...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
HAYRABOLU'DA KARPUZ  ZAMANI

Kış geçti, buzlar eridi; bahar, papatya ve gelincikleri ile uçup gitti ve okullar tatile girdi. Çocuklar gene sevindi. Temmuz, sıcaklarıyla insanlarımızı akşam serinliğine, çay bahçelerine çekti. O sıcak eş dost muhabbetlerinde, aramızdan zamansız ayrılan sevdiklerimiz yâdedildi...
Zaman ne kadar çabuk uçup gidiyor avuçlarımız arasından....
17. Ayçiçek Festivali yerini 18.sine bırakmak üzere, yaşanan acı günlere hiç kulak asmadan. Ne kadar acımasız geliyor insana aradan geçen bunca zaman... Sanki alay ediyor biz yaşlanan Hayrabollularla hiç durmadan... Kimbilir, belki de biz algılıyoruz bunu böyle zaman zaman...
Gene de insan geçen yıllara kızmadan, darılmadan kendini alamıyor çok gerilerde kalan yıllara uzanmadan...
Bu yılın ilk yerli karpuzları kasabaya getirilmiş, ırak bir köyümüz olan Emiryakup'tan. Üçer beşer satılmış çarşı pazarda, sanki kapışılmış halkımız arasında, belli ki lezzetinden ve tadına doyum olmadan...
Eskiden de gelirdi köylerimizden böyle karpuzlar. Bizim mahalleye yakın diye mi ne? Çıkırıkçı'nın karpuzları pek makbûldu ve tükenirdi daha çarşıya ulaşmadan. İnsanlar, hani o bizimkiler gibi tarlası, tezeği olmayanlar şimdiki gibi üçer beşer değil de onar, onar; yimişer yirmişer satın alırdı o güzelim karpuzları öküzlerin çektiği arabalardan. Daha mı zengindi sanki halkımız ne? Bilemiyorum. Hem öyle, şimdiki siyasetçilerin dediği gibi adambaşı yıllık gelir on bin dolar filan hiç değildi! Belli ki çok çok daha iyi imiş de o zamanlar, bunların hesabı bile yapılmazmış... İşte yine geldik be kardeşim.... desene.... Nereden nereye ? ? ? 
Konu komşunun çoğu da çiftçi idi o zamanlar. Akşam üzerleri tarlalarından dönerlerken, yolda rasladıkları biz komşu çocuklarına da, " Ahmet! Şerif ! Necati ! Alın bunları eviniza güturun. Evdakilera da selam süleyin " diyerek birer ikişer karpuz kavun verirlerdi, karşılığında hiçbirşey beklemeden, sadece hal hatır için, sevap için, Allah rızası için... Nasıl? İnanamıyorsunuz, masal gibi geliyor değil mi?
Hem o karpuzlar şimdikiler gibi "iki üç günde yedin yedin, yemedin çöpe at!" cinsinden değildi. Arada bir sarı olanları da çıkardı. "Kış karpuzu" filan derlerdi ama bal gibi de yenirdi daha kış gelmeden. Evde karpuz çok olunca, sedirlerin ve divanların altı da hep dolu olurdu. "Karpuz peynir ekmek" hâlâ moda! Biraz, biz fakir fukara için pahalı da olsa! Dedikleri gibi adam başı yıllık gelir on bin dolara da dayansa!

Hayrabolu'ma sevgilerle
Ahmet Hoca


12.08.2008



Akdeniz'den
Mektuplar
AHMET KARABEY
Web Page Maker, create your own web pages.