...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
BUZ KAYMAA GİDİYİZ.....

Hayvan Pazarı'nın o koca alanı ne kadar da güzel olurdu o 50'li, 60'lı yıllarda kışın, kar yağdığında... Hiçbir kışımız da karsız geçmezdi aslında...  Yaşadığımız şu yılların çocukları gibi hasret kalmazdık kara asla... Alanı çevreleyen evlerde oturan bizler, o güzel yılların kışlarındaki Hayvan Pazarı çocukları ; ben, Hasibe Abla'nın Şerif ve kardeşi Şahin, Turkuşalar'ın Memet, Azze Ablanın Mümün ve Feyzaa'nın Hüseyin, Kolcu'nun Necmettin ile Gazozcu Zehra Abla'nın Necati'si  evlerimizde yer sofrasında, içine ev ekmeği  doğranmış sıcak tarhana çorbalı, soğanlı, turşulu kahvaltımızdan sonra nasıl da koştururduk  bembeyaz bir çarşaf gibi karla kaplanmış  o güzelim meydanımızda... Sabah erkenden,  sanki  geceden biz çocuklar için güzelce ütülenmiş bembeyaz çarşafı nasılda buruş buruş ederdik beş dakikada, koşuşturmacalarımızla... Kartopu, kardan adam derken soluk soluğa kalır, biraz nefeslenmek için bayağı bir kuytu olan, tek katlı kerpiç evlerin çatı altlarına tünerdik... Çatılardan sarkan buzlardan kopartıp susuzluğumuzu gidermeye çalışırdık...
Gene böyle bir sabaha gözümüzü açtığımızda ablam sofrayı hazırlıyor, annem peçkanın üzerinde kaynamakta olan tarhana çorbasını elindeki  tahta kaşıkla karıştırıyordu... Hayvan Pazarı'mız, her kış üç beş defa olduğu gibi bu sabah da yine karla kaplanmıştı... Henüz bizim tayfa  dışarı çıkamamıştı... Belli ki onlar da evlerinde tarhana çorbasını kaşıklıyorlardı... Kahvaltı edilecek, yapak çoraplar giyilecek, pantolon paçaları da o çorapların içine sokulacak ki  ayaklar kara lastikten çizmelerin içine rahatça girsin...
-        Adi be abla, sülesene anama... biraz çabuk olsun...
-         Sıkıysa sen süle...
Ablamla aramızdaki konuşmaya kulak kabartmış olacak ki rahmetli  anacığım :
-        Sana kaparsam maşayı, görüsün çabuk olmayı... Sabahın küründe b.k mu araycan sokakta... asta olmaa...
-        Yok ba ana... Çok acıktım da....
-        Ben bilıyım senin niyetını... Utur uturdugun yerda...
Sesimi kestim. Camdan dışarısını seyretmeye koyuldum... Çok geçmeden Şerif'le Şahin'in, arkalarından  Turkuşalar'ın Memet'in  meydanda turlamaya başladıklarını fark ettim.  İçim içimi yiyordu. Geç kalmıştım...
Neyse ki  birkaç dakika sonra bizim çorba da hazırdı... Karnımı doyurdum. .. Kazağı, ceketi, pantulları giyip;  yapak çorapları, çizmeleri ayağıma geçirmemle kendimi dışarı atmam bir oldu sanki... Biraz geç mi kalmıştım ne? Meydandaki koşuşturma sona ermiş, çocuklar bir araya toplanmışlar, bir şeyler konuşuyorlardı...
-        Ne oldu ba kızanlar... Neçin oynamıyız... Neçin kardan adam yapmaayız... Yosa biyere mi gidiysiniz?
-        Eee, gidiyiz ya...
-        Nereye büle be ?
-        Maacır maalesine... Buz kaymaa... Baaçelerin orası çok güzel buz tutmuş... Bütün maacır maaleliler ordaymış.... Gavur Aliler, Mamutlar, Züberler... Atta bizim Feritler, Mümünler , Cemiller bilem gitmiş..... Adi yürüyün....


       Hayrabolu'ma selam ve sevgilerimle
       Ahmet Karabey


       21.02.2008

       akarabey@hayrabolu.net

Akdeniz'den
Mektuplar
AHMET KARABEY
Web Page Maker, create your own web pages.