DOGU ve BATI


Geçen hafta Çarşamba akşamı, TV 8 de yayınlanan "Yaşamdan Dakikalar" programının Üç Kültür Silahşörü Sunay Akın, Nebil Özgentürk ve Haşmet Babaoğlu'nun İsviçre gezisi ile alakalı bir makaleyi okuyordum. Sevgili Haşmet Babaoğlu , " Aklım küçük ve güzel bir şehirde kaldı !" başlığını taşıyan yazısında, İsviçre'nin Alman kesiminde "Vierwaldstattersee" su yolunun kuzeyinde yer alan "Luzern" kentinden bahsediyor ve şehrin temizliğinden dem vuruyordu. Daha önceleri, kentin Belediye Başkanı'nın National Geographic Traveller dergisine verdiği bir röportajda ; " Ben gölümüzün suyunu içiyorum." dediğini söylediğinde, yanlarında bulunan Zurich Başkonsolosumuz Mehmet Emre : " Bu da bir şey mi ? Zurich'deki gölde, temizlik konusunda gösterilen titizlik ve çabalar sonucu, geçen yıl balıklar yiyecek bulamadıkları için ölmeye başladı. Bunun üzerine yapay yolla " organik kirlilik" yaratmak zorunda kaldı bu insanlar !" demez mi ....
Tam da bu bölümü okuduğum sırada televizyon haberleri başladı... Ekranda,  Arafat'a çıkan, Dünyanın dört bir yanından gelmiş Hacı adayları gösteriliyordu. Yüce Peygamberimizin,  Hz. Ebubekir ile birlikte Mekke'yi terk ettikten sonra sığındıkları, hani onlar içeriye girdikten sonra girişinin örümcek ağıyla kaplandığı Mağara'nın patika yolu üzerinde oraya buraya atılmış çer çöp ve boş plastik su şişelerinin yarattığı çirkin manzara içimi sızlattı... "Bu ne saygısızlık, bu ne  çelişkidir Ya Rabbim!" demekten kendimi alamadım... Bir yerde gavuristanda temizlikten gölde ölen balıklar, öbür yanda kutsal topraklara reva görülen Hacı olmaya aday insan tutum ve davranışları ve de onları misafir eden ülke insanları.... Ne kadar ürpertici....
Sonra, Luzern'deki köprü başında satılan kestaneler.....
" Kestane kebap, yemesi sevap !" " Haydin.... sicak, sicak !" diye fazla bağırmadan, adeta utanırcasına, gelen geçene seslenen rahmetli Demir Aga geldi gözlerim önünde beliren, sisler içerisindeki çerçeveye..... Özdemir Ağbi'nin kahvesi önündeki kuytu köşe nasıl da mis gibi kokardı kavrulmuş kestane kabuklarıyla, nasıl da ısıtırdı o kestaneler, çocukluğumuzun karlı kış günlerinde soğuktan kıpkırmızı olmuş minik ellerimizi... Demir Aga, gazete kağıtlarından yaptığı külahlara koyardı,hemşehrilerine ve biz çocuklara sevgi ve saygıyla dolu gönlü gibi sıcacık kestanelerini....
Oysa Luzern'de durum bayağı farklı olurmuş. Bir birine yapışık iki kesekağıdının bir tarafına kestaneler konurken satıcısı tarafından, boş kalan diğer tarafına kabukları koymak gibi bir yükümlülük beklenirmiş kestane meraklılarından ..... Ne kadar enteresan geliyor bizlere değil mi ? Yüz gram kestane, iki tane kesekağıdı ! ! !
Bizde ise,  gezinirken yemek için kestane aldığımızda, arkamızdan gelip de yerlere attığımız  kabukların izini sürenler, nereye gittiğimizi ve nerede oturduğumuzu kolayca bulabilirler...
Neyse, lafı fazla uzatıp da, Hayrabolu'muzda çekirdek, kestane, fındık, fıstık satıcılarımızla müşterilerini kızdırmayalım....
Ancak, bundan sonra;

" Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kaşaneler gördüm,
   Dolaştım mülk-ü İslam'ı, bütün viraneler gördüm..."

diyen, bende ayrı bir hakkı olan, canım okulum Darüşşafaka'nın kurucularından rahmetli Ziya Paşamızın (1830-1880) beytindeki iddiayı hep çürütmeye çalışalım, Hayrabolu'muzu da "Temizlik imandandır!"  kuralına uyarak, genç ihtiyar, çoluk çocuk el ele, gönül gönüle,  İsviçre'nin Luzern'i gibi, Dünyaya örnek bir yerleşim birimi yapalım....

                                                    ******************

Hayrabolu'mun Mübarek Kurban Bayramı'nın kutlu olmasını, Dünya durdukça daha nicelerinin yaşanmasını ve Yeni Yılı'nın da insanlarımıza  her alanda mutluluklar getirmesini diliyorum ...

Hayrabolu'ma sevgilerimle
Ahmet Öğretmen




AHMET KARABEY

30.12.2006

akarabey@hayrabolu.net

Luzern-İsviçre
Web Page Maker, create your own web pages.