...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
YAĞMURU ÖZLEMEK...

       Marmara Bölgemizden yedi yıl uzak kalınca ve de Akdeniz'in  zaman zaman Nisan, zaman zaman Mayıs'ta başlayıp da Ekim ayının sonlarına kadar uzanan, hiç yağmur görmeyen yazlarını bu yıl İstanbul'da da yaşayacağımı hiç aklımdan geçirmemiştim doğrusu....

       İstanbul'daki yeni yaşamım iki ayı doldurdu. Ağustos'un ikinci yarısı da ha doldu, ha dolacak. Oysa eskiden böyle miydi İstanbul'da ve de Hayrabolu'mda havalar...

       Hele hele Ağustos'un on beşinden sonra hemen her hafta Hayrabolu'ma düşen yağmurlar nasıl da serinletirdi havaları... Eksik etmezdi insanlar akşamları, yazlık sinemalara, hastane bayırındaki parka giderken omuzlarına aldıkları hırkalarını... Hatırlamaz mıyım rahmetli anacığımın; "Oğlum, Ah-met hırkanı unutma, uşutursun soona !" ikazını... Sonra Pazar günleri sabahtan rastladığım, Koşubayır'dan komşumuz Hayraboluspor'un unutulmaz kaptanı Ergül Ağabeyimizin, " Akşamüstü sahada ol Koço! Sizin maç erken !" dediğinde nasılda bakardım gökyüzündeki bulutlara ve dua ederdim yağmur yağmasın, maç iptal edilmesin diye...        

       Ne günlerden ne günlere...

       İstanbul'a geldiğimden beri hep bakmışımdır gökyüzüne... Birkaç bulut gördüğümde, umutsuzca tekrar etmişimdir içimden yıllar öncesine ait duamı tam tersine, o yıllardan bugüne kalan pişmanlık duygularıyla taa yüreğimin derinliklerinde... İnanamıyordum bir türlü meteorolojinin bile, "yarın yağmur var!" haberine...

       Pazartesi günü boşuna beklemiştik akşama kadar yağmur ha geldi, ha gelecek diye... Gece geç vakitler uykuya dalmaya çalıştığım saatlerde, bir parça gök gürültüsü duyduğumda, hemen pencereye koşar olmuştum, iki damla yağmurun cama vurması umuduyla.... Uykuya daldığımda bile gök gürültüsü ve yağmurun sesini duyuyor gibiydim kulaklarımda...

       Sabah kalktığımda doğru pencereye koştum. Yerler ıslaktı, ama yağmur gelip geçmişti bizim sokaktan sanki... Yine de belli belirsiz bir çisenti var gibiydi, ya da bana öyle geliyordu, çünkü canım çok istiyordu...

       Bir parça ıslanmış asfalta basmak, bu arada ekmeğimizi ve gazetemizi almak için aşağıya indim. Sanki bir anda yağmur hızlanacakmış gibi, şemsiyemi de yanıma almayı ihmal etmedim... Bahçedeki toprak mis gibi kokuyordu... Belli ki yağmuru benden çok daha fazla özlemişti ve benden daha çok istiyordu... Hiç açmadım şemsiyemi... İstedim ıslatsın o güzelim, hasret kaldığım yağmur saçımı, başımı, ellerimi ve de her yerimi... Gidersin bir anda ona olan özlemimi... Normalden daha yavaş indim yokuştan aşağı... Yanımdan geçenlerin, elimdeki açılmamış şemsiyeye fırlattıkları garip bakışları tınmıyordum bile, naylon poşetteki ekmeklerim ve gazetemle çıkarken yokuş yukarı....

       Hayrabolu'ma selam ve sevgilerimle

       Ahmet Hoca     

 

       31.08.2007

       akarabey@hayrabolu.net

Akdeniz'den
Mektuplar
AHMET KARABEY
Web Page Maker, create your own web pages.