettiği şey,Türkiye'yi bir kaos ortamına sürüklemek için PKK'ya olan
hınç ve kızgınlıkla insanların Kürt kökenli vatandaşlarımıza kötü bakmasıydı.
Oysa Kürt kökenli vatandaşlarımız da PKK'ya karşıydılar ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında özgürce yaşıyorlardı.
Hem de hiçbir ayrım görmeden.
Herhangi bir mevkiye,makama gelebilmek için onlara hiçbir farklı işlem yapılmıyordu.
Gerçi milletvekili seçilip grup toplantılarında pozitif ayrımcılık söylemini ileri sürerek ayrılık rüzgârı estirenler de olabiliyor.
Dış güçler yakın geçmişte Aleviler için de kışkırtıcı oyunlar denediler.
Sanki Aleviler bir ırkmış ve ayrılmak isteyen bir kesimmiş gibi söylemler geliştirdiler.
Oysa Aleviler bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıydılar.
Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine göz koyan ve ülke kaynaklarını sülük gibi emmek için Sevr'i hortlatmaya çalışan emperyalistler,işbirlikçilerini her şekilde destekleyerek bugün de;
inançlı-inançsız,
türbanlı-türbansız,
başörtülü-başıaçık
gibi yapay sloganlarla yine toplumu germe oyunu sergiliyorlar.
Sorunun kökünde,özünde ülkemizin bir kargaşa ortamına sürüklenmesi yatmaktadır.
Bunu görmemiz gereklidir.
Ülkemizin varlığı,dirliği ve bütünlüğüne gelebilecek her türlü kışkırtmaya karşı bilinçli,sağduyulu ve uyanık duruşumuzu bozmamalıyız.
Birbirimize karşı sert söylemlerle saldırmamamız ve tartışmalara girmememiz gerekir.
Bu durum ayrılıklara ve düşmanlıklara neden olur.
Emperyalistlerin istediği de budur.
Sağlıklar diliyorum.
07.06.2008
sehri_dogruoz@mynet.com