...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
KÖYDEN  KENTE  HÜCUM
(2)
(Önceki haftadan devamla…)
Önceki hafta esnafa göre köylünün durumunun daha iyi olduğundan ve en yoksul köylünün bile yokluk durumunda kendine yetebileceğinden söz etmiştim.
Birkaç istatistiki veriyle başlayayım:
1997'lerde kentsel nüfus % 35 iken kırsal nüfus %65 idi.
31 Aralık 2008 itibariyle yapılan "Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi" sonuçlarına göre ise 71.517.100 kişi olan nüfusumuzun % 75'i il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor; %25'i yani 17 milyon 905 bin 377 kişi ise belde ve köylerde yaşıyor.
Ancak TÜİK-2008 verilerine göre ülke nüfusumuzun yüzde yirmi beşini oluşturan köylümüz de eski günlerini arayacak gibi görünüyor.
Tabi binlerce dekar tarım arazisi bulunan ve her türlü modern tarım aletine sahip olan varsıl (zengin) çiftçiyi kastetmiyorum.
Bu kişilerin tarım dışında geçimlerini sağlayabileceği değişik alanlarda işletmeleri vardır.
Benim sözünü ettiğim pahalı mazot,ilâç ve gübreyle tarlasını zar zor ekebilen çiftçi.
Parası olan köylünün çarşı içinde,cami yakınında kiraladığı veya satın aldığı bir dairesi zaten var.
Yoksul çiftçinin çok uzak olmayan  bir zamanda hiç kâr getirmeyen tarlasını,motorunu satıp kasabalara,şehirlere göçmeyi düşündüğünü tahmin etmek zor değil.
Üstüne üstlük küresel sıcaklık ve buharlaşma sonucu yok olan göl,gölet ve barajlarımız sulamayı olanaksız  duruma sokuyor.
Ege Bölgesi tarım kesimi çalışanları geçen yıl(2008) eğer kış ve sonrasında da kar ve yağmur yağmazsa tarlalarını ekemeyeceklerini söylüyorlardı.
Zaten büyük bir bölümü dışarıdan alınan buğday ekilmeyince ne olacaktı?
Kuraklık nedeniyle dışardan aldığımız buğday veya tahıl pahalılaşırsa yediğimiz ekmek ve un ürünleri de mi pahalılaşacaktı?
Konya çiftçisi sıkıntısını haykırıyor ve diyor ki:
" Geçen yıl mahsûl kıt oldu,buğdayın fiyatı yüksekti;bu yıl(2009) mahsûl çok bereketli ama fiyat çok düşük."
Böyle bir durumda rençber ne yapsın?
Tarlasını ekerek bir kazanç elde edemiyorsa bundan vaz mı geçecek?
Tarlalar ekilemeyince çiftçi borcunu nasıl ödeyecek?
Yoksa tarlalara bankalar mı el  koyacak?
Peki bankalar kimin?
Türkiye'de bankacılıkta yabancı payı yüzde kırkı aşmış durumda.
Bütün bu soruların yanıtları ürkütücü.
Ama somut gerçekler karşımızda durduğu halde biz Trakya'da hâlâ var olan ırmak,dere ve su kaynaklarını duyarsızca kirletmeyi sürdürüyoruz.
*
AB(Avrupa Birliği)  Ortak Tarım Politikası ve Uyum Yasaları gereği, Türkiye'deki kırsal yapıda var olan birçok sorunun tarımdaki aşırı nüfus nedeniyle, işletmelerin küçük,çok parçalı ve dağınık olmasından kaynaklanmakta olduğu belirtiliyor.
Bu bakımdan, tarımsal nüfusun toprağa daha az bağımlı bir duruma gelmesi ve bu nüfusun  azaltılması gerekmekteymiş.
Modern tarım için de bunun bir zorunluluk olduğu ifade ediliyor.
Bu nasıl olacak? Bazı sorular rahatsız edici.
Acaba, belirli bir dönümden (dekardan) daha az tarlası olan çiftçi ekim mi yapamayacak?
Avrupa Birliği Uyum Yasaları  ve Ortak Tarım Politikası gereği az tarlası olanlara ekim yasağı gelirse bu insanlar nasıl geçinecek?
Geçinemedikleri için tarlalarını satmaya ve daha büyük yerleşim yerlerine göçe mi başlayacaklar?
Acaba böylece AB'nin isteğine uygun yasalar gereği köylü nüfusu "yüzde yirmi beşlerden yüzde onlara" mı gelecek?
*
Avrupa Birliği tarım uzmanları yaptıkları incelemeler sonucunda, ahırların köy içinden açığa, meraya aktarılması için rapor hazırlamış. Bunu Hayrabolu.net'te daha önceleri linki bulunan ancak üzülerek kapandığını öğrendiğim Hayrabolutarim.com'dan okumuştum.
Bu, şu mu demektir?
Öyle, bir iki küçükbaş ya da büyükbaş hayvanı bulunan köylü, evinin yakınında bunları besleyemeyecek;ya kasap esnafına ya da büyük çapta besicilik, hayvancılık yapan kişilere satacak.
Ekolojik veya organik hayvan besiciliği paraya,biraz güçlü sermayeye bakıyor.
Peki bunca insan kasaba ve kentlerde ne yapacak?
Belki sattıkları tarladan aldıkları para yeterliyse bir daire edinecekler;böylece camilerin cemaati, kahvehanelerin mevcutları artacak ya da bankaya yatıracakları paranın getirisiyle geçimlerini sürdürmeye çalışacaklar.
Belki de mahalle kenarlarında veya arkalarında küçük bakkal dükkânları açılacak;bunlar da çarşı içlerinde çoğalan süper ve hipermarketlerle rekabet edemediği için kapanacaklar.
Gençler ise okuyup üniversiteyi bitirdiyse ve eğer iş bulabildiyse çalışacak ya da asgari ücretle fabrikalarda veya kendi topraklarında işçi olarak iş arayacak.
İş bulamayanlar ise cadde ve sokakları dolduracak,kahvehanelerin sürekli müşterisi olacak.
Felâket senaryosu mu yoksa bir gelişim süreci mi?
Bilmem,ben daha baştan " belki" dedim.
Peki bütün bunlar olumlu gelişmeler mi?
Nereden bakıldığına göre değişir bu sorunun yanıtı.
Amerika ve Avrupa Birliği cephesinden bakıldığında olumlu.
Ya küçük çiftçi,köylü ve küçük üretici açısından bakılınca ise…
Ben pek o kadar emin değilim!

Sağlıklar diliyorum.

27.08.2009

Sehri DOĞRUÖZ

sehri_dogruoz@mynet.com



SEHRİ DOĞRUÖZ

Web Page Maker, create your own web pages.