...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
VERESİYEYE  DE  ALIŞTIK !

Sizi bilmem ama ben alacağımı bile istemekten utanan bir kişiyim.
Bu,belki de borçlu olan kişinin baskı hissetmesini,sıkıntıya düşmesini istemediğim içindir.
Eskiden bakkalların kara kaplı veresiye defterleri vardı.
Bir ay boyunca para vermeden yapılan alışveriş deftere yazılır,sonra ödenirdi.
Alırken iyiydi de borç öderken biraz zor gelirdi.
Bakkala güvenmeyenlerin kendi özel defterleri vardı.
Yaptıkları her harcamayı kendi defterine de yazar,sonra karşılaştırıp -kim sorarsa- işini güvenceye alırdı.
Hele bakkal dükkânlarının,daha girer girmez, en göze batacak yerinde bir resim asılıydı  ki o resimde veresiye alışveriş yaptıran tüccarın düşünceli vaziyetini, peşin parayla ticaret yapan iş sahibinin ise gülerek keyif çattığını görünce,veresiyeye niyetiniz olsa bile anında geri dönerdiniz.
Veresiye satış yapmak istemeyen ama bunu müşterisine açıkça belirtmekten çekinen iş sahipleri ise, durumu dükkânlarına astıkları yazılarla kurtardıklarını sanırlar ve öyle rahatlarlardı.

ŞİMDİ NASIL?                                                  
Bu tür işyerleri kalmış mıdır?
Sanmıyorum.
Küçük yerlerde belki.
Şimdi ise kredi ve bankamatik kartları, POS (Point  Of  Sale) makineleri, çipler, şifreler, vb. yaşamımıza birden girdi.
En küçük bakkallarda bile artık renk renk POS makineleri sıra sıra.
İnsanlar da,satıcılar da öyle bir kanıksamışlar ki bu olayı cüzdanlarda nakit para yok; ama kredi kartları çeşit çeşit.
Konya'da artık büyük,küçük semt pazarlarında da POS makinesinin kullanılacağını okumuştum yerel gazetelerden.
Hatta Cuma Pazarı'nda bir sebzeci asmış çadır ucuna, "Kredi kartı geçerli!"
1 Eylül 2008'den itibaren doktora gidenler de kredi kartıyla muayene ücretini ödeyebiliyorlar.
Tabi kart üzerinde yazan ad ile muayene olanın adı farklı olduğunda durum biraz karışıyor.
Yaşamımızın her alanında bu kartlar hep var.
Ne zaman türedi bu kartlar?
Bu POS makineleri ne zaman yapıldı da en küçük ticarethanelerde bile kullanılır hâle geldi?
Geriye dönüp saptamak için düşününce biraz zorlanıyor insan.
Bütün bunlar birer nîmet mi,külfet mi bilinmez ama her nîmetin bir külfeti olduğu kesin.
Külfetin kanıtı nedir?
Kredi  kartı borçlularının artması.
Merkez Bankası verilerine göre kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı 2006 yılının ilk dokuz aylık dönemi sonunda yüz seksen iki bin yetmiş altıya (182.076) yükselmiş.
Tüketicilerin bankalara olan kredi kartı borcu da 16 mayıs tarihinde 28.6 milyar YTL.ye yükselmiş.(stargazete.com/25.05.2008)
Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre 2008'in ağustos ayı itibariyle kredi kartı kullanan tüketici sayısı 41.5 milyonu buluyor.
Eskiden bakkala,dükkâna borçluysan,sahibine rica ederdin,borcunu ertelerdi.
Ama şimdi bankaya borçlusun.
İstersen bankaya ödeme,her kuruş borcuna faiz biner.
Gene ödemezsen sonu belli.
Tıpkı mayalı hamur gibi borç da kabarır.
Bir arkadaşımdan duymuştum,sohbet sırasında demişti ki: "Kredi kartı nâmerde muhtaç bırakmıyor bari insanı.Birinden borç isterken eğilmektense
gider bankamatikten sorgusuz,sualsiz gereksinim duyduğum kadar çekerim."
Pek öyle değil o.
Borcunu ödemek için sıkıntı çekenlere sormak gerekli.
Hem borç istediğin kişi niye nâmert oluyor ki ?
Hele birini kefil göstererek borç al bakalım bir yerden.
Ödenmediği zaman, alacaklı borçluyu bırakıp da kefilin başına çöker.
Zaten dilimizde kefillikle ilgili öğüt verici sözlerimiz de var.
Ama ben en çok " Borç, yiğidin kamçısıdır." sözüne takılıyorum.
Kardeşim,niçin yiğidi borçlandırıyorsun yani kamçılıyorsun?
Tabi,kamçı  teşvik anlamında.
Yiğit borçlandıkça,ödemek için çalışsın,dursun.
Uğraş yiğidim,uğraş.
Bu sözün bir Türk atasözü olup olmadığından da emin değilim.
Bence unutturulması bile gerekir bu tür sözlerin.
Örneğin, "Pire itte,bit yiğitte olurmuş."
Ne atasözü ama!
Sonra,"İşten artmaz, dişten artar."sözünü eskiler söylemiş.
Söylemesine söylemişler de tasarruf ederken-daha doğrusu cimrilik yaparken-sağlık bozuldu mu onu yerine getirmek için epey masraf olacağını,sağlığın da geri gelme garantisinin olmadığını düşündüler mi acaba?

OLACAĞI BU:                                                          
İnsanların borçlu kalıp, sürekli bir eziklik duygusu içinde kalmalarını sağlamak için uydurulmuş sözlere örnek çok.
Bu sözlerin özünde hep şu var: Ya borçlanıp ezik olacak ve alacaklının her istediğine "eyvallah" diyeceksin ya da perişan olacaksın.
Peki bunun ortası yok mu?
Hani,fıkrada Bektaşi'ye sormuşlar:
"Sen niye yazın oruç tutmuyorsun?"
"Çok sıcak!" demiş.
"Be Erenler, sen kışın da oruç tutmazdın."denilince de Bektâşi şöyle yanıtlamış:
"Yahu, bunun baharı yok mu?"
Alın teriyle, dürüstçe kazanılan para ve sağlanan geçim çok kutsal, çok değerli, ama…
Şu günlerde veresiyeyi de kanıksadık gibi geliyor bana.

Sağlıklar diliyorum.

18.10.2008
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.