NELER KAYBETTİK... İYİ Mİ ETTİK... KÖTÜ MÜ ETTİK ...
Yaz geceleri neyse de kış geceleri zifiri karanlık olurdu Hayvan Pazarı meydanı. Meydana bakan yedi sekiz kerpiç evin küçük pencerelerinden sızan sarı ışıklar, güçlerini içerde yanan gaz lambalarından alırdı, yerel elektrikler kesik olduğu zamanlar..... Sarban-ı Ahmed Tekkesi'nin meydana bakan demir parmaklıklı camından, içeride yatsıya kadar ancak dayanan mumların ışıkları da ellerinden gelen yardımı esirgemezdi meydanın sakinlerinden... Haa bir de, bu aydınlanma işine katılan, Tekke'ye tam karşıdan bakan, Nalbant Fevzi'nin çocuklarına miras bıraktığı iki katlı binanın önünde gece geç vakitlere kadar hiç sönmeyen "Üçüncü" sigarası vardı, yaşını bir türlü kestiremediğimiz Hasip'in ağzından...
Hasip, binanın önündeki tahta kasaları ve içerideki malları beklerdi geceleri geç saatlere kadar... Üşürdü besbelli, sırtından eksik etmediği, devletin verdiği kalın gri paltosu, başında şapkası ve ayağındaki Beykoz postallarına rağmen... Sık sık öksürürdü... Ne dediği çoğu zaman anlaşılmazdı ama konuşması da gerekmezdi görevini yaparken.. Spor-toto oynamayı ihmal etmezdi. Bilmem neden... Ne yapacaktı ki çıkacak parayı bu yaşında yalnız yaşarken... Pazartesi ve Perşembe günleri saat dokuz olmadan binanın önüne gelen at arabalarını hizaya sokardı ağzında eksik etmediği sigarasıylan...
Mahalleden hamallar da üşüşürdü meydana, o gün nasiplerine düşecek ekmek paralarını çıkarmak için koşuşturan... Aslında esas parayı arada bir gelen kamyondan indirilen mallar ve o kamyona yüklenen boş kasalar getirirdi... Ve de en çok o gecelerde neşesini bulurdu bizim mahalleli...
Altmışlı yılların sonu, yetmişli yılların başına kadar saltanat sürdü içinde taşıdıklarından daha ağır bira, şarap, likör, rakı ve votka kasaları. Yetiştiremez olmuştu Tekel, Hisar, Samsun, Maltepe gibi halkın arkadan motorlu dediği sigaraları...
Kötü alışkanlıklardı insanlarımız için aslında bunlar. Belki bunun bilinceydi bütün bu mamüller ve belki de bu yüzden hayatımızdan çekip gittiler ! ! !
Ya onları üretenler, getirenler, depolarda bekçilik edenler, götürenler şimdi ne haldeler ???
Kurtulduk mu sanki bütün bunlardan?
Geçilmiyor artık ortalık çeşit çeşit içkiden, çeşit çeşit sigaradan. Hem de almak zorundamıyız bütün bunları elin gavurundan...
Bir de dem vurmuyorlar mı bazıları, sanki vatandaşı düşünüyormuş gibi ikide bir "Dumansız Hava Sahası" ndan, işte o zaman bir daha kahroluyor insan, kaybettiklerinin arkasından melül melül bakaraktan...
Hayrabolu'ma selam ve sevgilerimle…
Ahmet Hoca
10.04.2010