MÜZİK-DANS-KAHKAHA...
İstanbul-Zürich seferini yapan uçakta Business Class yolcuları arasında Kayserili bir işadamı, yanında oturan karizmatik bir adamın bileğindeki saate dikkat kesilir,hayranlığını gizleyemez ve meraklı bir ifadeyle ;
"Affedersiniz beyefendi, ne iş yapıyorsunuz ?" diye sorar...
"Darbukacıyım !" der, alçak gönüllü adam, şakacı bir tavırla...
Kayserili iş adamını şaşırtan bu cevabın sahibi, 2007'ye girdiğimiz dakikalarda TV kanallarında oradan oraya gezerken tesadüfen rastladığım ve programında saplanıp kaldığım ve kim olduğunu, merakım sonucu arayıp bulduğum, daha öncesinde tanıyamadığıma yandığım, cehaletimden utandığım, Trakya'mızın medar-ı iftiharı, hemşehri tutkusuyla yanan, Kırklareli'mizi Türkiye'nin Paris'i ilan eden, Avrupa'nın ve Dünyanın tanıdığı perküsyon(vuruş-ritim) üstadı, dinleyenlerinin kendisini " Çalgıların Efendisi" ilan ettiği, ağırlıklı olarak Kırklareli'ndeki romanlarımızın oluşturduğu "Trakya-All Stars" müzik gurubunun var edicisi ve hocası Burhan Öçal kardeşimizmiş....
Aman Allahım ! Nasıl bir sanat ! Nasıl bir darbuka, nasıl bir bateri çalış ! O nasıl bir ses ! Nasıl bir konuşma tarzı ? Nasıl bir yabancı dil bilgisi ! ! !
Bütün bu sahip olduğu yüksek yeteneklerinin tam aksine, hem öğrencileri, hem de hemşehrileri olan "Trakya-All Stars" elemanlarına gösterdiği tevazuu, alçakgönüllülük ve onlara yaptığı ağabeylik ve önderlik görülmeye değerdi...
Sizler de tanımıyorsanız eğer onu, Show TV' de yeni başlayan " Maçolar" dizisinde görüp tanıyabilirsiniz.... Tabii ki gerçek sanatını, Digitürk "TürkMax" kanalında " Burhan Öçal'la Ayda Bir..." programında görmeniz mümkün..... Ayrıca Hayrabolulu roman kardeşlerime tavsiyem; onun programlarını kaçırmasınlar, zira tam onlara göre bir yarışma geliyor... "Bileğine güvenen..." gibi. Konu, bir şeyler çalabilmedeki yetenek.... ( Tabii ki müzik aleti ! )
Program kapanırken Burhan Öçal ve Trakya-All Stars ;
Sülo çıktı mahalleye,
Ordan geçti kahveye....
Aman aman Sülo, canım gülüm Sülo
Bu sene de gidelim Tekirdağ'a Sülo...
Suyum kaynar kazanda,
Sülo oynar Pazarda....
Aman aman Sülo, canım gülüm Sülo
Bu sene de gidelim Hayrabol'a Sülo.... ( "Hayrabol"u ben ekledim, ama uymuş değil mi ! )
diye bir roman şarkısını sunarlarken, beni yine, yıllar öncesi Hayrabolu'ya götürdüler...
1954-55 Öğretim yılı...
Alpullu çıkışına tepeden bakan park alanı, o zamanlar Doğan Bey İlkokulu idi. Hani, daha önceki bir yazımda Hayriye Abla vardı ya, işte o çalardı giriş-çıkış zillerimizi... Hüseyin Bey'di öğretmenimiz... Sabahları, giriş zili çaldığında, koşaraktan sınıfa girer, sobanın arkasındaki sıramı, sonradan ayakkabı boyacısı olan sevgili arkadaşım Süleyman'la ( Bizimki Sülo değil, Sülman'dı ) paylaşırdım.... Yaramaz çocuklar, "Sülman sülük, ekşili....... !" diye takılırlardı canım arkadaşıma.... Ama o, pek kulak asmazdı bu kendini bilmezlere, büyük bir olgunlukla... Bir yıllık sıra arkadaşlığımız, bizi hayat boyu dost kıldı Süleyman'la.... Ayakkabılarımı boyatırken yıllar sonra çarşıda, kardeşi Şadi'den de hep aynı sevgi ve saygıyı gördüm Hayrabolu'daki yaşamım boyunca...Süleymanlar gibi Hisar Mahallesi'nde oturan Roman hemşehrilerimizin, daha ziyade ayakkabıcılıkla uğraşan "Ciobatoriler"den olduğu sonucuna ulaştım yaptığım araştırmada..... Sağ olsunlar.... Var olsunlar hep Hayrabolu'muzda ve yaşasınlar Dünya durdukça yanı başımızda..... hatıralarımızda....
Çalgıcılarımız daha ziyade Kahya Mahallesi'nden çıkardı.... Onların gurubu da "Ghilabariler" diye adlandırılırmış...
Yeğenim Habib, Almanya'da memleketi Hayrabolu'yu özlediğinde teybinde çalmak için romanlarımızdan çalgıcı bir gurubu, o zamanlar beyaz eşya, radyo, teyp gibi şeyler satan ağabeyimin dükkanına getirir ve bir kaset doldurmalarını ister... Teybin, Dünyamıza yeni girdiği, kullanıma yeni çıktığı,gramofonların yerini aldığı, LP(Long Play-uzun çalar)'lerin, 45'lik plakların yerini kasetlerle değiştirdiği yıllar....
Herkesin sazı hazır, ağabeyimin başla işaretini beklerken, darbukacı Nuri'nin ;
" Tamam mı,,,,,,, başlalım mı Mozafer Abey !"şeklinde kayda geçmiş o matrak sözleri, hala kulaklarımda çınlar, beni ve bizleri, o günü andıkça hep kahkahaya boğar ....
Ne ayakkabı, ne de müzik aletlerine aynı ölçüde ilgi göstermeyen diğer bir gurup ise "Costorariler" diye adlandırılır, kalaycılıkla uğraşırlarmış.... Ancak onlar da, müzikten ve danstan ( göbek atmaktan ) uzak durmazlarmış...
Hayrabolu'da orkestralı bir düğünde bulunan bunlardan biri, sahnede, düğünden önce prova yapan orkestra elemanlarının karşısına geçip, onlardan bir istek de bulunur, ellerini havaya kaldırır ve ;
" URKESTIRA.......... UR........ KAN İLEN GÜL ! " diyerek, o zamanın ünlü şarkıcılarından İskender Doğan'ın "Kan ve Gül" şarkısını isterken bilmeden, kendi arkadaşlarından farklı enstrümanlar çalan, Hayrabolu dışından gelen bu gençleri kahkaha krizine sokar, gülmekten yerlere yatırır.....
******************
Hayrabolu'ma ve bu hafta özellikle, Roman hemşehrilerime sevgilerimle....
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
06.01.2007
akarabey@hayrabolu.net