MÜMESSİL SEÇMEK
Şimdikiler "sınıf başkanı" diyorlar. Bizler ise, "mümessil" derdik sınıf temsilcilerine okula gittiğimiz yıllarda. Pek meraklımız da çıkmazdı bu konuda; ya utanır, ya çekinir, ya da o mesuliyetin altına girmek istemezdik çoğunlukla. Sonra devir, her geçen on yılda bir nesil ve adayların sayıları değişti. Aslında bu olumlu bir gelişmeye delalet idi. Ama ne zaman ki, adayların sayıları seçicilerinkini geçti, durum ülkedeki siyasi parti enflasyonuna benzedi. Herkes "ben daha iyi bilirim!" dedi. İşin mesuliyetini merak bile etmedi!
Demokrasiyi tanımak, onu anlamak ve onunla yaşamayı öğretmekti oysa öğretmenlerimizin amacı... Üç beş adayın adı tahtaya yazılır, bazen açık, bazen gizli oylama ile mümessilimizi seçerdik. Kimse kimseye karışmaz, "Neden Ali'ye değil de, Veli'ye oy verdin!" diye hesap sormaz, bir birine kızmaz ve küsmezdi. Seçilen de, hiçbir zaman " Sen bana oy vermedin, seni her gün tahtaya "yaramaz" diye yazayım da gör gününü!" demeyi aklından bile geçirmezdi... Çünkü, sınıfın kuralları vardı ve mümessil, sadece o kuralların uygulanmasını sağlardı... Nasıl ki padişahlar, dervişin gözünde, ahalinin korunması için o mevkie gelmişse, mümessiller de kurallara uyan öğrencileri korumak için o göreve gelirlerdi gerçekte... Her ne kadar mümessiller idarenin, öğretmenin gözünde değerli bir konumdaysalar da, sınıftaki öğrencilerin bekçileri olurlardı aslında...
Siyasi hayatta da durum, bundan farklı olmamalı kanımca....
Mahalleye, köye, kasabaya, şehre, ülkeye birer " mümessil" seçtikten sonra demokratik düzende, herkese düşen görev, mümessilin işini kolaylaştıracak katkılarda bulunmaktır sadece... İşte o zaman demokratik yaşam, bütün güzellikleriyle başlar, herkes kurallara uyar, bir birinin haklarına saygı duyar ve bütün medeni ülkelerde olduğu gibi mutlu bir toplumsal hayat sürer gider.....
Pek tabii ki, seçimlerde olduğu gibi farklı düşünceler, farklı fikirler ve farklı yaşam biçimleri tartışılacaktır ve demokratik yaşamda herkes buna saygı gösterecektir; ama sınıfın kuralları asla çiğnenmeyecektir... " Sen, neden öyle düşünüyorsun? Seninki yanlış! Benim gibi, bizim gibi düşünmelisin ..." şeklindeki saplantılardan uzak durmak, daha mutlu bir yaşam için bir birimizle kaynaşmak, demokrasi oyununu kurallarına göre oynamak ve de oyunu okuldaki gibi oynarken bir birimize kızmamak, küsmemek ve sırtımızı dönmemek durumundayız ki, aramızdaki mesafeler açılmasın, insanlarımız yan yana otururken bile birbirinden uzaklaşıp kopmasın! Rahmetli Can Yücel' in ikaz niteliğindeki dizeleri hepimizin kulağına küpe olsun ;
En uzak mesafe ne Afrika'dır
Ne Çin, ne Hindistan,
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.....
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan....
Hayrabolu'ma sevgilerimle
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
02.12.2006
akarabey@hayrabolu.net