NECDET HOCA'NIN ÇOCUKLARI
"Bugünün çocukları, yarının büyükleri..." derlerdi de pek inanmazdık. Ama zaman, biz insanlara, bu fotoğraflar aracılığı ile; " Nasılmış, bak gördün mü?" diye haykırıyor adeta.
Sevgili arkadaşım, meslektaşım, canım Necdet Hocam nasıl da baktı, nasıl da yetiştirdi oğlumla birlikte sevgili arkadaşlarını. Bizim olduğu kadar, Necdet Hocamızın da eserleri, evlatlarıdır yukarıdaki resimde gördüğünüz çocuklar...Şimdi, hemen hepsinde yaş otuz beş, yolun yarısındalar... Onlar da artık ana oldular, baba oldular... Kendi çocuklarını, yeni Necdet Hocaları ile yetiştirmek telaşındalar....
Ne zaman ki, çocuklarını ellerinden tutup, götürdükleri okullarda öğretmenlerine teslim ettiler; o zaman gözlerinin önünden mutlaka Necdet Hocaları geçmiştir, geçiyordur ve de hep geçecektir. Hangimiz İlkokul öğretmenimizin adını hatırlamıyor ki? Ben, bugün elli dokuz yaşımda, Doğan Bey İlkokulumdaki Hüseyin Hocamla, Gazi Ömer İlkokulumdaki Emine Öğretmenimi hiç unutmadım, unutamam da.
İşte bu yüzden, İngilizce Öğretmeni olduğum, otuz sekiz yıldır bu işi yaptığım halde, hiç bir zaman kendimi Necdet Hoca, Eriş Hoca, Ferit Hoca veya Mehmet Hoca olarak göremedim. Onları, elimde olmadan, hep kıskandım. Kıskanılmayacak öğretmenler değildirler İlkokul Öğretmenlerimiz. Onların tahtları bir başkadır gönüllerde, bir başkadır yerleri zihinlerde.
Oysa ne öğretmenler gelip geçmiştir Ortaokul, Lise ve Üniversite yıllarındaki hayatlarımızdan. Kaç tanesinin adı kaldı ki belleğimizde, uçup giden yılların ardından. Dikkat ederseniz, sayıları hiçbir zaman fazla değildir bir elin parmaklarından.
Belki de, bazen düşünüyorum, İlkokul Öğretmenlerimizin ayrıcalıkları geliyor hayatımızın ilkleri olmalarından. İlkler, kolay kolay çıkmıyor biz insanların hayatından. Aşkta "İlk göz ağrısı!", eğitimde " İlk Öğretmen!", askerlikte katılınılan "İlk Birliğin kasabası veya şehri!" ile "İlk Komutan!" ... Ve de ilk ana, baba olduğumuzda dünyamıza giren "İlk Çocuk!" nasıl da farklıdır, az da olsa diğerlerinden.... Bir de, "sonlar"vardır! Ama onların özelliği biraz değişiktir, tükenmekte olan yaşamın sonuncusu olduklarından...
Bu kadar değer verip, unutamadığımız İlkokul öğretmenlerimiz bizler hakkında ne düşünüyorlar acaba ?
Gelin bu sorunun cevabını, aslında kendisi bir çocuk doktoru olan Ceyhun Atuf Kansu'nun (1919-1978), Şefik Sınık isimli bir köy öğretmenimizin ölümünden hemen önce dudaklarından dökülen kelimelere bir ağıt olarak satırlara döktüğü dizelerde arayalım.....
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Bütün çiçekleri getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiçeklere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya.
Son bir ders vereceğim onlara.
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... Ve sonra öleceğim.
*****************************************
Hayrabolu'ma selam ve sevgilerimle.
Ahmet Öğretmen
AHMET KARABEY
03.03.2007
akarabey@hayrabolu.net