ÇIKRIKÇI YOLU
ÇIKRIKÇI YOLU
Dünyanın bütün bilgisayarlarında,
Şu masaüstü arka planlarda...
Şimdiye dek farkında olan var mı acaba ?
Hani, Böcek Anada dere kenarında,
Sırtını dereye verip batıya baktığında,
O masmavi gökyüzü ve pamuktan
Bembeyaz bulutların altında,
Kah gölgede, kah gün ışığında,
Yayılan yemyeşil tarlalar arasında
Dans eden gelincik ve papatyalarla
Ilık bir bahar sabahında,
Seni Çıkrıkçı' ya götürecek yol,
Duruyor sensiz ve sessiz, yıllardır karşında...
Ne yazık ki sen,
Görmüyorsun, göremiyorsun,
Olamıyorsun bunun farkında.....
*************
Koşu Bayırı'ndan aşağıya inip de, sonradan artezyenin yapılmasıyla önemini kaybeden, yalaklarından yozdan dönen hayvanların su içtiği, eskiden Develer Çeşmesi diye bilinen, önceleri Hayrabolu Orta Okulu, sonradan Hayrabolu Lisesi Bahçesi'nin hemen altındaki meydanı, bizim mahallelinin ağzıyla da Artican'ı geçtiğinizde, Askeriyenin Nizamiye Kapısı solunuzda; Alilerin, Mahmutların, Ademlerin muhacir evleri sağınızda kalır. Biraz daha ilerleyince, masallara konu olabilecek sıra sıra, sarı sıvalı, tek katlı kerpiç evler biter, o yıllarda Temmuz'un 15' inden sonra, yavaş yavaş, yolun sağ tarafına konuşlandırılan Harman yerleri başlardı. Biraz daha ilerleyince Böcek Ana denilen kocaman bir alandan sonra Hayrabolu Deresi boyunca uzanan tarlalara ulaşılırdı. Solda bulunan askeri alanların sonuna gelinmiş, hafif yükseltili bir tepe ile bazen buğday, bazen de ayçiçeği ekili tarlalar Çıkrıkçı Yolu'nun sol tarafını oluşturur, sevgili, saygı değer kardeşimiz, Valimiz Ayhan Çevik' in, kibar topçu Alaaddin Gege'nin ve de sevgili editörümüz Hüseyin Deniz kardeşimin köyüne doğru uzanır giderdi. İşte tam o bölgenin yukarıdaki resmi çok beğenilmiş olacak ki , dünya bilgisayarlarında masa üstü arka plan görüntüsü olarak değerlendirilmiş sanki… Sizleri bilmem ama beni çok etkiledi….
Yukarıdaki dizelerim eşliğinde resme dalıp giderseniz eğer, eminim benim hissettiklerimi sizler de hissedeceksiniz... Ve hatta , ben daha dört beş yaşımda, ayağımda kısa pantolon, yalın ayak başı kabak Hayvan Pazarında Şeriflerle, Mehmetlerle kovalamaca oynadığım yıllarda, öküz arabasıyla Çıkrıkçı yolundaki tarlasına giden ve kendisine yöneltilen,
"Urlar olsun, nereye gidersin büle be Alaga ?"
sorusuna, yarım yamalak Türkçe'siyle rahmetli Dedemin;
"Gürmesin saban tarlada gider..." cevabını duyar gibi olacak, bu tatlı Türkçe'ye tebessüm etmekten kendinizi alamayacaksınız.
Ve belki de,
Kırmızı motosikletiyle veya yıllanmış, emektar, kendisiyle özdeşleşmiş, koyu yeşil Murat 124'üyle , yıllarca hizmet verdiği Çıkrıkçı İlkokulu'na uçup giden Eriş Hocanın ruhunu göreceksiniz.... Dere kenarında, söğütlerin gölgesinde oturup, rüya alemine daldığınızda onların ruhlarına okuyacağınız bir Fatiha ile kendinize geleceksiniz.... Kim bilir ? ? ?
Hayrabolu'ma sevgilerle
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
16.12.2006
akarabey@hayrabolu.net