...........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
AHMET KARABEY
Gelenekten
                  Geleceğe
ZEKİ ÖZKAN
GÖZÜN AÇ!

Gözün aç dediğim can gözüdür.
Sakın fikreyleme ki ten gözüdür.
Gözün aç, âlemin gör, anla halini,
Gözüne perde etme mülkü malını.

Bugün ki  örtesin  sen ten gözünü,
Hakikata bil ki açtık can gözünü.
Ve lî  aldar seni devr-i zemane,
Yine mail eder zevk-i cihane.

Bürür gaflet gözünü yine kardaş,
Olursan dîv ü mel'un ile yoldaş.
Yürekte derdin olsa kıssa alsın,
Benim söylediğimden hisse alsın.

İşitmezsen sözümü ben n'iderim,
Hemen ben söylerim ben işitirim.
Sözümü anlayâna gülşekerdir,
Nicesi gülşeker-i lal ü güherdir.

Değil ol lâ'l-i güher ki düzerler,
Kulaklarına avratlar dizerler.
Benim güher dediğim ayn-ı cândır,
Ki  ehlullah kalbinde nihândır.

Bu sözü söyleyen dîvane ussuz,
Onun'çün sözleri  böyle tuzsuz.
Bu tuzsuz dediğim sözüm tadılmaz,
Bilürsüz şekere hiç tuz katılmaz.

-Sarban Ahmed Divanı-

Bu şiirinde Sarban  Ahmed-i Veli  hazretleri bir talebesine hayata ve olaylara herkes gibi bakmamasını, hadiselere arifçe, derin bir sezgi ile ve hikmetler penceresinden bakması gerektiğini öğütlemektedir.

Ey kardeşim; gözünü aç ama sakın düşünme ki aç dediğim bu göz baştaki göz değil, can yani gönül gözüdür.
Akıllı, uyanık, zeki ol, aleme ibret ve hikmet nazarıyla bak, anla, gör halini!
Sakın bu can gözüne perde etme geçici olan ve azalmasından korktuğun mülkü malını.
Eğer sözümü dinlersen, artık başgözünü kapatsan da fark etmez , çünkü hakikate, gerçeklere, arif olanların, Hakk'ı görenlerin, bilenlerin dünyasına açtık gönül gözünü.
Oradan manevi alemleri seyrü temaşaya dal, yaratılış hikmetlerini, Hakk'ın tecellilerini ve insanın makamının nasıl yüce olduğunu ve eşyanın hakikatini gör!
Fakat ben yinede korkarım ki aldatır seni bu kötü zamanın insanları, yine  meylettirirler seni dünya nimetlerinin, zevklerinin, eğlencelerinin göz boyayıcılığına, aldatıcılığına.
Ondan sonra yine gaflet, manevi körlük bürür can gözünü, artık  hakkı duyamaz, önünü göremez, ardını seçemez olursun kardaş, eğer lanetli şeytan ve onun arkadaşlarıyla olursan yoldaş.
Ama eğer biraz yüreğinde derdin varsa bu kıssayı kendine al, benim söylediğimden ibret al, hisse al.
Fakat eğer yine sözümü işitmez, kulağını tıkarsan bu hakikat sözüme ben ne ederim, hep böyle ben söyler ben mi işitirim?
Sözümü   can kulağıyla dinleyip anlayana gülşeker gibi tatlıdır, fakat bu öyle bir gülşekerdir ki nicesi adeta  kıpkızıl bir mücevher gibi değerlidir.
Ama  sanma ki hani o kadınların ipe dizip boyunlarına, kulaklarına taktıkları mücevherdir.
Mücevher dediğim benim sözlerimdir; onlar kulaklara küpe olmalıdır.
Can kaynağıdır onlar ölü canlara, hayat kaynağıdır ki o yüce hakikatler, o tılsımlar Allah'ın gerçek dostlarının kalplerinde gizlidir.
Ancak  bu gibi yüce hakikatleri söyleyen benim gibi bu işlere ehil, layık olmayan,  aciz, fakir, deli-divane, akılsız, ussuz.
Onun için sözlerim böyle tatsız, tuzsuz.
Bu tuzsuz dediğim sözlerim aslında hiç tadılacak gibi değildir.
İşte bu yüzden şeker misali tatlı ve hoş bu yüksek manaları, hakikatleri anlatmak isterken onlara zarar vermekten öte geçmez bu tuzsuz sözlerim. 
Bilirsiniz ki şekere hiçbir zaman tuz katılmaz.



ZEKi  ÖZKAN

01.04.2008

Web Page Maker, create your own web pages.