KENELER DE NEREDEN ÇIKTI
2008 yılı itibariyle 6 yılda keneden 155 kişi ölmüş.
Daha yaz yeni başlıyor.Kenelerin yol açtığı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığından 13 kişi öldü.
Geçen yıl bir televizyon kanalında Ceyhan Ziraat Odası Başkanı'nın bu konuyla ilgili çarpıcı bir şey söylediğine tanık olmuştum.
Başkan kenelerin artmasının "Kuş Gribi" olayı ile bağlantısını açıklamıştı.
Anladığım kadarıyla ve kendi gözlemlerimle de birleştirerek anlatayım.
Kuş gribinin daha çok kırsal yörelerde ölümle sonuçlandığı haberlerinin yoğun olduğu günlerde alınan önlem şuydu.Tüm kümes hayvanları itlaf edildi. (kıyıma uğratıldı)
Başkan buna "katli vacip" diyordu.
Gerçekten de uzay istasyonlarında çalışanlar gibi giyinmiş görevliler arabalarından inip nerede tavuk,hindi, kaz ve ördek varsa boğazladılar,çukurlara kireçler dökerek gömdüler.
Hem de canlı canlı.
Bir baktık,marketlerden bir süre tavuk eti yok oldu.
Çünkü kuş gribi hiç de yabana atılacak hafif bir hastalık değildi.
Tavuklardan bulaşma olasılığı da medya tarafından sürekli verildi.
Tabi bu arada fırsattan yararlanan likit yumurta uyanıkları aradan sıyrılarak anında -sanki haberliymiş gibi-bu işin rantını yutmak için geç kalmadılar.
Bir süre böyle gitti.
Tabi tavuk fiyatı da arttı.
Ve…
Uğur Dündar yaptığı reklâm filmleriyle tavuğun aklanması için çok çaba harcadı.
Şimdi kene ve kuş gribi bağlantısına dikkat edelim:
Kırsal bölgelerde "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığını(KKKA) bulaştıran ve insanların ölümüne neden olan keneler niçin çoğaldı?
Ceyhan Ziraat Odası Başkanı'na göre-ki kendisi de tarım emekçisi bir çiftçiymiş- tavuklar keneleri yiyordu.
Daha doğrusu tavuk bu,her türlü böceği,keneyi,taneyi yer.
Tavuklar ve kanatlı bütün kümes hayvanları kuş gribi nedeniyle itlaf edilince keneler de çoğaldı.
Bir zamanlar zehirsiz tarla yılanlarının çiftçiler tarafından çokça öldürülmesiyle fareler çoğalmıştı.
Bu da ona benziyor.
Doğanın ekolojik dengesini bozarsak olacağı budur.
Peki ne yapılmalıydı?
Kuş gribine neden olan yaban kuşlarının göç yolları sürekli aynıdır.
Bu, ilgili kişiler tarafından hem izlenmekte hem de bilinmektedir.
Keşke bu süreler içinde Tarım Bakanlığı'nın bir emriyle bütün kümes hayvanlarının kapatılacağı yerel yöneticiler aracılığıyla bildirilseydi.
Keşke bu süreler içinde kırsalda yaşayanların dikkat etmesi gerekenler açıklansaydı.
O zaman olay belki de hiçbir ölüm olmadan atlatılırdı.
Peki bunlar yapılmadı mı?
Bilmem.
Yapıldı mı?
TARIMDA YAŞANANLAR
Tarımda 5-6 yıldır uygulanan politikanın içinde ne olaylar döndüğünden de söz etti Ceyhan Ziraat Odası Başkanı.
"Eskiden Çukurova denilince pamuk gelirdi akla." diyordu başkan.
"Şimdi ise mısır."
Niçin?
Çünkü pamuğun girdi maliyeti çok yüksek.
Ayrıca maliyete mazot da eklendiğinde çiftçinin pamuk ekmesi çok güç.
Türkiye balya pamuğunu Yunanistan'dan ithal etmeye başladı.
"Çukurova'da karpuz ve soğan da tarlada kaldı."diye yakınıyordu başkan.
"Fiyat o denli ucuz ki yine de alan yok."
Devlet bu olaya el koyup işi örgütleyip ürünü ucuz ucuz tüketiciye götürmeli.
Çiftçi ne yapsın?
Gübre,tarım ilaçları o denli pahalı ki çiftçi tarlası boş kalmasın diye girdi maliyeti en ucuz olan tahılı güç bela ekebiliyor.
Gübrenin son bir yılda fiyatı epey arttı.
Mazot da pahalı.
Çiftçi ucuz maliyetli tahıl ekiyor.
Kısa ve öz olarak denilebilir ki tarım girdilerini üreten küresel güçler ekilecek ürünü de belirliyorlar bu duruma göre.
Yani çiftçiyi düşük maliyetli ürünü ekmek zorunda bırakıyorlar.
Spekülâtörler hasat zamanı ürünün tümünü üreticinin elinden ucuz alır, darlık yaratır sonra da aynı ürünü daha pahalı olarak aynı kişilere satarsa bunun adına ne denir?
Üç nokta!
Sağlıklar diliyorum.
13.06.2009