HOR BAKMAMAK, HOS GÖRMEK!

Âşığa cevr eylese cânânı hoş görmek gerek!
Lütfu kahrın bir bilip cânânı hoş görmek gerek!
Hor bakmaz yetmiş iki millete merdâneler,
Yek cihet remzin bilen merdânı hoş görmek gerek!
                                               Sarban Ahmed

(Mâşuk âşığına eziyet etse de onun üzüntü ve sevincini bir bilerek kahrını da lütfunu da hoş karşılamak, sevgiliyi görebilmek, onun yüzüne bakabilmek için eza ve cefa farkı gözetmemek gerek,
Tek yan, tek yön sırrını bilen ve bu bilgelik doğrultusunda hiç kimseyi hor görmeyen hakikat erlerindeki hoşluğu, güzelliği de görüp takdir edebilmek gerek.)

Sarban Ahmed' de dikkatimizi çeken en önemli özelliklerden bir tanesi de İslâm tasavvufunun özünü teşkil eden "yaratılanı hoş görme" ve "yetmiş iki millete bir  göz ile bakma" anlayışının yaşıyor olmasıdır. Batı dünyasının ancak 19. yüzyılda geliştirebildiği bu kavramların bizim medeniyetimizce asırlar öncesinden hem de sadece entelektüel kesimler arasında değil imparatorluğumuzun her köşesinde ve her sınıftan insanın anlayışında yaşayabiliyor olması çok ilgi çekici bir husus olsa gerektir. Çok kültürlülüğün bir ayrılık sebebi ve emperyalist emellerin bu farklılıklar kültürüne dayandırılarak farklılığın bir zenginlik ve çeşni değil bir üstünlük duygusu, kendi anlayışını başkalarına dikte ve bu arada o insanları sömürü aracı haline getirme günümüz etnik milliyetçiliğinin temel problemidir. Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Sarban Ahmed gibi gönül adamları ve onların beslendikleri yüce İslâm dininin üstün hakikatleri sayesinde yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı bir kalite, bir erdem olarak algılayan bizim kültürümüz de ise farklılıklar bir zenginlik kabul edilmiş ve o farklılıkları anlayarak oradan  bir  sentez ile daha değişik bir modele geçişin denemeleri yapılarak özellikle Rumeli'nde muhteşem bir Osmanlı kültür dünyası ortaya çıkmıştır. Yetmiş iki millet ifadesine son derecede uyan çok farklı etnik köken ve kültürden insanlar bir araya gelerek yüzlerce yıl bir arada huzur içinde yaşamışlar ve kültür alışverişinde bulunmuşlardır. Orta çağ ve derebeylik zulmünden bunalan Hıristiyan ahali bu çok kültürlü coğrafyada yaşamayı öylesine sevmiş ve benimsemişlerdir ki "başımızda kardinal külahı görmek yerine Osmanlı sarığını tercih ederiz diyerek" Osmanlı ordularına kucaklarını açmışlar ve bir çok şehir savaşsız ve kan dökmeden kendi rızalarıyla Osmanlı yönetimine girmiştir. Muhteşem atalarımız gayri Müslim tebaayı askerlikten muaf tutarak onlardan sadece vergi almış ve onların her türlü dini ve kültürel adet ve geleneklerini, kiliselerini koruma altına almak için fermanlar çıkartmıştır. Yıldırım Beyazıt'tan sonra" fetret  devri" diye anılan ve on küsur yıl başsız kalan Osmanlı Devleti'ne bu gayri Müslim ahali bunu fırsat bilerek isyan etmemiştir.  Günümüz tarihçilerinin çok dikkat çektikleri bir hususta budur. Bu gün boşnağı, pomağı, arnavutu, gagauzu, torbeşi, patriotu vs. ile bir sürü etnik kökenden insan kendilerini Türk olarak ifade etmektedir. Bu da bizim millet anlayışımızın etnik kökene değil kültürel aidiyete dayandığının çok güzel bir örneğidir. İşte bu sebepledir ki  teknolojik üstünlüklerine dayanarak Ortadoğu'ya gelen ama kültürel arka planlarında bir Sarban Ahmed örneği olmayan güya medeni Amerikalılar o teknolojik üstünlüklerinin arkasında nasıl bir vahşet ve kan dökme eğilimleri olduğunu her gün ortaya koymaktadırlar. Bu sevinilecek bir durum olmamakla beraber her şerden bir hayır çıkarma anlayışımız gereğince biz katiller topluluğunun medeniyeti ile kendi medeniyetimizi karşılaştırmakta ve insanın hiçbir değerinin olmadığı bu vahşi kapitalist medeniyeti reddetmekteyiz ki inşallah bundan da nice hayırlar yeşerecektir.


ZEKi  ÖZKAN
29.11.2006

zekiozkan@hayrabolu.net



Web Page Maker, create your own web pages.