...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
Gelenekten
                  Geleceğe
ZEKİ ÖZKAN
DEĞİŞİM ŞART, GELİŞİM İÇİN !



       Son zamanların moda olmuş medyatik bir deyimi var: Eğitim şart diyoruz. Ama hep gözden kaçırılan bir konu da şudur ki, eğitimin, değişim için olduğu gerçeği. Değişim şart ve eğitim de bunun kaçınılmaz aracı ise o zaman niçin değişim sorusu akla gelebilir. Değişim şarttır, çünkü: İnsan nasıl biyolojik anlamda sürekli gelişip serpilmekte ve büyümektedir. İşte akıl,düşünce ve psikolojik,  kültürel anlamda da öyle bir gelişme ve olgunlaşma sürecine gireceği aşikardır.

       Emeklemeye başlayan yavrumuz bir önceki haline göre değişmiştir ve yürümeye başladığında tekrar değişmiş olacaktır. Ve bu değişim -belli bir zamanda ki gelişim- doğum ile ölüm arasında sürekli devam edecek ve ölümle noktalanacaktır.

       Demek ki    etrafımızdaki varlıklarda meydana gelen ve kaçınılmaz olan sürekli   değişimi rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Aynı şekilde dünyaya gelen bir bebek de sadece ağlayabilirken, daha sonra kendi yaratılıştan gelen kabiliyetler ve  yaptığı gözlemler neticesinde etrafında ki eşyalara birer ad takacak, konuşmaya başlayacak ve zihni faaliyetlerini bu kelimeler ve bağlı olarak kavramlarla devam ettirecektir.

       Kavramlar ve semboller dünyası da sürekli değişecektir insanın. Çünkü o ilk duyduğu "şey"e bağlanacak ama daha sonra o "şey"in yeri başka bir şeyle değişecektir.

       İşte biyolojik değişim ve yaşlanma  nasıl kaçınılmaz ise psikolojik ve ruhi değişimimiz ve olgunlaşmamız da o ölçüde kaçınılmazdır. Yani düşünebiliyor musunuz? 18 yaşlarında ki bir insanın hala ilk günkü bakış açısını mükemmel ve ideal bulduğunu ve o günden bugüne asla değişmediğini övünerek söylemesi nasıl bir ahmaklıktır. 
                                                                         
       Bir düşünür "değişen insan, düşünen insandır" der. Tersinden bakarsak değişime direnen, düşünmeyen, zihni faaliyetlerini, akli melekelerini kullanmayan ve ilk duyduğuna, gördüğüne, çevresinde ona dayatılana nedenini ve nasılını irdelemeden kesin bir kabul ile bağlanan ve bunu bir "iman" haline getiren insan.

       Çocukken elimize geçen eşyayı dişler ve onun ne olduğunu anlamaya çalışırdık. Ama büyüdükçe algılar dünyamızda yukarıda ki bahsi geçen bu "sahte iman"a bağlı olarak   gelen donmalar sebebiyle, bir savunma psikolojisi geliştirerek eşyanın ve hadiselerin hakikatını aramayı bıraktık ve belki de değişmekten ve "ihanete" düşmekten korkar olduk. İşte bu yüzden bize benzemeyene veya biraz farklı olana düşmanca tavırlar sergilemeye ve değişik olana düşmanlık yapmaya başladık.

       Oysa çok övündüğümüz Müslümanlığımızın kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i, sardığımız kırkkat bohçalardan çıkarıp  göz ucuyla bir bakıverseydik, En'am Sûresinde Hz. İbrahim'in macerasını izlerken şunları görecektik. 

       74- Hani İbrahim, babası Azer'e dedi ki; "Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Ben gerçekten gerek senin ve gerekse kavminin açık bir sapıklık içinde olduğunuzu görüyorum.
       75- Biz İbrahim'e göklerin ve yerin görkemli egemenlik mekanizmasını böylece gösteriyorduk ki, o mü'minlerden olsun.
       76- Gece karanlık basınca bir yıldız gördü ve "Rabbim budur" dedi. Fakat yıldız batınca "Batanları sevmem" dedi.
       77- Arkasından ayı doğarken görünce "Rabbim budur dedi. Fakat o da batınca "Eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, kuşkusuz sapıklardan biri olurdum " dedi.
       78- Daha sonra güneşi doğarken görünce "Rabbim budur, bu daha büyüktür" dedi. Fakat o da batınca "Ey kavmim, ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz putlardan uzağım " dedi.
       79- Ben yüzümü, dosdoğru bir şekilde, gökleri ve yeri yoktan var edene yönelttim, ben O'na ortak koşanlardan değilim.                                                                                
       
       Yukarıdaki ayetlerden de anlayacağımıza göre atalardan devralınan kültürler ve  inançlar da bir nevi gardiyanları bulunmayan birer hapishane hükmüne geçebiliyorlar.  Bazen onlara bağlanan  kişi, şartlanmış düşünce ve duygularının gönüllü hükümlülüğünü  yaşayabiliyor. Ama Hz.İbrahim gibi gerçek imana ulaşmak için önyargılardan uzaklaşmak ve olayların nedenini ve nasılını araştırmak tabii ki zor olandır ancak  Kur'an ahlakı bize bu yolu tavsiye etmektedir.

       Kısacası korkak insan, sorgulamak ve değişmek yürekliliğini gösteremeyen insandır.

       Tabii ki ahmaklık yollarından birisi de başkalarının onay ve beğenisine ihtiyaç duyulduğu için değişime direnmektir. Ve bu gönüllülük esaslı bir ahmaklıktır.

       Sözün özü olarak tam bir bilinç, inanç ve şuur, tüm kuralların ve  bizden öncekilerden miras aldığımız inanç ve kanaatlerin sorgulanmasıdır diyebiliriz.





ZEKi  ÖZKAN

09.06.2007


zekiozkan@hayrabolu.net
Web Page Maker, create your own web pages.