...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
SU  KULLANANIN MI?

Beşinci Dünya Su Forumu,Türk Hükümeti ve Dünya Su Konseyi tarafından 16-22 Mart 2009 tarihinde İstanbul'da düzenlenecek..
Bu önemli organizasyonu düzenleme hakkını elde eden Türkiye dün -09 Ekim Perşembe- günü bu konuyu görüşmeye açtı.
Ben de su ve sularımızın kullanımıyla ilgili daha önceden kaleme aldığım bir yazıyı gündemden düşmeden sizlerle paylaşmak istedim.
Kısaca Yap-İşlet-Devret Modeli olarak adlandırılan bir yasa tasarısının bazı maddeleri TBMM Genel Kurulu'ndan geçmiş ve 21 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Gül'ün onaylamasıyla 23 Mayıs'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.
YİD (Yap-İşlet-Devret) modelinin kapsamını genişleten kanun tasarısıyla,trafiği yoğun karayolları,liman ve sınır kapıları,milli parklardaki tesislerin yapımı,açılan ihaleyi kazanan şirkete verilebilecek.
Ayrıca inşa edilecek sulama kanalları ve tesislerinin hak sahibi de ihaleyi kazanan şirket olacak.
Üretilen mal ve hizmet bedeli yararlananlar tarafından ödenmesi öngörülmüyor.
Devletimiz "katkı payı" olarak bu parayı ihaleyi kazanan şirkete ödeyecek.
Tıpkı hastanelerde masrafın bir bölümünü çalışanlar adına devletin ödediği gibi.
Kalanını siz ödüyorsunuz.
Ödeyemezseniz çaresiz bir durumda kalıyorsunuz.
Örneğin,geçen aylardan birinde Adana'da patlama sonucu yanan kişilere,sonuçta paraları yok diye,müdahale bile edilmemişti.
Yanık yerleri acıyan çocuğun  feryat eden görüntüsü hala gözümün önünde.
Söz gelimi…
Sulama işletmeleri özelleştirildiğinde,tekeli elinde bulunduran şirkete devletin verdiği katkı payının az geldiğini düşünelim.
Bu durumda kalanını kim ödeyecek?
Suyu kullananlar.
Yani özel hastanelerde olduğu gibi.
Katkı payını ve fazlasını ödeyen hasta tedavi olacak.
Aynı şekilde tarlasını sulamak isteyen çiftçi devletin verdiği katkı payını geçerse para mı ödeyecek?
Fazlası için para yoksa ne olacak?
Sanırım sulayanı seyredecek.
*
Doğrudan Gelir Desteği (DGD) en çok 500 dekara kadar kayıt sistemindeki çiftçiye nakit olarak ödeniyordu.
DGD önceleri dekar başına 10 YTL idi ve destek 2007 itibariyle 7 YTL'ye düşürülmüştü.
DGD'de işlemlerinde kayıtdışılık saptandığı için 2009'dan itibaren bu sistem de kaldırılıp yerine ürün desteği olarak çiftçiye nakit para da ödenmeyecek.
Çiftçiye "banka kartı" verilip bu kartla çiftçinin mazot ve gübre giderlerinin karşılanması sağlanacak.
Gübre pahalı,tarımsal ilaçlar pahalı,mazot pahalı;ama ürün ucuz.
Olsun.
Nasılsa hükümetimiz destekliyor.
Yani destek parası veriyor.
Ekmeyelim,masrafa ne gerek var?
Çiftçiler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?
Artan gıda fiyatlarına ve geçim koşullarına bu gelir desteği yeterli oluyor mu?
Hem artık dekar başına değil de ürüne destek verilecek.
Ürün ucuz giderse çiftçi nasıl tarlasını ekecek?
Nasılsa sulamada katkı payını devlet karşılayacak.
Tıpkı özel hastanelerde istenen katkı payı ve fazlası gibi.
Eğer tedaviniz devletin verdiğinden çok tutarsa?
Cepten.
Cepte yoksa?
Hayyalessela.

SU  DA  MI ÖYLE OLACAK?
Bir de şu var:
Tarımın tek alternatifsiz girdisi ve olmazsa olmazı suya verilen katkı payı az olursa?
Ya da su tekelini elinde bulunduran şirket parayı yeterli görmez ve zam yaparsa ne olacak?
Her çiftçinin kuyusu,tarla kenarında deresi ve barajı yok ki!
Olsa da o suyu tarlaya akıtmak için motora mazot ve elektrik gerekli değil mi?
İki ay önce bir haber: "Elektrik Borcu Köylüyü Susuz Bıraktı!"(Hürriyet int.sitesi,06 temmuz 2008)
Ankara'nın Polatlı İlçesi'ne bağlı Ilıca Köyü,yaklaşık 10 yıldır ödenmeyen elektrik borcu nedeniyle susuz kaldı.Köy Muhtarı Öztürk,su sorununun çözümü için AKP Genel Merkezi'ne gittiğini,ancak bir sonuç alamadıklarını söyledi.
Öztürk, " Kurtuluş Savaşı'nda Yunan'ı biz çıkardık bu topraklardan.Şimdi ne haldeyiz?" dedi.
Daha öncelerdeki bir haberde de "Amik Ovası'nda (Hatay) sulama yapan 750 çiftçi elektrik borcunu ödeyemediği için icralık oldu." diye yazıyor internet siteleri.
Diyelim elin adamı kaynağın başına oturmuş suyun fiyatını belirliyor.
Ve su isteyen parayı versin diyor.
Çiftçi para yetiştiremiyorsa ?
Mecbur musun çiftçi olmaya mı denilecek?
Tarlanı büyük patronlara sat ve kasabaya git mi denilecek?
İstenen bu mu gerçekten?
Bu şekilde mi olur bilemem ama benimki bir düşünce alıştırması.
Böyle bir durumda küçük ve orta boy çiftçi nasıl toparlansın?
Düşünen yok!
Oysa çiftçide yoksa kimsede yok.
Aslında bu söylem de değişecek:
Büyük çiftçide yoksa kimsede yok.
Gelinecek nokta bu sanırım.
Bir Afrika atasözüyle bitirelim:
"Sular yükselince,balıklar karıncaları yer.
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer."
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir.

Sağlıklar diliyorum.

11.10.2008
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.