SİDE, NAR ve SONBAHAR....

2000 yılının Haziran ayında, Antalya'nın Manavgat Koleji'ne, İngilizce Bölüm Başkanı olarak geldiğimde, ortalık cayır cayır yanıyordu adeta. Bu insanlar nasıl yaşıyor, nasıl dayanıyordu bu sıcaklara, nasıl yabancılar uçaklar dolusu akın akın geliyordu buralara?
Meğer insanlar, klimalı odalarında, güneşin kavuşmasını bekler, böyle sıcaklarda yaz ayları boyunca, hiç dışarı çıkmazlarmış. Biz de öyle yaptık, herkes gibi, biz de evimize bir klima taktırdık, ama günlerimizin büyük bölümünü Manavgatlıların tersine, memleketlerinde güneşe hasret yabancılarla, ya denizde, ya da havuzlarda yaşadık.Böylelikle, bizim için cehennem sıcağı sayılan, yaz aylarını geçirdik ve zoru zoruna, sonradan alışacağımız, Kasım'ın ortalarında başlayan, Akdeniz Sonbaharı'na eriştik..
Sonbaharla birlikte tanıştık ağaçlara doluşan portakallar, mandalinalar, limonlar, ayvalar ve de Side'nin Mitolojisinden süzülüp gelen narlarıyla...
İşte o narlar alıp götürdü beni yıllar öncesi Hayrabolu'ya. O yıllardaki, önünde bugünkü havuzlu parkıyla, ahşap Belediye Binası'na ve bitişiğinde bahçesi bulunan, iki katlı, yarı kagir Gazi Ömer İlkokuluma.
Teneffüslerde, cebimizde üç beş kuruş harçlıkla, bahçe kapısından dışarı seğirttiğimizde, ilk önce Beyazıt Aga'nın fırınını, sonra itfaiyeyi, daha sonra da Rıfat Çavuş'un Tekel Bayii'ni ve de Tüfekçi Hakkı Amca'nın dükkanını geçince, Uzunköprü Caddesi'nin karşısına geçer, soluğu arkadaşımız Şaban Ulus'un rahmetli babasının Manav Dükkanında alırdık.
Yeni gelen, sarı sarı ayvalara, pembeli kırmızılı narlara hayranlıkla bakar,hayalimizde; dergilerimizdeki resimleriyle karşılaştırır, ortaklaşa aldığımız bir ayvayla narı parçalara ayırırken büyük bir haz duyar, fakat bu hazzın içinde yüzerken yakamızı , önlüğümüz veya kısa pantolonlarımızı nar suyuyla lekelediğimizde, akşam evde yiyeceğimiz sopanın  hesabını yapmayı unuturduk...
Burada ise, limonlu, mandalinalı, portakallı, greyfurtlu, avokadolu, muzlu, yer elmalı, cevizli, ayvalı ve narlı hayatımıza başlayıp sonbahar geldiğinde, beni en çok ayva ile nar etkiledi ve hele bu son zamanlarda memleketim, sen Hayrabolu'dan gelen acıklı haberler, kaybettiğimiz ağabeyler, büyük şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı'nın dizelerindeki ayvalı, narlı, ama hüzünlü Sonbaharları hatırlattı...
                                 
                                  " Ayva sarı nar kırmızı Sonbahar !
                                   Her yıl biraz daha benimsediğim.
                                   Ne dönüp duruyor havada kuşlar ?
                                   Nerden çıktı bu cenaze?  Ölen kim?
                                   Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar...." 

Sonra çok merak ettim, araştırdım. Bu bölgede, en az portakal kadar bol olan NAR'ın nereden geldiğini öğrendim. Mitolojik, enteresan bir hikaye; sizler de bilin istedim. Bir gün buralara gelirseniz, Side'nin ne olduğunu daha önceden bilin dedim.
Mitolojik Çağlarda, buralardaki dağlarda, Taurus Tanrı ve Tanrıçaları yaşarmış. Taurus adlı Tanrının Side adında çok sevdiği bir kızı varmış.İlkbahar geldiğinde, kız, Manavgat(Manua) nehrinin boyunca gezip oynamaya, nehrin Su Perileriyle(nymphe) şarkılar söyleyip, dansetmeye bayılırmış.
Bir gün, yine dağlardan aşağılara inip, nehir kenarında Su Perileriyle buluşmuş, el ele, kol kola denize kadar ulaşmışlar.Dönüş yolunda şarkılar söyleyip, danslar ederek nehir boyunca ilerlerken, Side güneşte pırıl pırıl parlayan çiçekleri ve yaprakları olan bir ağaç görmüş. Çiçekler o kadar hoşuna gitmiş ki, ağaçtan küçük bir dal koparmaktan kendini alamamış... Fakat o da ne ? Dalın koptuğu yerden kan gibi kırmızı bir sıvı akmaya başlamış... Ve çok geçmeden ağacın altına yayılmış...Side'nin ayakları toprağa yapışmış, olduğu yerde kalmış... Su Perilerinin yardımı hiçbir işe yaramamış... Güneş kavuşurken, Su Perilerinin korkulu bakışları arasında Side, bir anda, dalını kopardığı ağacın şeklini almış...
Tanrı Taurus, durumu öğrenince çok üzülmüş ve halkıyla beraber Nehir kenarına inmiş, Su Perilerinin yardımıyla Side'yi bulmuş, ağacı koklayıp öpmüş ve etrafındakilere dönerek :
" Bundan sonra, benim sevgili kızım Side yok, ama canıyla, kanıyla oluşturduğu bu ağaç var. Çocuklarınız bundan böyle, Side'm eğlensin, yalnız kalmasın diye gölgesinde oynayacak, her sonbahar geldiğinde, içlerinde yüzlerce Side taşıyan meyvesinden yararlanacak ve Side sonsuza dek yaşayacaktır !" demiş.
O gün bugün, Manavgat Nehri'nin çevresi Nar Ağaçlarıyla kaplanmış ve deniz kenarında, binlerce yıllık bu köye, "nar" anlamında "Side" adı verilmiş; Lidyalılar, Frigyalılar ve Romalılardan bu yana, hep bu adla anılmış...

Sevgilerimle....
Ahmet Öğretmen

11/11/2006


akarabey@hayrabolu.net


Web Page Maker, create your own web pages.