BiZiM SiNEMALARIMIZ
Bir sokakta;
"Dikkat......Dikkat ! ! ! " , çıngır çıngır... çıngır çıngır.... " Bu gece... Emek Sineması'nda.... senenin en büyük aşk filmi............... "Mor Sevda".............. Baş rollerde.......... Yunanlı Sonya ve Haşmet Peyda..."
Diğer sokakta;
" Dikkat..... Dikkat ! ! ! " , çıngır çıngır.... çıngır çıngır.... " Bu gece Çağlayan Sineması'nda iki film birden ......
Dışarıda buz gibi bir hava, lapa lapa kar yağmakta ; bir omzunda bir metre karelik tahtadan yapılmış panosu, üzerine yapıştırılmış renkli film afişiyle, diğer elinde hep hademe Hayriye ablanın elinde görmeye alıştığımız mektep ziliyle Deli Mehmet Ağbi, Hayrabolu'nun Arnavut kaldırımlarını arşınlamakta....
Bir yandan zilini çıngırdatıp, diğer yandan gür sesiyle haykırmakta :
" Dikkat..... Dikkat ! ! ! " çıngır çıngır....çıngır çıngır ...", Fakirler imana.... Zenginler sinemaya.... Bu gece,,,,,, saat tam sekizde...... "
Yaz kış Hayrabolu sokaklarında yankılanan bu sesler, halkımızın " bizim sinemalarımız" a her günkü olağan davetiydi 50'li, 60'lı yıllarda...
Cumartesi öğlenden sonraları talebelere, Pazar öğle saatlerinde de askerlere matineler vardı. Onların ilanında da rahmetli Deli Mehmet Ağbi bir başka seslenirdi, mutat haykırışlarına bilet fiyatlarını da ekler; " Askere yimbeş, başı bozuk elli !" diye milleti güldürür, onun, bu gibi mizahi seslenişleri dilden dile dolaşır, gençlerin ve çocukların ağzında slogan olurdu .... Mehmet Ağbi, bununla da kalmaz, Ramazanlarda, Ahmet Baba'nın bir yerlerinde, sahurun sona erdiğini ilan eden imsak topuyla, iftarı müjdeleyen topunu da hiç eksilmeyen şevkiyle tam vaktinde patlatır, çok sevdiği kasabasına hizmetini sürdürüp giderdi....
Ablalarımız, ağabeylerimiz içinse bir başkaydı sevdalarla yüklü sinema geceleri... Sevgililer için, yeni yeni filizlenen aşklar için bir buluşma yeri gibiydi bizim sinemalarımızın salonları !
Yazlık Bahçeleri...
Rengarenk ampullerle süslenirdi sinemalarımızın girişi... Eksik olmazdı kapı önünde " Cak..cak..sıcak.. sıcak... ayçiçeği.... kabak çekirdeği ! ! !" sesleri, ama bir numaraydı Yusuf Ağbi'nin kabak çekirdekleri... Sonra sinemanın pikabından yükselen Türk Sanat Müziği şarkıları ısıtırdı sevgililerin yüreğini...
Çoğunlukla acıklı, ama sonu mutlaka mutlu biten aşk hikayeleriydi sinemalarımızın birkaç günlüğüne konuk filmleri. Kahramanlık filmleri de olsalar, mutlaka anlatırlardı içlerinde birer sevda masalı...
" Çakırcalı Mehmet Efe" de bunlardan biriydi....
Rivayete göre, Fıstıkçı lakabı ile bilinen Özdemir Ağabeyimiz, rahmetli İskender Aga'yı bir gece zar zor sinemaya götürür. Yaşlı İskender Aga'mızın gözleri yaşlılığından dolayı pek iyi seçmez, bu yüzden de hep gözlük takardı. Film başlar... İskender Agamız heyecanla filmi takibederken, muzipliği çok seven Özdemir Ağabey, filmin en heyecanlı yerinde şapkasını çıkartır, sinemanın karanlığında İskender Aga'nın burnunun dibine dayar. Bir anda ortalığın daha da karardığını fark eden, birtakım sesler işiten ama hiçbir şey göremeyen İskender Aga telaşla :
" Özdemiiir, karanlık olur, göremem Aga'nın ! ! ! N'oldu ? Yosam, Çakırcalılar Küyü mü bastı ne...." diye bağırır....
Hemen arkasında oturup kıkırdayan Özdemir Ağabey'in ne yaptığını anlayınca da döner, bastonunu kafasına ekleştirir....
İşte çocuklar ; o zamanlar siyah beyaz , ama bir o kadar da renkliydi bizim sinemalarımız...
Şimdi diyorlar ki, "Hokkabaz" filmini beş günde altı yüz kişi izledi... Bizim zamanımızda Çakırcalı Mehmet Efe' yi bile bir gecede beş yüz kişi izlerdi....
Not:
Yazımızda adı geçen ağabeylerimizi minnetle anıyor, hayatta olanlarına sağlıklı uzun ömürler, ebediyete intikal etmiş olanlara Allah'tan rahmet dilerken, geride kalanlarına sevgi ve saygılarımı sunuyor, hoşgörülerine sığınıyorum....
Hayrabolu'ma sevgilerle
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
09.12.2006
akarabey@hayrabolu.net