AAH,AH RUMELİ
(1)
Babam ölmeden bir yıl önce hastalıklarla uğraştı.
Annemin de çok önceleri ölmesi,bizleri yalnız bırakması babamı epeyce sarsmıştı.
Babamla yalnız kaldığımda sorular sorarak ondan gücü yettiğince çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Bulgaristan'ın Kemallar kentiyle ve yaşantılarıyla ilgili bilgiler almıştım.
Balkan coğrafyasının bir parçası olan Trakya'da oldukça çok sayıda Bulgaristan muhaciri yaşamakta ve her birinin başından ne serüvenler geçtiğini tahmin etmek pek zor olmayacaktır.
Bulgaristan göçmeni olan babam,annem ve tüm sülâlem,neredeyse tümü bu dünyada yaşamıyorlar.
Ama onlar için doğdukları,uzun yıllar yaşayıp göçmek zorunda kaldıkları ve canlarının bir parçalarını bıraktıkları yerler, hep gözlerinde tüten vatan topraklarıydı.
Konuşursanız her göçmenden bu duyguyu alırsınız.
Babamla yaptığım bir söyleşiyi not almıştım.
Bunları sizlerle paylaşırken içimden "Aah,Ah Rumeli!" demek geliyor.
*
SEHRİ: "Biraz dedemden söz edebilir misin?"
HİLMİ(babam): "03 Mart 1946'da babam Kemallar'da(İsperih-Bulg.)öldüğünde 82 yaşındaydı.
Bu duruma göre 1946-82=1864 yılında doğmuş oluyor.Ancak gün ve ay belli olmadığı için bir şey diyemeyeceğim."
S: "Babası,annesi ve kardeşleri ile ilgili bilgi verebilir misin?"
H: " Bu konuda pek bir şey bilmiyorum.Yalnız dedemin adının Mahmut olduğunu,bir de Kemallar-Şumnu yolu üzerindeki,Kemallar'a 40-45 km.uzaklıkta bulunan "Emberler Köyü"nde bir halam, 4-5 km. uzaklıktaki "Saldın Köyü"nde de babamın bir akrabasının olduğunu biliyorum. Ayrıca Kemallar'ın 4-5 km.güneyinde bulunan ve babamın doğum yeri olan "Arslanköy"de Kasım amcam ile Azime halamın olduğunu biliyorum. Ancak Kasım amca ile Azime halamın babamın kardeşi mi yoksa kardeşlerinin çocuklarından birileri mi olduğunu pek iyi bilemiyorum. Bildiğim bir şey var,o da babamı (Mahmut oğlu Hacı Mehmet) 12 yaşındayken (1876-V.Murat ve II.Abdülhamit dönemi) İstanbul'a okumak için gönderen Kasım amcamın babası imiş. Zira babam 4-5 yaşlarındayken (1868-1869) hem öksüz hem de yetim kaldığından onu Kasım amcam bakmış. Bu duruma göre Kasım amcamın babası benim babamın ağabeysi olama olasılığı vardır. Azime halam da Kemallar'da evlenmişti.Ara sıra onlara giderdik. Dobrucan Mahallesi'nde oturan Azime halamlara oynamaya,bahçelerindeki kiraz ağaçlarına çıkıp kiraz yemeye giderdik.Tabi bu dediklerim ben 10-15 yaşlarındayken(1934-1939) oluyor."
S: "Peki,Arslanköy'e hiç gittin mi? Nasıl bir yerdi oralar?"
H: "Çok giderdim. Hatta 1947'nin içerisinde bu köye bir piyes oynamak için gitmiştik. O zaman ben askerlik yaptığım Sofya'dan yeni gelmiştim. Gençler olarak,kendi aramızda oluşturduğumuz bir tiyatro ile Arslanköy'e,Razgrad'a,Hıdırköy'e piyes için gittiğimizi hatırlıyorum."
S: " Peki senin rolün neydi? Piyesin konusu neydi? Niçin böyle bir tiyatro oluşturup oyun için yakın köy ve kasabalara gitme gereği duyuyordunuz?"
H: "Benim rolüm hapishanedeki bir mahkûmdu. Daha sonra hakim karşısına çıkıyorum.Sorular ve yanıtlar şeklinde sürüyordu piyes. Konu, padişahların yerilmesiydi. Ulusal duygular Türkler'de çok güçlü olduğu için bu duygularımızı aktarmak ve Türkiye Cumhuriyeti'yle bağımızı,sevgimizi güçlendirmek için birçok yerde sürekli piyesler oynanırdı. Hatta babamın ilk hanımı Nuriye'den olma beş çocuğundan en büyüğünün yani Mahmut ağabeyimin kızı Seyyare, bizim oyunumuzda bir de şarkı söylemişti. Oyunları gittiğimiz yerlerdeki okullarda oynardık. İzleyiciler biletliydi;ancak paralı mıydı veya kaç liraydı pek iyi bilemeyeceğim. Bu piyesler öyle kalabalık olurdu ki bazen protokolde Bulgarlar da bulunurdu. Beni izleyenler arasında tanıyanlar da çıkardı. Ben sahnedeyken bana, ' Ooo Hilmitu,Hilmitu! ' diye tezahürat yaparlardı."
(Devam edecek.)
Sağlıklar diliyorum.
22.06.2009