...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
DİL KONUSU

Epeydir yazmayı düşünüyordum.
26 Eylül "Türk Dil Bayramı" nedeniyle Türkçe'mize ilişkin bir iki söz de ben karalayayım dedim.
26 Eylül'de Türk Dil Kurumu "Sanal Türkçe Sözlük" çıkaracak ve Türkçe sözcüklerin hem vurgusu hem de yazımıyla ilgili önemli atılımlar gerçekleştirecek.
Buradan duyuruyor ve izlemenizi öneriyorum.
Dikkati çok çektiği için söylüyorum:
Öylesine Türkçe yanlışlıkları yapılıyor ki internette,televizyon haberlerinin alt yazılarında ve yazılı basında!
Yapılan tüm yazım ve söyleme yanlışlıklarının kurallarını yazarak düzeltmeye kalkışmak olağandır da kısaltarak tek bir sayfaya sığdırmak güçtür.
Ben şimdilik yalnızca bir iki kurala değinip yanlışları düzeltmekle yetineceğim.
Önce şu kurala bir göz atalım:
" Özel adlardan sonra getirilen yapım ekleri '-lı,-li,-lu,-lü,-cı,-ci,-cu,-cü ve diğerleri ' ile çokluk(çoğul) ekleri olan '-ler,-lar ' kesme işaretiyle ayrılmazlar.
Yalnızca çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılır."
Örneğin Türk'e,Türkler'i,Türkçe'yi, İstanbul'a,Hayrabolu'yu  gibi özel adlardan sonra getirilen  "-e,-i,-i,-a,-u " durum ekleri,çekim eki oldukları için kesme imiyle ayrıldılar.
Ama İstanbullu,Hayrabolulu,Kırklarelili ve bunların çoğulları olan İstanbullular,Hayrabolulular ve Kırklarelililer gibi özel adlarda, sondaki "-lu,-li " yapım ekleri ve "-ler,-lar " çoğul ekleri kesme işaretiyle ayrılmazlar.Çünkü getirilen yapım ekleri anlam değiştirmiş ve bu özel yer adları "orada yaşayanlar" anlamına dönüşmüştür.
Ancak bazı "yabancı" yer adlarından sonra gelen " -lı,-li,-lu,-lü " gibi yapım ekleri ise kesme imi(işareti) ile ayrılabilir.Bu da o yerlerin yabancı oldukları ve daha kolay ayırt edilebilmeleri içindir.
Örneğin Paris'li,Belgrad'lı,Bosna'lı,Tunus'lu gibi…
Örnekleri sürdürelim:
Atatürk'e, Atatürkçü, Atatürkçüye, Atatürkçülere…
Atatürk özel adından sonra gelen "-e " durum eki,çekim eki olduğu iin kesme işaretiyle ayrıldı.
Atatürkçü sözcüğünde bileşik özel ad olan Atatürk sözcüğüne eklenen "-çü", yapım eki olduğu için kesme işaretiyle ayrılmaz.
Atatürkçüye sözcüğündeki "-ye" çekim ekidir.
Ancak o da kesme işaretiyle ayrılmaz.
Çünkü Atatürkçü sözcüğü özel ad değil,Atatürk sözcüğü özel addır.
Bu yüzden  büyük harfle başlamaktadır ve onun için, Atatürkçülüğe,Atatürkçülere,Atatürkçülükten sözcüklerindeki çekim ekleri de kesme işaretiyle ayrılmazlar.
BAZI  EYLEMLER
İkinci ve sıkça yapılan bir yanlışlığın doğrusunu açıklayalım şimdi de:
Arttırmak ve Artırmak.
Arttırmak eylemi,yanlış olarak "Artırmak" biçiminde yazılmaktadır.
Bu sözcüğün eylem kökü "Art-" tır.
Artmak eylemi çoğalmak,fazlalaşmak anlamlarına gelmektedir.
Artı sözcüğü de bu eylem köküne getirilen "-ı " yapım ekiyle türetilmiş bir sözcüktür.
Ama yanlış olarak kullanılan "Ar- tır- mak" sözcüğünün kökü olan "Ar" bir eylem kökü değildir.
Utanma anlamına gelen bir ad köküdür.
Bu ad köküne "-tır,-mak" yapım ekleri getirilirse anlamsız bir sözcük oluşturur.
Demek ki "Artırmak" eyleminin doğrusu, "Arttırmak" tır.
Hicap duyma,utanma anlamına gelen "Ar" ad kökünden türetilen "Arsız,arlanmak,vb." gibi
sözcüklerin  de "çoğaltma,fazlalaştırma" gibi bir anlamı hiç yoktur.
Şimdi de özellikle Trakya'da çok yanlış kullanılan iki eylem daha var açıklamak istediğim:
Ekmek ve Dikmek.
Birçok  Trakyalı koskoca ağacı,fidanı,fideyi "dikmek" eylemiyle değil de,"ekmek" eylemiyle kullanır.
Örneğin, "Bu ceviz ağacını kim ekti ? " der Trakyalı hemşerilerimin çoğu.
Öyleyse pekiştirelim: " Tohum ekilir; fide,fidan ve ağaç dikilir."
BAZI  SÖZCÜKLER
Ayrıca bazılarının bir Arapça sevdalısına öykünerek önemli bir sözcükmüş gibi kullandıkları ve yaymaya çalıştıkları "hummâlı ve mânidar" sözcükleri de bazı Türkçe'yi testereyle kesenlerin sürekli ağzındadır.
"Hummâlı bir çalışma içindeler." ya da  "Çok mânidar bir lâf etti." gibi.
Oysa hummâlı demek yerine "yoğun,sıkı,sürekli " ve mânidar demek yerine "anlamlı" sözcüklerini  kullansalar sanki dilleri şişecek!
Ya hiçbir anlamı olmayan "harfiyat" sözcüğünü kullananlara ne demeli?
Doğrusu Arapça "hafriyat" olan bu sözcük konusunda madem bilgisizsin,bari Türkçe'sini kullan ve "kazı çalışması" de.
Koskoca Konya Belediyesi çalışma yaptığı yerlere tabelalar koydurmuş ve üzerine "harfiyat çalışması"diye de yazdırmış.Kazı çalışmasının harfle,hurufla hiçbir ilgisi yok.Sanırım aralarında bunu bilen yok.
Ayrıca "sınav"dememek için intaam,imtaan gibi yanlışlıklar yapacağına ya sınav de ya da "imtihan."
Devrim yerine kullanılan inkılâb sözcüğü de yanlış olarak inkilap olarak kullanılıyor.
Arapça olan bu sözcüğün sonuna da Türkçe çoğul eki olan "-ler,lar" getiriliyor.
Oluyor mu size melez bir sözcük: İnkilaplar.
Yarısı Arapça,yarısı Türkçe.
Tıpkı Arapça "evrak"sözcüğünde olduğu gibi.
Kâğıtlar anlamına gelen bu sözcüğün sonuna çoğul eki getirerek "evraklar" deniyor.
Sözcüğün tekili "varaka"dır.
Örneğin, "İşte evraklarım." diyen bir kişi "İşte kâğıtlarlarım." diyor aslında.
Tabi Trakya'da şiveden kaynaklanan, "Gel,buraya!" demek yerine, "Ge,burayı!",
"Yağı getir!" demek yerine,"Yaayı getir!", eteğini tutan çocuğuna annesinin kızması gibi, "Sal eteemi!", oyun oynamakta olan çocuğunu yemeğe çağıran annesinin "Aamet,hadi ekmek yemee!"  kadınların birbirlerini davet için söyledikleri, "Hadi,oturmaa da gel!" ve Tekirdağ'a demek yerine "Tekirdaa'ya" söylemleri yazıyla düzeltilmez.
Son olarak yine birçok kişinin -kendinden çok emin bir biçimde-yanlış olarak kullandığı bir sözcüğe dikkatinizi yönlendirmek istiyorum.
Sözcüğün adı: Kameriye.
Bu sözcük ay ışığını ve bu romantik manzarayı izlemek için yapılmış "çardak" anlamına geliyor.
Osmanlı döneminde hükümdar,ay ışığında Boğaz'ı seyretmek için Topkapı Sarayı'nda sanat eseri sayılabilecek güzellikte "kameriyeler" yaptırmıştır.
Gezilip görüldüğünde buralara yerleştirilmiş ayaklı dürbünlerle,Fransızlar'ın  Bosphore dedikleri İstanbul Boğazı'nı siz de izleyebilirsiniz.
At kestanesi ağaçları kesilmeden önce Hayrabolu Hükümet bahçesinde de vardı.
İşte bu kameriye sözcüğüne nedense birçok kişi "kamelya" diyor.
Oysa kamelya bir tür çiçek adıdır.
Kamer ise "ay" anlamına gelen Arapça bir addır.
Doğrusu bilinmiyorsa Türkçe "çardak" denmeli!
Kamelya da neyin nesi oluyor?
SON SÖZ
Daha onlarca yanlış söylenen,yanlış yazılan sözcük ve yok sayılan dilbilgisi kuralı var.
Ama tümünü burada anlatmaya,düzeltmeye kalksak,buna ne yerimiz yeter ne de sizin sabrınız.
Yapmak istediğimiz sabır sınırlarınızı zorlamadan,tutan eğitimcilik damarımızı bastırmaktır.
Hani bilindik bir öykü vardır:
Yaşlı bir adam,kumsala vurmuş olan ve ölümle savaşan milyonlarca deniz yıldızı içinden tek tek alıp onları denize atmaktadır.
Amacı onları yaşama döndürmeye çalışmaktır.
O sırada onu alaycı gözlerle izleyen bir başka kişi:"Bununla başa çıkılır mı? Boş ver! Ne değişecek ki? " diye sorar.
Yaşlı adam,can çekişen bir deniz yıldızını daha kumların içinden alıp denize attıktan sonra şöyle yanıt verir:
" İşte bak,onun için değişti ! "
Türkçe'miz, dünyanın vurgusu en güzel,özü ve yapısı en varsıl (zengin) dilidir.
Binlerce yıllık geçmişi olan ve dünyada en çok konuşulan beş dilden biri olan Türkçe; yapım ekleri,deyimleri ve atasözleri olduğu sürece yeni türetilen sözcüklerle… Sonsuza değin yaşayacaktır !
Sağlıklar diliyorum.


27.09.2008
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.