KEŞKE
Dilimizde sıkça kullandığımız bir sözcük var:
“Keşke!”
İçinde bir pişmanlık,bir özlem barındırıyor.
Bilinçli bilinçsiz,gerekli gereksiz,küçüğümüz büyüğümüz öyle çok kullanıyor ki bu sözcüğü!
Ben kullanmıyor muyum?
Kullanıyorum ama istemeye istemeye.
Ve de ancak zorundaysam.
Aslında hiçbir olaydan sonra pişmanlık yaşamak istemediğim için geriliyorum belki de.
Atı alanın Üsküdar’ı geçtiği bir anda söylenen “keşke” sözcüğünün hiçbir yaptırımının olmadığını biliyorum da onun için canım sıkılıyor bu sözcüğe.
Örneğin arabana binip yola çıkmışsın,düz yolda gidiyorsun.
Sonra?
Yanlış sollama ve kaza.
Ve başlıyorsun sesli sessiz,içinden, “Keşke sollamasaydım!Acelem neydi?
Keşke emniyet kemerini taksaydım,şimdi kafam yarılmayacaktı!..” falan filân.
Artık keşke’ler art arda sıralanır.
Ancak geriye dönüş bazen olanaksız,bazen de çok pahalıya mâl olur.
Toplum içinde yaşıyoruz.
Sürekli iletişim içinde bulunduğumuz insanlarla birlikteyiz.
Kimimiz kurumlarda görevli ve görevinin başında,kimimiz dükkân sahibi bir esnafız;kimimiz de henüz yolun başında bir işin ucundan tutmaya çalışıyoruz.
Kusurlu olmak belki insana özgü.
Yanlışsız insan yok.
Ancak yanlışının ayırdında olup onu düzeltmeye çalışmaktır yapılması gereken.
Gün içinde her an öyle çok yanlışlıklara rastlıyor ki insan!
Hoşgörü sınırlarını zorlayan,sabrı taşıran öyle durumlarla karşılaşılıyor ki!
(Bu arada hoşgörüden söz edilir de Mevlânâ’yı anmamak olur mu?
Biliyorsunuz Mevlânâ hoşgörüyü bir yaşam felsefesi olarak tanımlamıştır.
Resimde,içinde Mevlânâ türbesinin de bulunduğu müzeden bir görünüm.
Şu sıralar müzede onarım olduğu için girişler resimde görülen kapıdan yapılmakta.
Kaldırımdaki mezar ise 1839’da Konya’da vefat eden şair Şem’i’nin mezarıdır.
Aslında yol ve kaldırım Üçler Mezarlığı’nın - şu anda resmin sağ tarafına denk geliyor- bir devamıymış.Mezarlığın içinden yol geçince Şair Şem’i’nin mezarı da kaldırım üzerinden kaldırılmamış.)
SAYGISIZLIK DİZBOYU
Geçenlerde hanımla birlikte bir akşam yürüyüşü yapalım dedik.
Az ötede bir öbek genç yüksek sesle,hatta bağırarak gülüyor ve birbirlerine şaka yapıyorlardı.
Kaba sözcükler ise ağızlarında hiç noksan değildi.
Bir yanlışlık yaptım (!) ve onları kibarca uyardım.
Yaptıklarının ayıp olduğunu,çevreyi rahatsız ettiklerini söyledim.
Ne yazık!
Bana ters yanıt verdiler.
Hanım kolumdan çekti.
Eve döndük.
Uyardığıma da dışarıya çıktığıma da pişman oldum.
Keşke hiç çıkmasaydık!
Özdenetimden yoksun,kendini kontrolden uzak az insan yok çevremizde.
Genel görgü kurallarına uymanın ayıp sayıldığına,alaya alındığına tanık oluyoruz.
Yasatanımazlık,çalma çırpma,yağ çekme ve yolsuzluk prim mi yapıyor?
Yoksa keşke’yi asla tanımayan kişilerin dönemini mi yaşıyoruz?
Ama belki de bazı kişiler yanlışlıkları,onun öyle olduğunu bile bile yapıyor.
Hatta bundan zevk bile aldıklarından eminim.
Bu durumda bu kişiler hiç “keşke” deyip pişman olurlar mı?
Ancak ne kadar kızarsam kızayım;çok pişmanlıklar yaşadığımı ve yaşayacağımı bilerek vaz geçemediğim iki şey var:
Soluk almak ve bu ülkede yaşamak.
Ciğerlerimize çektiğimiz havada ekzost dumanı ve toz olsa da,olumsuzluklar önümüzü kesse hatta bize zarar verse de bu ülkeyi bütün hücrelerimizle duyumsamaktan ve
bu topraklarda yaşamaktan vaz geçemeyiz.
Çünkü Türkiye’yi çok seviyoruz.
Sağlıklar diliyorum.
25.12.2009
Sehri DOĞRUÖZ
sehri_dogruoz@mynet.com