ADI GİBİ
Dinledi,
"Hemen yarın geliyorsunuz, ben saat dokuz gibi oradayım." dedi.
Cumartesiydi, saat dokuz onbeş gibi geldi. Üzerinde bir tişört, ayağında blucin ve spor ayakkabılarıyla 35- 40 yaşlarında bir genç... Eli yüzü düzgün, gözleri ve sözlerinden samimiyet akan, hem hastaya hem de yakınlarına güven veren biri...
" Bu, işini bilen bir doktor!" diye bir düşünce geçti aklımdan.
Bu düşünce, Mevlâna'nın o meşhur özdeyişini hatırlattı bana: " Ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok! Ne elbiseler gördüm, içinde insan yok!"
Kısa bir muayene ve şikayet dinlemenin ardından hastayı rahatlatan bir konuşmayı takiben, " Hemen bir ultrason! Belki endoskopiye gerek kalmaz!" dedi...
Ultrason raporunu kendisine sunmadan önce ben de safra kesesindeki 1 cm'lik taş ve kese içerisindeki çamurumsu sıvı hakkındaki bilgiyi okudum ama ne anlama geldiğini bilmiyordum.
"Bu taşın ve sıvının alınması gerekiyor. Ne dersin, ne zaman alalım? Hemen mi, yoksa daha sonra mı?" diye hastasına sordu.
"Aman aman, canıma yetti on günden beri bu ağrılar be oğlum! Hemen olsun!"
" Haydi o zaman, hayırlısı Allah'tan!"
Gerekli testler yapıldı. Hasta hazırlandı.
Görevliler hastayı götürürken bize dönüp, " Hiç merak etmeyin, Salih Bey için bu tür operasyonlar çerez..." diyerek yüreğimize su serptiler.
Bir buçuk saat süreceği söylenen operasyon, bir saat dolmadan başarıyla tamamlandı.
Hasta kendine geldikten sonra Salih Bey ziyaretimize geldi, geçmiş olsun dileklerini sunarken, hastamızın şikayetleri sona ermiş gibi görünüyordu. O da, biz de çok mutluyduk.
" Bu gece misafirimizsiniz, yarın gidersiniz... " diyerek yanımızdan ayrıldı.
Ertesi sabah her şey normale dönmüştü sanki... Salih Bey geldi. Ameliyat yerlerine baktı. Pansumanını yaptı. "Salı günü bir kontrole gelirsiniz, cumartesi günü de dikişlerinizi alırız. Herşey gayet iyi, tekrar geçmiş olsun." dedi.
Para pul gözünde değildi Salih'in... Emekli işi bir hesap çıkarttırmıştı Hastaneden...
" Sana daha ilk günden, ne insan evladıymışsın sen diyecektim be Salih Bey ama bu güne kısmetmiş; sağolasın, varolasın." deyince ben, "Ben bütün hastalarımıza böyleyim, sizin için bir ayrıcalık yapmadım." dedi.
"Sen nerelisin be Salih Bey kardeşim?" diye sordum.
" Ben, Tekirdağlıyım. Babam, Dedelerim Malkara'nın köylerinden..." deyince daha bir yakınlaştım Salih'e.
"Biz de Hayrabolluyuz!"
Salı günü, kontrole gideceğimiz gün hastamızda eski şikayetler yine baş göstermişti... "Acaba ilaçlardan mı ?" diye düşündük.
" Bu gece burada kalıyorsunuz, yarın endoskopi yapıyoruz!" dedi Salih Bey. Engellerden biri aşılmıştı, operasyonla. Ama başka bir şey daha vardı. Salih Bey onu da bulacaktı. Ve buldu da ertesi sabah.
Oğlumla beni de aldı Endoskopi Odasına. Herşey çıktı ortaya. Salih'imiz görsel bir tıp dersi verdi bizlere. İçimizi ferahlattı. İç Hastalıkları Uzmanı Ahmet Bey ile birlikte verdiği ilaçlarla huzura kavuşturdu bugün bizleri. Sağ olsun, var olsun... Allah tuttuğunu altın etsin..
1985 te İstanbul Tıp Fakültesi'ni kazandığında benim de İngilizce Öğretmenliği yaptığım İhsan Göçmen Ağabeyimizin dershanesine geliyormuş meğer Salih'imiz... Bugün, o delikanlımız Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Salih Okudan Bey ...
Nereden nereye...
Salih Kardeşim her sabah erkenden motoruna atladığı gibi sırtında "Hayır Torbası"yla hastanesine koşuyor, güzel ülkemizin güzel insanlarına şifa dağıtıyor. Eminim ki Salih'imizin "Hayır Torbası", " Para Torbası" ından binlerce defa daha ağır çeker.
İşte bizim Salih'imiz, adı gibi iyi bir insan, herkese yararlı, yetkin ve de şifa dağıttığı herkeste hakkı olan, yaptıkları ve yapacaklarıyla gurur duyacağımız bir hemşehrimiz...
Ne mutlu onu yetiştiren ana babaya, ne mutlu bizlere... Atatürk'ümüzün yıllar öncesinden işaret ettiği gibi yurdumuz gençleri arasından çıkacak daha nice Doktor Salihlere....
Hayrabolu'ma selam ve sevgilerimle
Ahmet Hoca
28.10.2010