ERGUVANLAR ŞEHRİ VİYANA
Geçen yıl Suudi Arabistan ziyaretinden sonra bu yıl da yine aynı tarihlere denk gelen Avusturya ziyareti bize büyük sürpriz oldu.
Nasıl olmasın da olmasın ki!
Hiç beklenmedik anda gelen davet bizleri çok mutlu etti.
Eşimin Avusturya Viyana'da yaşayan amcasının göndermiş olduğu iki bilet Avrupa'nın kapılarını aralamıştı ikimize de.
Aslında içerisinde Hayrabolu olmayan yazı pek yazmak istemem bilirsiniz. Çünkü geleceğe bir şeyler bırakacaksak, günümüz Hayrabolu'sunun bugünü insanlarımıza Hayrabolu'yu merak edenlere anlatmak isterim, ama yazımın sondaki gelişme bu yazıyı yazdırdı bana.
İki saat 10 dakika sonrasında Viyana Hava Limanındaydık, İstanbul'un aksine çok daha sakin bir hava limanı. Kapıda Umut ve Özgür kardeşlerimin o el sallayışları garip kaldığım bir ülkede içimizi sıcacık ediverdi. Dil bilmemek var ya sıkıntısını bir kez daha yaşatmıştı gurbette!
11. Viyana'da kalacağımız, Belediye tarafından yapılan muhteşem dizayn edilmiş projesiyle, yeşili, çocuk oyun parkları, araç parklarıyla yeşil cümbüşünün içerisinde inşa edilmiş 8-11 kattan oluşan birçok apartman.
Viyana Belediyesi, Viyana'nın birçok yerine yaptığı bu konutları insanlara kira karşılığında veriyor. Isıtmada topladığı çöpleri yakarak sağladığı sıcak suyu kaloriferlere verirken, banyoda doğalgaz, mutfakta ise elektrik kullanmış. Sitenin etrafına koyduğu 6-7 çeşit bidonda ise çöpleri kaynağında ayrıştırarak çöpleri topluyor. (Plastik, şişe, kağıt, mutfak çöpü vs) Belediyenin 58 m2'den elde ettiği kira geliri ise 275 Euro. Ortalama vasıfsız bir işçinin aldığı maaş 600-800 Euro arasıymış..
Oldukça sıcak karşılandığımız bu küçük ev bizim için Türkiye'deki 150 m2'lik evlerden bile lüks gelivermişti 15 günlük süre içerisinde.
İki gün hariç 13 gün hiç durmadan gezdiğimiz Avrupa'da Almanya Münih, Macaristan Budapeşte, Slovakya Bratislava'yı gezerken öncelikle 1 den başlayan ve 23'e kadar semtlere ayrılan Viyana yeşilin muhteşem renkleriyle ülkemize benzeyen iklimiyle görülmeye değer bir Avrupa kenti.
Ecdadımızın defalarca kapılarına kadar gittiği ama giremediği kapılarının önde bizler fotoğraf çektirirken, atalarımıza Fatiha okumadan da edemedik.
Viyana Şehrinin kuş bakışı görülebileceği tek yer burası. 484 metre yüksekliğinde olan tepenin bizim için önemi 1683 yılında olan II. Viyana kuşatmasının buradan yapılmış olmasıdır. Kahlenberg tepesinden Viyana'yı izlemek çok güzel. İçerisinden akıp giden Avrupa'da birçok ülkenin ekonomisine hayat veren Tuna'nın görüntüsünü izlemek, Viyana'yı seyretmek ayrı bir güzellikti.
Budapeşte ve Bratislava'da da Tuna nehri aynı muhteşemlikte akıyordu. Almanya Münih ziyaretimiz sırasında uğradığımız, ünlü besteci Mozart'ın doğup büyüdüğü şehir olan Salzburg'un büyüsü ise bambaşkaydı.
En uzun seyahatimiz Almanya'nın Münih Kentine yaptığımız gezi oldu. Hepsinin meydanları, tarihi yapıları, parlamento binaları, şatoları hepsi çok güzeldi. Şehir dışına çıktığımızda ise kanola ve buğday ekili alanlar olabildiğince rengarenk görüntüleriyle bizlerin Türkiye'deymiş hissine kapılmamıza sebep olmuştu.
Viyana'ya giriş çıkışlarımızda, şehir dışında ve şehir içerisinde bulunan öbek öbek pembe, kırmızı, mavi, mor ve beyaz erguvanların hoş kokuları her defasında başımızı döndürmüştü. St. Stephans katedrali, Schonbrunn'daki Avrupa'nın en büyük saraylarından olan ve 1441 odası bulunan sarayı gezmek rehbersiz gezmek mümkün değil, parkı ise muhteşem düzenlemesiyle bizleri kendisine hayran bıraktı.
Viyana'da çok fazla yaşayan Türk var. Türklerle her yerde karşılaşabiliyorsunuz. Dostluklar çok samimi. Alışverişler özellikle yiyecek alışverişlerinin birçoğu açılan Türk Yerlerinden yapılıyor, kendinizi Türkiye'de gibi zannediyorsunuz. Çalışanlar hepsi Türk.
Erguvanlar şehri Viyana nasıl bir yer derseniz kısaca; Viyana'nın derli toplu bir yapılaşması var. Alt yapı sorunu hemen hemen hiç yok. 4-5 gün dinmeden yağmur yağdı, ancak bir damla göllenen yer görmedim. Misafir kaldığımız sitenin içerisine bile 10 metrede bir yağmurlama hattı döşenmişti. Şehir içerisi ise öncelikle yaya yolları ve bisiklet yolları şehrin bütün bölgesinde korunmuştu. Bisiklete binen bu şehirde oldukça fazla, sporu çok seven bir ülke, birde sanırım en çok bisiklet satılan ülke, bisiklet yolunu yanlışlıkla ihlal ettiğinizde bile fırça yiyebiliyorsunuz. Bu arada köpek ve kedi bakanların da sayısı oldukça fazla. Ülkede konulan kurallar yaşayanlar tarafından harfiyen uyuluyor. Bir nevi devlet vatandaşına, vatandaşı devletine güveniyor. Metro, tramvaya binişlerde biletçiler yok, kontroller ara ara yapılıyor. Benzin istasyonlarında benzinler araç sahipleri tarafından konuluyor. Pompacılar yok. Trafik işareti olmayan bir yolda adımınızı yola attığınız anda bütün trafik bir anda duruyor. Karşıya rahat rahat geçiyorsunuz. Bu arada Prater'den bahsetmek istiyorum. Avrupa'nın en büyük eğlence merkezi hafta sonları hınca hınç dolu, 1 Mayıs'ı Prater'de kutlamak varmış. Avusturya'da iş yerleri 19.00'da kapanıyor. Alışveriş yapma şansınız bu saatten sonra yok. Paza günü de işyerleri çalışmıyor.
Son gece 10. Viyana'da yeni açılan " Kent Restaurantta" yemek yedik. Türk yemekleri, her şeyiyle özbe öz Türk. Garsonumuz mükemmel bir servisten sonra tatlı siparişlerimizi almak istedi. Ben evde Hayrabolu Tatlısı yiyeceğimizi söyleyince, garsonumuz " Popköy, Çöpköy " Hayrabolu dedi, hepimiz şaşırmıştık. Sonrasında kendisinin 1972 yılında Hayrabolu 131. Piyade Alay Komutanlığında askerlik yaptığını söyleyince şok olduk. Öyle ya ben içerisinde Hayrabolu olmayan yazı yazmam demiştim. Ama adını bile sormadığım garsonumuzun binlerce kilometre uzağında Hayrabolu'yu sorması, bizlere kısa da olsa Hayrabolu'yu anlatması bu yazının ortaya çıkmasına vesile oldu.
Yazımın sonunda Kadir amcama, Firdevs yengeme, çocukları Umut ve Özgür kızımıza yaşattıkları ve hiç unutamayacağımız güzel günler için çok teşekkür ediyoruz.
Sağlıcakla ve dostça kalınız.
ŞENOL ERDEN
18.05.2010