NE İŞİN VAR ORADA ?
Biliyorsunuz Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un televizyonlarda görünmediği gün yok.
Mübarek(!) sanki Türkiye'nin iç ve dış işlerinden sorumlu en yüksek yetkilisi.
Çünkü her gittiği yerde en yüksek mülki amir tarafından karşılanıyor,ağırlanıyor.
Her toplantıda,her kokteylde beyaz sakalı ve kırmızımsı yüzüyle gözlüklerinin ardından bakınıyor.
Türkiye'yle ilgili konularda sanki tek yetkili ve sorumlu makam oymuş gibi gazeteciler de onun etrafında çember oluşturup bilgisine başvuruyorlar.
Belki de bu olağandır!
Çünkü yabancı bir ülkenin temsilcisi diplomattır.
Örneğin 2006 yılının sonuna doğru Konya'ya geliyor ve Türk-Amerikan Derneği (TAD) tarafından Konya'da hizmete açılan Dil Kursu'nun kokteyline katılıyor, konuşmalar yapıyor.
Ve de yöneticilerimiz tarafından el üstünde tutuluyor.
Gazetelerin yazdığına göre valimizi de makamında ziyaret ederek basına kapalı olarak görüşme yapıyor.
Kendisine hediyeler veriliyor ve hatıra fotoğrafları çekiliyor.
Benim aklıma takılan bu büyükelçinin Türkiye'nin her yerinde ne gibi bir işi olduğu.
Bizim büyükelçimiz -söz gelimi Amerika Büyükelçi'miz- kalkıp oradaki bir kente gitmiş olsa bu denli itibar görüp el üstünde tutulur mu,merak ediyorum.
*
Her neyse epey oluyor Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ve Adana Konsolosu Eric Green 08 Şubat 2008 cuma günü Hatay'a gitmiş ve Hatay Valisi tarafından ağırlanmıştı.
Ross Wilson ve birlikte olduğu heyet daha sonra Hatay Arkeoloji Müzesi ve Saint Pierre (Sen Piyer-Aziz Piyer) mağara kilisesini ziyaret ediyor,oradan kalkıp antik çağın mühendislik yapıtlarından biri olan Titus-Vespasianus Tüneli'ni geziyorlar.
Şimdi bunda ne var diyebilirsiniz.
Türkiye özgür bir ülke.
Herkes her yere istediği zaman gidebilir.
Evet ama gidilen yere dikkat ediyorsunuz.
Gördüğünüz şey şu:
Orada,Hatay'da yabancıların satın aldığı gayrımenkul (taşınmaz mal) yüzölçümünün binde beşini geçtiği için arazi satışına durdurma gelmiş.
Bir devletin devlet olabilmesinin üç unsurundan biri olan toprak - diğerleri ulus ve egemenliktir- bağımsızlığın en önemli koşuludur.
Atatürk,15 Mart 1923'te Adana'ya yaptığı bir gezide istasyonda trenden inip de şehre yürüyerek gitmek istediğinde kalabalığın arasından bir grup kadın kendisine, "Bizi de kurtar!" demişti.
Bu kadınlar o sıralarda işgal altında bulunan İskenderun ve Antakya halkındandı.
Masmavi gözleri nemlenen Atatürk kadınlara şöyle dedi:
" Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz! "
Atatürk,1938 yılında,Hatay sorununun en sıcak olduğu günlerde de hasta ve bitkin olduğu halde güney illerine bir yolculuk yapmıştı.
Doktorların uyarılarını dinlemeyip sağlığından ödün vererek yaptığı bu yolculuktan amacı dünyaya Hatay sorununun Türkiye için ne kadar önemli olduğunu ilan etmekti.
Deniliyor ki hasta olmasına karşın böylesi bir vatan davası uğruna sağlığını hiçe sayması Aziz Kurtarıcı'ya şehitlik mertebesi için yeterli bir nedendir.
*
Oysa şu an yapılanlara bir bakın.
Oynanan oyunlarla ilgili yazılanlar insanı dehşete düşürüyor.
İsrailli,Suriyeli yüklü (hamile) kadınların turist olarak geldikleri Urfa,Hatay,Adana gibi şehirlerimizde doğum yaptıkları haberlerini internet sitelerinde arayıp bulmak çok kolay.
Tabi doğan çocuklar çifte vatandaşlık haklarına sahip oluyor ve o şehrin nüfusuna kaydediliyor.
Sadede gelelim:
Fransızlar'la 20 Ekim 1921'de Ankara Antlaşması yapılmış ve taslak olarak güney sınırımız belirlenmiş.
23 Haziran 1939'da yapılan bir antlaşma ile de Türkiye Hatay'ına kavuşuyor.
İşte bu antlaşmaların gizli maddeleri olduğu öne sürülüyor.
Antlaşmalardan 100 yıl sonra yani bir görüşe göre 2021,bir başka görüşe göre de 2039 yılında bir plebisit (uluslararası referandum) yapılacak.
Yani şu an "yirmi yaşında" olanların "ellisinde" olacağı yıllar.
Bu oylamada Hatay bölgesinde yaşayanlar eğer Suriye'yi seçerlerse Hatay toprakları Suriye'nin mi olacak?
Böyle bir şey olabilir mi?
Komplo mu yoksa komple senaryo mu?
Hatay'ın Türkiye'ye katılması da 1939 yılında bir antlaşma ile olmuştu.
Atatürk'ün bu konuya verdiği öneme yukarda değindim.
Kesin olmamakla birlikte o antlaşmanın geçici maddesine göre tekrar bir oylama yapılacağı konusu bence çok önemli.
Gerçekten öyle bir madde var ise Hatay'da yirmi beş,otuz yıl sonra bir referandum yapılacağının antlaşmaya göre zorunlu olduğunu kaçımız biliyor?
Suriye'de halkın gelir düzeyi genellikle düşük olduğundan toprak alımlarında Suriye Devleti destek mi oluyor acaba?
Kafama takmadan edemiyorum.
Haritalarında şu an bile Hatay'ı kendi toprakları içinde gösteren Suriye'nin Hatay'dan bu kadar çok toprak satın almasının herhangi bir anlamı yok mu?
Ve acaba diyorum,
Suriye'lilerin Hatay'dan bu yoğunlukta toprak satın almasının ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi'yle Adana Konsolosu'nun oralarını ziyaret etmesinin arkasında iyi niyet mi var?
Ben kuşkuluyum.
Sağlıklar diliyorum.
10.08.2008
sehri_dogruoz@mynet.com