MİLLETİMİZ VE GELECEĞİMİZ
Tarih nedir? Tarih bir kronolojik olaylar veya rakamlar silsilesi midir? İki tarih arasına sıkıştırılmış yazılar, nakiller, hikayeler insanın, mekânın ya da eşyanın kaderini anlamaya,anlatmaya yeter mi?
Tarihi yazan, anlatan veya nakledenlerin içinde bulundukları sosyal ve psikolojik durum veya etnik, dini ve kültürel kimlikleri hadiselere bakışlarını sübjektif bir hale getirebilir mi vs. vs. Bu sorular uzayıp gidebilir. Biz bütün bu tartışmaların ötesine geçip kabaca şöyle diyebiliriz zannederim:
Tarih bir milletin ortak hafızasıdır. Millet nedir o zaman? Millet: Ortak aidiyet duygusu ile bir araya gelmiş insanlar topluluğu. Yaşanmış bir olaydan şöyle bir örnek verecek olursak: Yunanistan'da yapılan bir yarışmada Rus sporcuyu Türk sporcuya tercih eden bir Hristiyan Gagauz Türk'ü'ne sorulduğunda "İnancım o tarafta olmamı gerektiriyor" dediği ama aynı ortamda bulunan ve Türk sporcuyu Rus'a tercih eden bir Makedon Müslümanın hali millet tarifimizde çok önemli bir ipucudur. Demek ki millet tarifimizde ve ait olma duygusunda inanç, kan bağından önce gelmektedir.
Bütün Osmanlı coğrafyasında zulüm gören insanımızın aklına gidilecek ilk ülke olarak neden Türkiye gelmektedir? Cevabı açıktır: çünkü orada kendi kültürünü daha rahat yaşayacağını ve çocuklarını o kültür ve inanç doğrultusunda yetiştireceğini bilmektedir insanımız.
Mıknatıs gibi çekmektedir mazlum göçmenleri toprağımız. Bu atalarımızın yerine getirdiği insanlık misyonunun hala bu topraklarda devam ettiğinin güzel bir örneğidir.
Tarihini ve geçmişini bilen ve meydana gelmiş olaylardan, yaşanmış acı-tatlı hadiselerden gerekli dersleri çıkartan, sebep-sonuç ilişkisini kuran ve günümüzde meydana gelen-gelmesi muhtemel olan olayları gereği gibi değerlendiren toplumların, dünya milletler camiasında şerefli bir mevkie sahip olması ve mutlu müreffeh, yarınından endişe etmeyecek bir şekilde yaşaması mümkündür.
Atalarından miras olarak devraldığı kültürel değerleri çağın kazanımlarıyla da harmanlayıp, sentezini yaparak yaşamanın, yaşatmanın hazzını çıkaran, etrafa mutluluklar saçan, kimseye düşmanlık etmeyen, ama aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın konumundan kaynaklanan muhtemel tehlikeler konusunda da dikkatli olan, nerden geldiğini ve dünyada gideceği yerin neresi olabileceğini iyi kestiren, ataları ile iftihar eden ama ataları ile övünmenin yarın kendisi ile övünülecek bir ata olmaya yetmeyeceğinin de bilincinde olarak çok çalışması gerektiğinin farkında olan büyük Türk milletinin mensupları olarak dün olduğu gibi bu günde önce kendi milletimize sonra da büyük insanlık ailesine hizmet etmenin zevkini yaşamak ve M.Kemal ATATÜRK'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" özdeyişini iyi anlamak zorundayız. Bu özdeyişi herhalde kışlada çok kullanılan şu özdeyiş en güzel bir şekilde izah etmektedir. " Hazır Ol Cenge, İstersen Sulhu Salâh"
Sözün özü eğer tarihimizin şanlı yaprakları arasında dolaşırken yarınımızı nasıl kuracağımızı da düşünmüyorsak, bu zevkli tarih gezintileri fantastik bir roman okumaya benzemekten öte geçemeyecek ama eğer tarih bilincini doğru bir şekilde oluşturup, nesillerimize aşılayıp, onları modern zamanların eğitim ve öğretim vasıtalarından da fırsat eşitliğine uygun bir şekilde istifade ettirebilir ve milli kültürümüzden evrensel kültüre bir kapı açabilir isek geleceğimiz için endişelenmemize gerek olmayacaktır sanıyor ve ümidimi bu yönde koruyorum.
ZEKi ÖZKAN
20.01.2007
zekiozkan@hayrabolu.net