DİLLER
Kutsal kitaplara göre başlangıçta bütün dünyanın dili birdi. Sonraları bu insanlar Doğuya göçtüler. Sümer diyarında bir ovada birbirlerine: " Gelin kerpiç keselim, onları iyice pişirelim, harç olarak zift kullanalım, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule yapalım. Yeryüzüne dağılmayalım. Kendimize nam yapalım.
Efsanelere göre, o zalimliği ile meşhur Nemrut'un krallığını kurduğu Babil şehriydi bu. Hazreti İbrahim'le uğraşan, onu ateşe atmaya çalışıp öldürmek isteyen hain kral budur. İnşa ettikleri Babil Kulesi, gökyüzünde Allah'ı bulmak amacını taşıyan bir merdiven, bir sütundu.
Allah'a karşı gelmeydi. Bunun üzerine Allah, bu konuda birlik olan kavimlerin dillerini ayırdı. Birbirlerini anlamaz oldular...
İşte o gün bugün, yeryüzünde Yüce Allah'ımızın isteği üzerine çeşit çeşit diller türemiş ve bugünlere gelinmiş. Pek tabiidir ki, günümüz insanları birbirlerini anlayabilmek, ilişkilerini sürdürebilmek, ticaret yapabilmek ve bilgi paylaşmak adına birbirlerinin dillerini öğrenmeye merak ve istek duymuşlardır. Büyüklerimiz hep, "bir dil bir insan, iki dil iki insan..." şeklinde tavsiyelerde bulunmuşlardır bizlere. Ama ne yazık ki ülkemizde, bunun bilincine pek varamadık gibime geliyor. Bugün gelişmiş ülkelerdeki insanların konuştukları diller en az üç tane olabiliyor. Hatta kendisine Türkçe, oğluna İngilizce öğrettiğim Finlandiyalı bir bayan Finlandiya'daki ailesi içerisinde her gün farklı bir dil kullandıklarından, bunun antrenmanını yaptıklarından söz ettiğinde ağzım bir karış açık kalmıştı. Almanca'yı, İngilizce'yi, Fransızca'yı, İspanyolca'yı ve İtalyanca'yı hep konuşur olmuşlar. Şimdi ise, sıra Türkçe'ye gelmişti onlar için. Finlandiya kültürlerinden ise hiç bir şey kaybetmemişlerdi. Dokuz yaşındaki kızları ise Ayşe adını taşıyordu. Kocası da Türk idi.
Bir başka enteresan durum da şu anda, bu haftaki muhabbetlerimizde, tartışmalarımızda bahsi geçen İngiltere'nin Cornwall bölgesinin İlköğretim okullarında Türkçe'nin seçmeli ders olarak okutulduğu gerçeğidir.
Başımdan geçen bir başka olay da, geçtiğimiz yaz bir İngiliz Seyahat şirketi adına burada çalışan Sarah'ın benden aldığı Türkçe derslerine gösterdiği titizlik üzerine; " Sarah, neden bu kadar çok Türkçe öğrenmek istiyorsun?" soruma verdiği cevabın ilginçliği idi : " Sizin otellerinizde çalışanlarınızın İngilizce öğrenmelerinden önce ben Türkçe'yi öğreneceğime inanıyorum da ondan!"
Öğrenin çocuklar. Ne kadar çok dil bilirseniz kültürümüzü o nispette dünyaya tanıtabilirsiniz ve o nispette dünyadan haberdar olursunuz. Yer yüzünde dostunuzu ve düşmanınızı daha iyi anlayabilir daha iyi tanıyabilirsiniz.
Hayrabolu'ma sevgilerimle
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
17.02.2007
akarabey@hayrabolu.net