İŞBİRLİKÇİ ZİHNİYET
Türbanlı bir bayan Fatih Altaylı'nın sunduğu "Teketek" adlı programda, yöneltilen bir soruya verdiği yanıtla İran'daki baskıcı düzenin kurucusu olan Humeyni'yi sevdiğini bir çırpıda söyleyebiliyor.
Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın ve bağımsızlık mücadelemizin önderi Atatürk'e gelince duraksıyor,geveliyor ve sonunda Atatürk'ü sevmediğini söylüyor.
Hatta kendinden emin bir biçimde ve alaycı bir gülümsemeyle bunu yapıyor.
Verdiği örneklerle ve duruşuyla koşullanmış olduğu belli.
Yaşadığı ülkeye ve laik düzene karşı içi öylesine nefretle dolu ki okuduğu okuldan bile ayrılarak yabancı bir ülkeye sığınmış.
Oranın vatandaşı oluvermiş.
Hatta kulaklarıma inanamadığım bir söylemi dillendirerek İngiliz mandasında (manda:sömürge yönetimi) daha rahat ve huzurlu olabileceğine ilişkin sözler edebiliyor.
Aslında baklayı ağzından çıkarıyor.
Ne denli sığ düşünceli ve bilgisiz de olsa bu son söylediği geçmiş tarihimizdeki bilindik ihanetleri çağrıştırıyor.
Artin Kemaller,Damat Feritler,Hüsnüyadisler,Anzavur Ahmetler,Dürrizade Abdullah Efendiler ve diğerleri…
Örneğin bu son kişi.
Dürrizade Abdullah Efendi kim?
Bağımsızlığımız için mücadele eden Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında
18 Mayıs 1920'de,"Öldürülmesi şarttır!" diye fetva veren bir Şeyhülislâm.
Çıkardığı fetva bir İngiliz gemisi tarafından Fethiye'ye getiriliyor ve İtalyan işgal kuvvetleri tarafından halka dağıtılmak üzere Kaymakam'a teslim ediliyor.
Görüntü şu:
Şeriatçılar ve emperyalist işgal güçleri el ele vererek Ulusal Kurtuluşçular'a karşı savaşıyorlar.
Son yazdıklarımı gerçek tarih kitaplarından okumanızı öneriyorum.
Şimdi dönelim Teketek programındaki katılımcıya.
Bu kadın bireysel bir tercih olarak Atatürk'ü yok sayıp şeriat hukukunu ve yönetim biçimini istediğini açıklarken onu destekleyenler nerededirler sizce?
Akıl hocaları ne yapıyorlardır?
Yüzde yüz emperyalistlerle içiçe,kolkola ve sarmaşdolaş Türkiye'yi nasıl parçalarız ve yok ederiz'i uygulamaya çalışıyorlardır.
Şimdi gerekli soruyu yöneltmenin sırası geldi:
Geçmiş tarih bize ne zaman ders olacak?
ÖĞRENCİ ANDIMIZ
İlköğretimin ilk basamaklarından ayrılmış bile olsa bu yazıyı okuyabilen herkes öğrenci andını(yemin) okumuş ve ezberlemiştir.
Eskiden beş yıl olan ilkokullarda her sabah küçücük öğrenciler avazı çıktığı kadar bağırarak andımızı okurlardı.
Sonradan sekiz yıl olan ilköğretim okullarında şimdi de okunuyor.
Ezberi güçlü,sesi güzel ve etkili bir öğrenci tüm okulun görebileceği yüksekçe bir yere çıkar ve sözcük sözcük "Öğrenci Andı'nı" okumaya başlar.
Okulun tüm öğrencileri de bunu yinelerler.
Andın sözleri şöyle:
" Türk'üm,doğruyum,çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak,büyüklerimi saymak,yurdumu,milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek ve ileri(ye) gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda,gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türk'üm diyene! " (Resimdeki elyazısı Atatürk'ündür.)
1933'ten bu yana yurdumuzun her köşesinde,her noktasında bulunan ilköğretim okullarında her sabah okunan bu sözler, irdelendiğinde herşeyi özetleyebilecek güzellikte ve uygunlukta sözlerdir.
Örneğin Trakya'mızda Balkan coğrafyasından kopup gelmiş her kökenden çocuğumuzun okuduğu ve belki de anlamının derinliğini bile çok düşünmediği andın sözlerine bir dikkat edin.
Etnik ayrımcılığı ileri sürerek ülkemizi bölmek isteyen emperyalistlere ve işbirlikçilerine bir tokat gibi vurmaktadır bu sözler.
Öğrenimin daha ilk basamaklarında severek ve gönülden okunan bu yemin,milletimizin adının Türk Milleti olduğunu ve ülkesine vatandaşlık bağlarıyla bağlı herkesin bu büyük milletin birer ferdi olduğunu vurgular.
Etnik kökü,kökeni Kürt olsun,Arap olsun,Gürcü olsun ya da başka bir kökten olsun tümünün ortak adı Türk'tür.
Bu aynı zamanda ulusumuzun da adıdır.
Kendisinin bu millete ait olmadığını ileri süren ve etnik kökenini öne çıkararak ayrılık rüzgârı estiren kişi veya kişiler,bilinmelidir ki yayılmacı güçlerin kışkırtması sonucu ihanet içinde olanlardır.
Milletimizin gözbebeği Türk Ordusu'nu oluşturan kahraman Mehmetçikler'in arasında hiç böyle bir ayrılık yoktur.
Yoksa dünya üzerinde belki de en stratejik bir bölgede bulunan ülkemizin sınırlarına nasıl sahip olunacaktır?
Bildiğim kadarıyla,yurdumuzun bütün Jandarma Karakolları'nda şunlar yazılıdır:
" Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan,Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran herkes Türk'tür! "
Fazla söze gerek var mı?
Sağlıklar diliyorum.
14.06.2008
sehri_dogruoz@mynet.com