İKİNCİ GÜNDE KUYRUKLAR...
Bir önceki gün beni teselli eden memur arkadaşın da Esenkentli oluşu ve elime verdiği bir telefon numarası bu ikinci günde işime yaradı. En azından öğlen vakti telefon bağlandı. Saat bir-buçukta Telekom'daydım...
-Merhaba, telefon bağlama işi tamam. Herhalde ADSL işim olur şimdi...
ADSL numaramı bir kağıda yazan memur:
-Aşağıda vezne var. Git bak bakalım borç filan var mı ? Varsa yatır...
-E biz bunu normal olarak her ay sonu yatırıyoruz. Bu ay fatura gelmeyecek mi?
-Ama kural böyle... Nakil yaptırıyorsun ya... Bu arada parayı da fatura beklemeden yatırmış olursun...
"E hadi bakalım!" deyip, aşağıya indim. Beş vezneden ikisi çalışıyordu !!! Hepsi çalışsa iki gişenin önünde 25'er kişilik iki kuyruk olamazdı !!! O zaman da sistem bozulurdu !!!
Kuyruktakilerle hemen muhabbete koyulduk tabii !!! Konu "SİSTEM !" . Ama bu arada, beklediği kuyrukta vezneye ulaştığı zaman bir sürprizle karşılaşabiliyormuş insan... " Buraya değil, öbür vezneye yatırmanız gerekiyor !!!" deyişiyle karşılaşmanız işten bile değilmiş... O zaman bir 25 kişiyi daha beklemeniz gerekebiliyormuş... 25 kişiyi geçip de vezneye sormaktansa, memleketi yakından tanısın, sistemleri yaşayarak öğrensin diye yanımda getirdiğim oğlum Atıl'ı da hemen öbür kuyruğa soktum... Ne olur, ne olmaz ! Arkadaşların bahsettiği durumla karşılaşırsak çözümümüz hazır olsun... Sıra bana geldiğinde Atıl'ın önünde iki kişi vardı. İçim rahattı. ADSL numaramı uzattığımda sorun çıkmadı... Kim bilir? Belki de tertibatımızı aldık diye, veznedarlar çaresiz kalmıştı !!!
Elimde makbuz tekrar yukarıdayız... Doğru bizim yeni hemşeriye...
-Hocam, karşıdaki masaya... Biraz sonra arkadaş gelecek oraya...
Tam yarım saat bekledim. Birisi geldi.. Önündeki bilgisayarda bir 10 dakika çalıştı... Sonra bana döndü, elimdeki makbuzu aldı... Baktı, baktı....
-Tamam, şimdi Manavgat'tan sinyal gelir gelmez buradan bir tuşa basacağız, senin iş tamam olacak...
-Bu akşama kadar olur mu?
-Olur, olur... En fazla yarın öğlene kadar sürer....
Bayağı bir sevindim... Ertesi gün Cumartesi... Ama onlar, Cumartesi de çalışıyorlarmış... Merak edilecek bir şey yokmuş... Cumartesi, Pazar hiçbir gelişme olmadan geçti. Pazartesi öğlenden sonra Manavgat'ı aradım. Kendilerine çekilen faksı cevapladıklarını, topun artık İstanbul'dakilerde olduğunu söylediler... Pazartesi akşamını kocaman bir Salı günü takibetti... Tık yok... Bu arada, sağolsun Kırklareli'ndeki sevgili kardeşimiz Hasan'dan da yardım alıyorduk...
Çarşamba günü öğlene kadar cevap vermeyen telefonları çaldırdık durduk... Şansımızı öğlenden sonraki aramalarımızla zorladık... Yeni hemşerimiz de ısrarlı aramalarımızdan bayağı bir sıkılmış olacak ki, "Yeter be!" dercesine beni Cuma günü büyük umutlarla evime gönderen arkadaşa ulaştırdı...
-Hocam, senin sinyal Manavgat'tan gelmedi! Gelir gelmez bağlıyacağız! Dur bir sorayım...
-Ben sordum.. Pazartesi "sinyali" kargoya vermişler... Kargo da 24 saatte bu sinyali İstanbul'a teslim edeceğine söz vermiş... Sen dün gelen paketlere bir bakıver, belki oralarda bir yerdedir...
-Beyefendi, gırgır mı geçiyorsunuz bizimle... Ne kargosu yaa...
O günün akşamı ADSL'imiz bağlandı... Bir haftalık mücadelemiz zaferle sonuçlanmıştı... Atıl, memleketini, sistem dahil özelleştirilen memleketimiz kurumlarının nasıl bir özveriyle vatandaşlarının kuyruklardaki mutluluğu için çalıştığını yaşayarak öğrenmişti ! ! !
Hayrabolu'ma sevgilerle
Ahmet öğretmen
28.07.2007
akarabey@hayrabolu.net