...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
MEVLÂNÂ

17 Aralık 1273 Pazar günü 66 yaşındayken ölen Mevlânâ,ölüm gününe "Düğün Günü" veya "Gelin Gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu.
Çünkü Mevlânâ öldüğü günün Allah'a kavuşma günü olarak görülmesini istiyordu.
Dostlarına da, "Ölünün ardından ah,vah edip ağlamayın!" diyerek vasiyet ediyordu.

Mevlânâ dinsel bir unvandır ve Mevlâ sözcüğünden türetilmiştir.
Bu sözcük "mevlâmız,efendimiz" anlamlarına gelmektedir.
Muhammed Celâleddin-i Rumî'ye verilen bu ad İslâm ilimlerinde başarı kazanmış kişilere sıklıkla verilen bir unvandır.

Bugün Mevlânâ'nın mezarının bulunduğu yer aslında o zamanın (1270'li yılar)Başşehri olan Konya'daki Selçuklu Sarayı'nın gül bahçesidir.
Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubâd ,Mevlânâ'nın babası olan Bahâeddin Veled öldüğü zaman bu gül bahçesini ona mezar yeri olarak vermiştir.
Daha sonra burası Mevlânâ  Dergâhı olmuştur.

Atatürk,1925'te uluslaşma sürecinin önündeki en önemli engellerden biri olarak gördüğü cemaat,tarikat ve mezhep kimliğinin zayıflatılması için tekke, zaviye ve dergâhları kapatmıştı.
Ancak daha önceden (1923) İnönü'ye,Mevlânâ türbesinin kendi eşyasıyla birlikte müze yapılması emrini vermiş ve kendi bu konuyla bizzat ilgilenmişti.

Atatürk 18.02.1931 günü dokuzuncu kez geldiği Konya'da 11 gün kalmış ve bu arada 21 Şubat gününü tümüyle Mevlânâ Müzesi'nde geçirmiştir.

Atatürk'ün bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Mevlânâ'ya gösterdiği sevgi ve saygının bir göstergesidir:
" Ne zaman bu şehre gelecek olsam,içimde bir heyecan duyuyorum. Hz.Mevlânâ,düşünceleriyle benliğimi sarar.O çok büyük bir dâhi,çağları aşan bir yenilikçi."

Mevlânâ'dan bir söz:
" Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım. Savaşa dair ne varsa,ben orada yokum."
Atatürk'ten bir söz:
" Yurtta sulh,cihanda sulh! "
Her iki söz de ne denli birbirine benziyor değil mi?

Mevlânâ'nın 25.668  beyitlik ünlü yapıtı Mesnevî'sinin en eski nüshası (1278) şu anda müzede sergilenmektedir.
Benim en çok ilgimi çeken biraz yıpranmaya yüz tutmuş olan giysileri ve kullandığı halı,post gibi eşyasıdır.Müze içine camlı bir dolapta sergilenen bir başka ilginç olan eşya ise
Neyzen Tevfik'in kullandığı neydir.
Tabi onun yanında müritlerin kullandıkları neyler de var.
Biliyorsunuz  1879 Bodrum doğumlu olan ve Neyzen adıyla anılan Tevfik Kolaylı, bu aleti çalmaya başladığında dinleyenler ağlamaya başlarlarmış.

Mevlânâ'nın şiirlerini okurken derinliğine varmak ve sözlerin anlamını hissetmek onun nasıl büyük bir düşünce adamı olduğuna ilişkin size bir fikir verecektir.
Şimdi Mevlânâ'yı  A.Kadir'in çevirisi şiirleriyle analım.

               Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
               Her gün bir yere konmak ne güzel.
               Bulanmadan,donmadan akmak ne hoş.
               Dünle beraber gitti,cancağızım,
               Ne kadar söz varsa düne ait.
               Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

               Tekmil medreseler,minareler bir gün yıkılmayacaksa,
               İman küfür olmayacaksa bir gün,
               Küfür bir gün imanın yerine geçmeyecekse,
               İşte o zaman halimiz tamam:
               Bir daha ne kalenderliğin yolu yordamı bulunur,
               Ne de dünyamıza layık bir adam.

               Gene gel, gene.
               Ne olursan ol,
               İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta,
               İster yüz kere tövbe etmiş ol,
               İster yüz kere bozmuş ol tövbeni.
               Umutsuzluk kapısı değil bu kapı;
               Nasılsan öyle gel.

               Şu âşıklara bir bak hele:
               Bahçeden daha güleryüzlü onlar,
               Gülden daha güleryüzlü.
               Bilgiden daha doğru,
               Akıldan daha hünerli,
               Serviden daha hür.
               Ölmezlik suyundan daha arı, duru.

               Diken içindeler ama gül gibiler,
               Hapisteler ama şarap gibiler,
               Balçık içindeler ama gönül gibiler,
               Gece içindeler ama sabah gibiler.

               Bu hır gür,bu savaş nereye dek?
               Sen bensin işte,ben senim işte.
               Zengin yoksulu hor görür,ne diye?
               Sağ soluna yan bakar,ne diye?
               İkisi de senin elin,ikisi de.
               Peki, kutlu ne,kutsuz ne?
               Gerçi sarhoşum,yıkılmışım ama,
               Doğru laf etmedeyim,
               Erkekçe konuşmadayım.
               Ortada kendinden başka kimse komadan girmeli cenge
               Kendi kendisiyle bile.
               Hırsı bırak, kendini boş yere harcama.
               Şu toprak altında çırak da bir,usta da.



Sağlıklar diliyorum.

13.12.2008
       
sehri_dogruoz@mynet.com

       
SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.