ERHANLARIN KAVAKLIK...
Geçen gün gelen postalarımda bir mesaj... Taa Kanada'dan... Özlemle geçen otuz dokuz yılın ardından beni bulan, beni hatırlayan sevgili arkadaşım, rahmetli Aktar Fehmi Amca'mızın evlatlarından, o yıllarda sanki Galatasaray Liseliymiş gibi Fransızca'yı süper konuşan, Hayrabolu Ortaokulu'nun, kendi deyişiyle zıpırlarının en önde gidenlerinden, ama bu yabancı dil konusunda medar-ı iftiharı olan öğrencilerinden, rahmetli Müdürümüz Sait Esircan'ı hiç unutamayan, onu hep sevgi, saygı ve rahmetle anan, yaramaz çocuk Erhan...
Bütün Türkiye'mizden olduğu gibi Hayrabolu'muzdan da bir dolu hemşehrimizin Avrupa'ya, özellikle de Almanya'ya açıldığı yıllardı o zamanlar... Erhan işçi değildi aslında, şu anda otuz dokuz yıldır yaşadığı Kanada macerasına başladığında... Böyle bir şeye ihtiyacı da yoktu, dünyanın öbür ucundaki hayata merak sardığında... Fransızca'ya olan düşkünlüğü idi belki de onu uçuran, Atlantik'in taa öbür ucuna...
Mesajında, eski çocukluk günlerine değiniyor, sitemizde benim eskilerden bahseden yazılarımı okudukça,o güzel yıllara tekrardan dönmenin verdiği hazdan bahsediyor, rahmetli babası, hepimizin sevgilisi Aktar Fehmi Amca'mızın eski Kanlı-Bent'in oradaki,Hayrabolulularımızın mesire yeri Kavaklığından dem vuruyor...Dere boyundaki bahçelerinde, kayısı ağaçlarına nasıl bekçilik ettiğini, kayısılara dalan (!) çocukları nasıl kovaladığını, derede nasıl balık tuttuğunu ve bu arada da hiç durmadan Fransızca çalışırken romanlarımızla ("şoparlarla" diyor Erhan) nasıl yakınlaştığını hiç mi hiç unutamıyor... O güzel günleri hayalinde yaşatıyor, yaşatırken de ikide bir taa Kanada'dan, hiç kimseye görünmeden, Hayrabolu'ya gelip gidiyor... Belli ki Hayrabolu'yu benim gibi yeniden yaşamak istiyor...
Sıcak bir Haziran günüydü Topkapı Otobüs Garajında karşılaştığımızda... Erhan, babasıyla Hayrabolu'dan geliyordu. Otobüsten yeni inmişlerdi. Ben ise Hayrabolu'ya gitmek için Topkapı'ya gelmiştim. Kucaklaştık...
- Ben Kanada'ya gidiyorum. Biliyor musun, Karabey? Dedi Erhan...
Şaşırmıştım. Hayrabolu, Türkiye nire, Kanada nire....
-Fransızca'nı ilerletmek için mi?
Diyerek takıldım... Gülümsedi... Fehmi Amca'nın buruk olduğu her hâlinden belli oluyordu. Kolay değildi bir baba için evladını gurbete, uzaklara göndermek. Hele hele o uzaklar bir başka kıtada, dünyanın öbür ucunda olursa....
-Güle güle git Erhan'cığım. Hayırlısı olsun... Bizleri, Hayrabolu'nu, kavaklığınızı, dere boyunu, balıkları ve kayısı ağaçlarını unutma... Kayısılara dalan çocukları kim kovalayacak senden sonra? İnşallah bir gün yine görüşeceğiz, ama....
Derken, nereden bilebilirdim ki Erhan'la tam otuz dokuz yıl sonra, evvelki gün, o günlerde adının bile anılmadığı sanal alemde buluşup, görüşebileceğimizi....
Hayrabolu'ma sevgilerle...
Ahmet öğretmen
09.06.2007
akarabey@hayrabolu.net