HAYRABOLU'DA TERZİLER
Muhabbetin en bol olduğu yerler, hiç şüphesiz ki memleketin hangi yerleşim biriminde olursa olsun, daima berberler ve terziler... Müşterileri de , hal hatır diye takılanı da kasabanın son haberlerinden, haberlerin yorumlarından ve bitmek bilmeyen dedikodularından hep buralarda sebeplenirler. Tadına doyulmayan tartışmalar ve muhabbetler asla engellemez üstatları, zira yaptığını bilir her zaman o maharetli eller. Hatta, daha bir mahir olur, sanki daha çok çalışır o sırada çıraklar, kalfalar ve ustalar. Çoğu zaman misafirlerdendir ısmarlanan yazın ayranlar, limonlar, vişneler; kışın da oraletler, ıhlamurlar ve çaylar.. Pek tabiidir ki kahvecilerdir, çay ocaklarıdır bu muhabbetlerden en kârlı çıkanlar... Hele yok mu o, Ramazanlarda Sahur Vaktinde davul çıkana kadar süren hummalı çalışmalar... Muhabbetlere muhabbet katan zamanlar...
Çay söyleme konusunda o kadar çok ustalaşmıştır ki terzi çırakları, kendilerine göre matrak deyişler üretmişlerdir kahvelerdeki ocakçılara seslenirken:
-Recep Abiii, bizim oraya dört çay! Tavşan kanı olsun! Biri çarşıya, biri karşıya; biri dursun, biri suğsun... İki tane de Ayrabol gazozu ! Temam mııı !
Osman Abinin( Beceren) çayları, Refik Abinin Limon ve vişneleri, bizim Fiyakacı Mustafa'nın ağabeyinin ayranları 1960'lı yılların unutulmazları...Bu insanlarımızdı kahveciliğin ve ocakçılığın üstatları....
1970'li yılların başından itibaren hazır giyimin öne çıkmasıyla devamlı kan kaybeden terzilik, 60'lı yıllarda altın çağını yaşamaktaydı Hayrabolu'muzda. Tahsilden vazgeçen veya vazgeçmek zorunda kalan çocuklar, çoğunlukla, ya berbere, ya kunduracıya veyahut da kökleri İdris Aleyhisselam'a uzanan terzilik mesleğini öğrenmek üzere bir terzinin yanına çırak olarak verilirlerdi...
Parmakları terzi yüzüğü takmaya alışsın diye içeri doğru katlanarak kumaş parçasından yapılan iple bağlanırdı. Teyelleri sökmek, sabahları ütüyü( kömür ütüsü ) yakmak, sonra sönmesin diye gün boyu takibetmek, dükkanı süpürmek ve çay kahve söylemek asli görevleriydi bu çocukların... Cumartesi günü akşamları, az da olsa, haftalıklarını aldıkları zaman keyiflerine diyecek olmazdı... Yıllar böylece sürüp giderdi... Pantolon, ceket ve palto dikmeyi iyice pişirdiklerinde gün gelir, kasabanın bütün usta terzileri o dükkanda toplanır, meslekte gelişimini tamamlamış çırak, gelen ustaların saygıyla ellerini öper, özellikle lokum ikramını yapar ve kalfalığını ilan etmiş olurdu....
40'lı ve 50'li yılların ustaları; babamın arkadaşlarından Emin Ağabey(Çeneli), İlkokul arkadaşım Cumhur'un babası, aynı zamanda ağabeyimin ustası Terzi Emin Özen, sonradan sinemacılığın ilklerinden Aslan İnanoğlu ve Talat Uzman ağabeylerimizdi.... Onların yetiştirdikleri ise 60'lı yılların flaş terzileriydi. Muzafferler, Gazanferler, İlhanlar, Hasanlar, Hilmiler, Kobak Hasanlar, ve Adnanlar ustalarını aratmadıkları gibi sonraki yıllarda kendi benzerlerini de yetiştirmişlerdir. Hayriler(Hayri Karabey), İbrahimler, Eminler, Cemiller, İsmailler( Sayın Başkan Şener'imizin babası), Saliler, Sinek Cemaller, Bale Necatiler(futbolcu), Lütfüler, Şayipler, Alaattinler, Yılmazlar ve daha kimler, kimler... Ebediyete intikal etmişlere Allah'tan rahmet, yaşayanlara sağlıklı ve mutluluk dolu ve uzun ömürler...
Hayrabolu'ma sevgilerle
Ahmet Öğretmen
21.04.2007
akarabey@hayrabolu.net