...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
       ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI...

       Yazında da, kışında da yaşadım Hayrabolu'mun güzel Ramazanlarını... Nasıl da unuturum kunduracılarımızla terzilerimizin sahur vakitlerine kadar süren, bayrama odaklanmış hummalı çalışmalarını...Spor Kulübümüze gelir sağlamak için tertip edilen tombala çekilişlerini; bu çekilişlerde gömlek, kravat, saat, kemer ve onlu paketlerde sigara kazanan insanlarımızın neşe içerisinde, sahurlarımızın habercisi davulcularla birlikte eve dönüşlerini... Bir şeyler kazanamayanların da umutlarını hiç hayıflanmadan ertesi geceye ertelemelerini...

       Şimdiki sebze pazarımızın yeri de rahmetli Deli Mehmet Abi'mizin Ramazan topumuzu ateşlediği yerdi... İftar vakti geldiğinde ilk o ilan ederdi tüm Hayrabolu'ya yemek saatini ve camiilerimizden yayılan ezan sesleri kaplardı gök kubbemizi... Sahur vaktinin dolduğunu da yine Mehmet Abi'miz duyururdu tüm halkımıza, Pazar-yerinde patlattığı topuyla... Sonra yine ezan sesleriyle başlanırdı ertesi günkü ulvi oruç günümüze...

       Geceleri sahura kadar çalışan kunduracılarımızla terzilerimiz için, bir de kulüpte geç vakitlere kadar tombala çekilişlerini takip edenlerimiz için bayağı bir geç başlardı gün... Genellikle öğleni bulurdu... Oruç yiyenler de olurdu... Bu gibi durumlarda kendilerine:

       " Ooo, Ali Bey! Dün gece sizin sokaktan davul geçmedi herhalde..." diye takılınılırdı. Gülüşmelere neden olurdu bu gibi latifeler... Ama kimse kimseye kızmazdı... Orucunu tutanlara büyük saygı, tutmayanlara veya tutamayanlara hep hoşgörü vardı...

       Rahmetli Mehmet Abi'nin bakkal dükkanından veresiye alışveriş yapardık o zamanlar... Nur içinde yatsın anacığım bir gün, akşam ezanına yakın bir saatte veresiye defterimizi elime verip bir şeyler almamı istemişti... ufak tefek bir şeyler... Alacağımı aldım. Ali Abi, aldıklarımı deftere tam işlerken:
       " Ali Abi yaa, bir de şu badem-ezmelerinden yazsana oraya..." dedim.
       " Hadi o da benden olsun... İftarlık yaparsın..." dedi Cıbırdak Ali Abim.
       Bir elimde annemin siparişi küçük bir paket, diğerinde badem ezmem soluğu Pazar-yerinde aldım. Deli Mehmet Abi'nin top atışını izlemeyi kafaya koymuştum. Bisikletçi Bedrettin Abi'nin(rahmetli) dükkanı önünde dikiliyordum... Bayağı bir de acıkmıştım... Kendi kendime:
       " Şu ezmenin ucundan bir kırıntıcık ısırsam bir şey olmaz her halde..." dedim...
       Biraz ısırdım... Ağzımın içinde kırıntıyı gezdirdim... Mehmet Abi, hazırlıklarını yapıyordu... Elimdeki ezmeden küçük bir kırıntı daha ısırdım.. "Bu kadardan bir şey olmaz..." diye içimden geçirdim... Mehmet Abi, ateşleme sopasının ucunu çakmağı ile yakarken, ben badem-ezmemin yarısına gelmiştim... Sopayı topun üzerindeki barut deliğine tuttu... Bir saniye sonra:
       " Gümmm!"
       Pek tabii ki, benim o çocukluk anılarımdaki ilk oruçlarımdan bir tanesi de, işte böylesine "Gümmm".....


       Hayrabolu'ma selam, sevgi ve Hayırlı Ramazanlar...

       Ahmet Hoca 

 

       15.09.2007

       akarabey@hayrabolu.net

Akdeniz'den
Mektuplar
AHMET KARABEY
Web Page Maker, create your own web pages.