GEZİ NOTLARIM (4)
KUBÂDÂBÂD-2
(Geçen haftadan devamla…)
Geçen hafta anlattığım gibi güneyden gölün çevresini dolanırken epey zorlandım.
O ne kavis,o ne dar ve mucurlu yol!
Yavaş gitmezsen tehlikeyi göze alırsın demektir.O da ya karşıdan gelen araçla çarpışma ya da mucurdan kayarak yardan aşağıya uçma.
Manzaranın zevkine varmak ve sağ salim yolculuk etmek istiyorsan şansına güvenmeyecek,yavaş gideceksin.
Neyse Yenişarbademli’ye vardıktan sonra yollar biraz düzleşti.
Gölyaka’ya doğru yollandık.(Resimde Gölyaka tarafından Beyşehir Gölü’ndeki adalar)
Topraklar kıpkırmızı buralarının.
Ama çok yer bahçelik.En çok da elma bahçesi.
Güz geldi ya ağaçlar yapraklarını dökünce dallarda yalnızca elmalar kalmış.
Hasat zamanı olduğu için bir bahçenin yanında durup elma satın almak istedik.
Görünce insanın canı çekiyor.
Zaten her bahçenin içinde kasa kasa elma,satılmaya veya buzhanelere götürülmeye hazır durumda bekliyor.
Hanımla bahçeye yaklaştık;bir izzet,bir ikram ki inanamazsınız!
Poşete doldurdukları elmalar için para uzattım ama ne mümkün!
Neredeyse hakaret sayacaklar para vermeyi.
Söyledikleri şu: “ Parayla almıyoruz ki!Allah veriyor.”
İşte bizim insanımızın temiz karakteri!
Gölyaka’ya 1 km. girince sarı ve zor okunan bir tabeladan ören yerine saptık.
Orası da 1.km. kadar tutuyor ama ne kadar berbat bir yol!
Böylesi önemli bir tarihsel yere gidilen yol çakıllı ve dar.
Sorumlusu belediye mi yoksa başka bir makam mı bilemem;ama o kadarcık bir yol hiç asfalt yapılmaz mı?
Alâeddin Keykubâd bir de buralara “Cennet ya burası ya da buranın altıdır!” demiş.
Böyle bir yer savsaklanır mı?
Asıl kötü sürpriz kapıya varınca bizi karşıladı.
Saat 16.00 olmasına karşın hiçbir canlı yok ortalarda.
Saray kalıntıları ve geniş alan telle çevrilmiş,güzel.
Kapısı da var.O da güzel.
Ama ne bir bekçi ne de bir görevli bulunuyor.
Kapıda kalın zincirlerle bağlanmış asma bir kilit var.
Nasrettin Hoca’nın mezarı misali.
Üstten atlanıp geçilebilir ancak…
Ya içerde köpek varsa?
Hem sonra bir zarar olsa bizden bilirler.
Bir de levha asmışlar: “Saat 18.00’den sonra ziyaret yasak!”
Oysa geldiğimizde saat 16.00’ydı.
Başka bir tabelada da şu yazıyor: “Görevliden başka kimse giremez!”
Hani görevli?
Ören yerinin tam ortasına kocaman,üç katlı bir bina yapmışlar.
Ordu barındıran cinsinden.
Kim ne milyarlar döktüler oraya?
Ama önündeki çiçekler,bitkiler bile kurumuş.
Bunu nereden mi biliyorum?
İyi bir dürbünüm var da ondan.
Hayrabolu’da kolega pazarından almışım bereket.
İçeriye giremedik ama dürbünümle çok yakından görme olanağını bulduk.
Bu durumu da e-posta yoluyla.aktardım ilgili kurumlara,merak edilmesin.
Hiç durur muyum?İlgilenen olursa tabi!
Başkaları da vardı gelen.Onlar da gerisin geriye döndüler.
Onca virajlı,mucurlu yollarda kaza riskini göze al,sonra kapıdan geri dön.
Neyse ki benim dürbünüm vardı.
Ama oralarını gezmek ve duyumsamak için elimle dokunmak ve ille her zaman yaptığım gibi küçük bir anı almak isterdim.
O zamanlardan kalmış bir kiremit veya tahta parçası filân.
Günün en can sıkıcı olayı bu oldu.
Ama her şeye değdi yine de…
Ekim ayının görkeminde güzel ülkemin insanlarını tanımak ve oralarını görmek ne güzel!
Şarkikaraağaç’a doğru yola düzüldük.
Oradan da ver elini Konya.
Sağlıklar diliyorum.
18.12.2009
Sehri DOĞRUÖZ
sehri_dogruoz@mynet.com