DÜŞMANIMIZ: CEHALET VE TEFRİKA
Aydınlar, şairler bir milletin yolunu aydınlatıp kılavuzluk eden, geniş ufuklu, kendini iyi yetiştirmiş ve hayatını milletine adamış insanlardır. Batıda "aydın" kavramının içini "aydınlanma felsefesi" dolayısıyla biraz pozitivizm ve inkarcılık doldurur. Bizde ise nurlu, nurlandıran, ışıklandıran anlamlarına gelen "münevver" kavramıyla karşılanır. Zaten batıdan ayrılan en önemli farkımız da budur. Kaynağı köklerimizden olduğundan ona "aydın" ile beraber bazı çevrelerde "münevver" de denir.
Toplumun örf, adet ve inanışlarını özümsemiş; ütopik fikirlerden arınmış; yüzü geçmişe değil geleceğe dönük; hayallerden ziyade hakikate yönelmiş; ilmî bir donanıma sahip, her bir şahsiyet ama şair ama yazar ama akademisyen olsun her bir sanatkar bu millete, bu topluma hizmet eder, etmelidir.
Bu yazımızda "denizden bir damla" olarak merhum İstiklal Marşı şairimiz M.Akif ERSOY'un bazı konulardaki hayatî önem taşıyan düşüncelerini şiirlerinden çıkararak nazarlarınıza sunmak istiyorum. Zira vefatının 70. yılını geride bıraktığımız Akif'i hatırlamak, şiirlerini okumak, fikirlerinden istifade etmek gençliğimizin en önemli ihtiyaçlarından biridir. Kültürel ve ahlâkî yozlaşmanın önüne geçebilmek, köklerimizi daha da sağlamlaştırıp geleceğe daha emin adımlarla yürüyebilmek için medeniyet tarihimizin tozlu sayfalarında geçmişimizi aramak, yetişmekte olan neslin önüne Yunus, Mevlana, Sarban Ahmet, M.Akif ERSOY, M.Kemal ATATÜRK gibi model şahsiyetler koymak gerektiğini düşünüyorum.
Bunlardan Mehmet Akif hakikat şairidir; hayalle işi yoktur. Kalemini, yüreğini, aklını ve fikrini milletinin geri kalmışlığına derman aramak; dini hayatımızı hurafelerden arındırmak, "Asım'ın Nesli" diye sembolleştirdiği gençliği tehlikelerden korumak için feda etmiştir.
Mehmet Akif, gençlik için en büyük tehlike olarak "cehalet"i görmüştür.
"Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!"
diyerek milletini uyaran Akif,
"Demek ki: Atmalıyız ilme doğru ilk adımı!"
diyerek bu tehlikeye karşı çareyi de sunmuştur.
Ona göre cahilliği yenmek için en büyük görev öğretmenlere düşmektedir. Fakat Akif, ilmi öğretecek öğretmenlerde bazı özellikler arar. Öğretmenlerin bu ülke insanının nasıl yaşadığını, neler düşündüğünü, nelere sevinip nelere üzüldüğünü bilmesini ister. Kısaca öğretmenlerin maddî ve manevî yönden donanımlı olması gerektiğine işaret eden Mehmet Akif, bu konuda şöyle der;
" 'Muallimim' diyen olmak gerektir îmanlı;
Edepli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı."
Kendi günündeki, eğitimi yetersiz, milletin maneviyatından habersiz, yabancı ideolojilerin esiri olmuş veya gelecek için zararlı gördüğü öğretmen görüntüsündekilere açıkça tavır alır. Hatta böyle öğretmenlere öğrenci vermektense en büyük düşman olan cahilliğe bile razı olur.
"İlmi yuttursa hayır yok bu musibetlerden…
Bırakın oğlumu, câhilliğe râzıyım ben."
En büyük tehlike olarak gördüğü "cehalet"in temelinde yatan tembelliğe adeta ateş püskürür;
"Âtîyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak."
Sorumsuzluk ve neme lazımcılığa karşı insanları uyarıp onları gayrete getirmek için haykırır;
"Hüsrâna rızâ verme… Çalış… Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!"
"Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır!"
"Cehalet"ten sonra ikinci büyük tehlikeyi "tefrika" (Nifak, ayrılık, particilik) olarak gören Akif, buna karşı birlik ve beraberliğe vurgu yaparak milleti uyarır;
"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler; onu top sindiremez."
"Cehalet" ve "tefrika"yı toplumun can damarını kesen en büyük tehlike olarak gören Akif, bu dertten dolayı muzdariptir. Bu yangını yüreğinde hissettiğine dair bakınız şu mısralar ne kadar manidardır;
"Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım."
Bu ve buna benzer birçok konuda toplumun yaralarına merhemler sunan, Doğu ve Batıyı yeterince tanıyan; din ve dünya ilimlerine vâkıf olan Akif, Doğu-Batı kıyaslamaları ve Batı'dan almamız gerekenler konusunda da oldukça açık sözlüdür.
"Sade Garb'ın, yalnız ilmine dönsün yüzünüz."
Kurtuluş Savaşı'nda bizzat görev alan; İstiklâl Marşı için ortaya konan ödülü millete iade eden; Kastamonu'da Nasrullah Camii'nde bir vaazıyla binlerce insanın orduya katılıp Milli Mücadeleye destek vermesini sağlayan Mehmet Akif Ersoy hakkında, elbette daha söylenecek çok söz, ondan istifade edilecek çok nokta vardır. 27 Aralık vefat yıldönümü olması hasebiyle onu rahmetle anıyoruz.
ZEKi ÖZKAN
01.12.2007
zekiozkan@hayrabolu.net