KUTLU MİSYON

Ellerimizin arasından nasıl da kayıp gitti o bizi evrensel ve değerli kılan muhteşem kültürümüz.
Ne idi bizi üstün kılan?
Halkımızın belki de bu günkü kadar olmayan, belki de değil mutlaka bugünkünden daha düşük olan okur-yazarlık seviyesine rağmen Ortaasya bozkırlarından gelirken yanında, heybesinde  getirdiği sadece pastırması, peyniri, yoğurdu, ekmeği değil idi mutlaka.
O yüce bir misyon ve som bir kültürle yola çıkmıştı.
O'nun  diyar-ı Rum ve daha batısındaki  hedeflere yönünü çevirmesinin sebebi ne idi acaba?
Göçebe ve çoğu  okuma yazma bilmez bu insanlar nereden gelip nereye gitmede idiler?
Tarihin gördüğü en uzun yürüyüşü yaparak nereye gitmede idiler bu küçük cüsseli insanlar.
Küçük yapılı Türk atlarıyla. 
Tanıdık geliyorlar, her ne kadar yola çıktıklarında çekik gözlü olsalar da hedeflerine varıncaya kadar simaları da değişmişti.
Yol boyunca kültür vermiş , ama kız almışlardı. Soy soylamış, boy boylamışlardı.
Irk  ve sınıf ayrımı bilmiyorlardı. Üstün ırk nazariyesi olmamıştı hiç anlayışlarında.
Öyle ya insan bir hayvan değildi  ki, soyunu ıslah edesin.
İnsanlık kafada, gönülde olan bir şeydi.
Nasıl kahramanlık sadece pazuda olmayan, önce akıl ve yürek gerektiren soyut bir şey ise,
insanlık da öyle bir şeydi işte.
Evet, onlar bizim yabancımız değiller.
Kimimizin anası-atası, kimimizin akrabası,
Onlar kaderin onlara yüklediği ve kendilerinin "kızılelma" olarak tanımladıkları yüce bir ideale, "Nizam-ı Alem"e doğru yürüyorlardı.
Niçin aleme nizam verilecekti?
Çünkü tarihin karanlık çağlarından beri yeryüzüne hakim olan   acımasız ve zalim güçler,
insanoğlunu  mutsuz ve bedbaht ediyorlar, kanları, canları ve alın terleri üzerinde sahte medeniyetler inşa ediyorlardı.
Onları yola çıkaran kutlu insan Hoca Ahmed Yesevi Hazretleri idi.
Ve güneşin battığı yönü  işaret ediyordu.
Batıya..batıya…güneşi takip edin…..
Gidin erenlerim…, gidin derviş-gazilerim….., gidin derviş-bacılarım…..
Sizi bekleyen, sahte medeniyetlerin baskısı altında inleyen  ve ışığın doğudan geleceğini bilen milyonlarca ezilen, hor görülen insana ulaşın.
Hakiki ışığı o diyarlara ve gönüllere ulaştırın.
Ve onlar bu kutlu misyonla uzun mesafeleri kat ederek geliyor ve  yaralı, ezik gönüllere;
Yunus'larla, Mevlana'larla, Hacı Bektaş-ı Veli'lerle, Sarban Ahmed-i Veli'lerle ilahi mesajı ulaştırıyor  ve onlara insan olmanın erdemini   yaşatıyordu.
Öyle muhteşem zamanlardı ki,
Fransa'da Türk rüzgarları esiyor ve zengin Fransız evlerinde şark köşeleri düzenleniyor,
Fransız hanımları Türk kadınları gibi baş bağlamayı moda haline getiriyor, analarımızın tülbenti Fransızca bozuk bir söyleyişle türban oluyordu.
Ellerimizin arasından nasıl da kayıp gitti o bizi evrensel ve değerli kılan muhteşem kültürümüz.
Bugün gayrimüslime bile hoşça bakmak değil, bizden olupta biraz farklı düşünenin gözünü çıkarmaya çalışıyoruz.
Kanımız bile kurtaramıyor bizi.
Demek ki insanı üstün kılan değer inançlar, eğitim ve kültürmüş.
Türklüğü, Kürtlüğü, Arnavutluğu, Araplığı  kendimiz seçmiyoruz; bunlar birer isim,  sıfat değil. Kazanmak için ayrıca emek vermeye de gerek yok; önemli olan o zeminin üzerine neler koyabildiğimiz,  Yani emekle, empati ile, fedâkarlık ve anlayışla, yeri geldiğinde tahammül ve sabırla kazanılacak vasıflardan söz ediyorum.
İnsanın kalitesini artıran  şeyler doğuştan değil, emekle kazanılan vasıflardır.
Evet, yeniden yukarıdaki yüce ideallere, tekrar başa dönüp evrensel ve üstün olan kültürümüzü yeniden inşa etmeye ihtiyacımız var. 
Kutlu Yesevi'nin işaret ettiği yöne,  İnsanoğluna acılar yaşatan sahte medeniyet kurucularının karşısına daha güzel, daha üstün olanla dikilinceye kadar.
Onların bize dayattığı işgal, aç ve cahil bırakma ve birbirine düşürme oyunlarına gelmeyelim ne olur. Hedef batı….dönüş yok………….




ZEKi  ÖZKAN

05.02.2007

zekiozkan@hayrabolu.net



Web Page Maker, create your own web pages.